YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kürt Sorunu ve Çözüm Yolları
25 Şubat 2008 15:48
Kürt sorunu nedir?
Kürt sorunu nedir sorusuna cevap arayarak başlayalım.
Bu konu, tıpkı Ermeni sorununda olduğu gibi, bazı batılı ülkelerin kaşıması ve kışkırtmaları neticesinde ortaya çıkarak gelişmiş ve, sonra da sorun haline gelmiştir. Yapılan politik hatalar sebebiyle de büyümüştür. Aynı konu, “Güneydoğu Sorunu”, “PKK Sorunu”, “Terör Sorunu” ve “Ayrılıkçılık” olarak da ifade edilmektedir.

Kürt sorunu ne değildir?
Bu sorun bana göre Güneydoğu sorunu değildir. Bunu söyleyenler, bu coğrafi bölgedeki tabiat şartları ve mahrumiyeti öne sürmektedirler. Türkiye’nin, Güneydoğu kadar mahrumiyet şartları taşıyan, diğer bölgelerinde neden böyle bir sorun yaşanmıyor da, Güneydoğu’da yaşanıyor sorusunu sorduğumuzda, bunun bir coğrafi mesele olmadığını hemen anlayabiliyoruz. Mesele, Coğrafyadan kaynaklansaydı, benzer şartları haiz, diğer bölgelerde de olması gerekirdi.

Bölücülük sorunu mu diye sorarsak, belli ölçüde evet. Ama bunu yapanları, haklı göstermesi mümkün olmamakla birlikte bu, problemin özü değil esas sorunun bir sonucudur.

Terör sorunu mudur? Terör de aynı şekilde esas sorunun yansımasıdır. Problemin dışa vurmasıdır.

Esas sorun, başta da söylediğimiz gibi Batı ülkelerinin desteği ve kışkırtması sonucu, Türkiye’nin politik hatalarından da beslenerek büyüyen bir Kürt Sorunu’dur. Bölücülük de, terör de, temeldeki Kürt sorunundan beslenmektedir. PKK, Türkiye’nin elini zayıflatmak ve Türkiye’yi, çevresine karşı kontrol altında tutmak için kullanılan bir maşadır. Türkiye ve bölge ülkeleri üzerinde emelleri olan bazı ülkelerin, gizli servisleri tarafından oluşturulan, ülke içindeki işbirlikçilerden de ciddi destek sağlayan bir terör örgütüdür. PKK, Marksist, Leninist ve Ateist bir yönetim yapısına sahiptir. Kürt vatandaşlarımızın sorunlarını istismar etmekte ve kullanmaktadır. PKK bu sorunların çözümünü de katiyen istememektedir. Çünkü sorunlar çözüldüğü takdirde, PKK, kullandığı malzemeleri kaybedecektir. Türkiye, Kürt Sorununu çözüm yöntemi ile, PKK’lı teröristlere karşı mücadeleyi birbirinden ayrı tutmalıdır. Kürt sorununu çözerek bataklığı kurutmalı, başka yöntemlerle de bu bataklıkta üreyen sinekleri, yani teröristleri, devre dışı bırakmalıdır.

Coğrafyanın etkileri:
Bölgenin coğrafyasının zorlukları devletin buralarla ilgilenmesini zorlaştırmış, eğitim, sağlık, adalet, bayındırlık, ulaşım hizmeti, diğer bazı bölgelerde de olduğu gibi, yeterince verilememiştir. Devlet görevlileri, bölgenin zorlukları nedeniyle buralara gitmeyi tercih etmeyince, burası, çoğu zaman devlet için sürgün yeri olarak görülmüştür. Zoraki göreve başlayanlar ise, bir an evvel buralardan dönmenin yollarını aramaya başlamış ve bölge devamlı ihmal edilmiştir.

Teşhis ve tedavi sorunları:
Bir zaman sonra da ihmal, sorunu, sorun da ihmali tetikleyerek, kısır döngüye dönüşmüştür. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da, hadiseye sadece rejim ve güvenlik açısından bakan devletimiz, ne yazık ki problemi sadece askere havale edip kenara çekilmiş, hükümetler, sosyal çözümler üretme konusunda, elle tutulur ve sonuç getirir bir proje, ortaya koyamamışlardır. Zamanla hadise, terör konusuna indirgenmiş ve askerin tatbikat alanı haline hapsedilmiştir. Bu mesele yıllarca, terör, şehit, operasyon, olağanüstü hal gibi birkaç kelime etrafında konuşulmuş, özüne bir türlü neşter vurulmamıştır.


Hatalarımız:
Devlet, Kürt diye bir ırk olmadığını ileri sürerek reddetmiş, Kürt yok, onlar Türk’tür demiş, bölge insanına yeterli bir eğitim hizmeti götürüp, Türkçe’yi öğretememiş, ama Kürtçe konuşmayı yasaklamıştır. Devletin resmi dilini öğrenemeyen bir insana, ana dilini konuşmayı bile yasaklama siyaseti, insanlara dışlanmışlık duygusu vermiştir. Gizli servislerin çalışmaları ile sorun siyasi boyut kazanmaya başlamış ve ilerlemiştir. Devletimiz, sadece, dağlara taşlara, “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerini yazarak, güç gösterisi yapmış, problemi çözerek değil, bastırarak, gizleyerek veya inkar ederek, bazen de izleyerek, zaman kaybetmiştir. Bölgede, devlet adına görev ifa eden insanların, acemilikleri veya hataları, yaradaki kaşıntıyı ve tahriş alanını çoğaltmıştır. Devleti temsil edenlerin hatası, bölge halkı tarafından devletin hanesine yazılmış, ve küskünlük meydana getirmiştir.

Düşünebiliyor musunuz, öğretmenin, doktorun, polisin, hakimin, savcının, kaymakamın, valinin en acemileri, önce o bölgede görev yaparlar. Acemiliklerini, o bölgede atarlar. Genellikle, o bölgeyi daha önce hiç görmemiş askerler, orada askerliklerini tamamlar. Halbuki, o bölgede bir sorun vardır ve en kaliteli, en becerikli, en tecrübeli görevlilerin orada yer almaları ve sorunun çözümüne katkı yapmaları gerekirken, sorunun çözümüne katkı sağlaması gerekenler, bilmeyerek de olsa sorunun büyümesine, katkı sağlamışlardır.

Neden aynaya bakmıyoruz?
Şimdi size çarpıcı bir tablo sunmak istiyorum. Kız veya erkek her Türk vatandaşının sekiz yıl temel eğitim alması mecburi. Temel eğitim hizmetini ücretsiz olarak vermek de devletin görevi. Bu demektir ki Kürt, Türk veya diğer tüm çocuklar en az sekiz yıl, ve üstelik öğrenmeye ve etkilenmeye en müsait bir dönemde, devletin elinde. Liseyi okuyorsa, 3-4 sene daha eklemek gerekiyor. Üniversiteye gidiyorsa 2 veya dört sene daha devletin elinde bulunuyor. Erkek çocuklar ise, altı aydan on beş aya kadar, askerlik görevi gereği yine ilaveten devletin elinde.

Demek ki fazlasını saymasak bile her çocuk, en az sekiz yıl, devletin elinde olduğu halde, devlet olarak biz, bu çocuklara doğruyu, ülke sevgisini öğretemiyoruz. Peki nasıl oluyor da, terör örgütü, dağ başlarında, mağaralarda, imkansızlıklar içinde, aynı çocuğa birkaç aylık bir eğitim ve propaganda ile canını fedaya hazır hale getirecek bir motivasyon kazandırabiliyor. Bizim bütün devlet imkanlarıyla, üstelik okulumuza, ayağımıza kadar gelen bu çocuklara yapamadığımızı, nasıl yapıyorlar. Başımızı ellerimizin arasına alıp bu konuyu, kara kara düşünmemiz gerekmez mi?

Çözümü yanlış yerde aradık:
Sorunu inkar ederek, görmezden gelerek, adını değiştirerek, örterek, bekleyerek, sadece silahlı güçlere havale ederek, veya yasaklayarak çözemeyiz. Paraysa, şimdiye kadar milyarlarca Dolar para harcandı. Silahsa, binlerce ton mermi kullanıldı. En modern silahlar alındı. Yatırımsa, küçümsenmeyecek kadar yatırım da yapıldı. Ama problem devam ediyor. Demek ki başka bir şey var. Ve biz evvela onu teşhis etmeliyiz. Sonra da uygun çözümleri.

Neler yapmalıyız?
İlk önce karşıdakinin insan olduğunu kabul ederek başlamak gerekir. İnsanın da akıl ve kalp sahibi, muhakeme eden, duygusal bir varlık olduğunu hatırlamalıyız. Bundan sonra da tüm reçeteler, akıl ve kalbe hitap eden bir doktor tarafından yazılmalı. Reçeteleri uygulayacak olan devlet görevlileri de, aklını ve kalbini dengeli şekilde kullananlardan seçilmeli. Bundan sonrası hiç de zor olmayacaktır.

Ankara’nın doğusuna gitmeden işkembe-i kübradan çözüm üretenlere itibar edilmemeli. Bölgeyi ve bölge insanını iyi bilenler çözüm üretmelidir.
Tüm Kürtlerin, bölücü olmadığını, bu şekilde düşünenlerin, aslında son derece küçük bir kesim olduğunu görmeliyiz. Teröre, yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle suçlananların bunu hangi şartlar altında yaptıklarını, onların yerinde biz olsaydık, ne kadar farklı hareket edebileceğimizi düşünerek anlamaya çalışmalıyız.

Etnik kimlikleri inkar yoluna gitmemeliyiz. Ancak birileri de etnik milliyetçilik yaparak ülkenin birliğine dinamit koymamalı. Etnik Türk milliyetçiliği söylemlerinin, etnik Kürtçülüğü tetikleyeceği gerçeğinin, farkında olmalıyız.

Mikro milliyetçiliğin, Türklere de Kürtlere de yarar getirmeyeceği, bunun, sadece Türklerin de, Kürtlerin de ortak düşmanlarının işine yarayacağı, iyi anlatılmalı. Bu gün, Irak’ta, Lübnan’da ve Filistin’de yaşananların kimin yararına, kimin zararına olduğu iyi düşünülmeli.

İnancımızdan, tarihimizden, kültürümüzden gelen ortak değerlerimiz öne çıkarılmalıdır. Ortak değerlerimiz ortaya döküldüğünde müşterek yönlerimiz yanında, farklılıklarımızın, çok küçük olduğu ve bunun da aslında bir zenginlik teşkil ettiği gerçeğiyle yüzleşmiş olacağız.

Eğitim sistemi, gözden geçirilerek, eksikler giderilmeli, bazı konular çocuklara ve gençlere, daha etkin şekilde anlatılabilmeli.
Televizyonlar ve basın-yayın kurumları, çözümü hızlandıracak, yarayı iyileştirecek müspet roller üstlenmeliler.

Güvenilir sivil toplum kuruluşları, bu alanda rol almalı, devlet de bunların önünü açmalı. Maneviyat ve inanç yönüyle güçlü olan bölge halkının bilinçlendirilmesi, doğruların ve yanlışların daha iyi anlatılabilmesi için, din adamlarından destek alınmalı. İyi yetişmiş din adamları ile camiler, önemli bir hizmet ifa edebilirler. Aynı zamanda devletimiz, bölgenin ileri gelen, sözü dinlenen insanlarından uygun şekilde yararlanabilir.

Suça bulaşanları sadece cezalandırarak, dışlayarak, hain damgası vurarak, amacımıza ne kadar ulaşabiliriz? Suça bulaşan, uçlara kayan insanlarımızı, tekrar merkeze nasıl çekebiliriz, bunları nasıl kazanabiliriz arayışı içinde olmalıyız. Dışladığımız her insanın, zararlı kesimlere havale edilme, ve onların kucağına düşme potansiyeli taşıyacağı unutulmamalıdır.

Başta da söylediğimiz gibi, devlet, Kürt sorununun çözümü ile ondan beslenen Terör sorununun çözümünü, farklı planlamalı. Teröriste karşı mücadele, birkaç aylık askeri eğitim altında, yat, kalk, rahat, hazır ol provası yapan, vatan görevindeki Mehmetçikle olmaz. Teröristle mücadele için, ya ordunun içinde, profesyonel özel birlikler kurulmalı, ya da tamamen profesyonel ayrı bir özel birim oluşturulmalı. Zavallı acemi çocuklarımız teröre kurban verilmemelidir.

Ceza evleri, sadece bir ceza mekanizması olmamalı. Islah ve rehabilite amacı taşımalı. Adi suçlu girenlerin bile terörist olarak çıktığı cezaevi sistemini sorgulamalıyız.

Ayrıca cezaevine girenlerin, yakınlarını da cezalandırmayacak bir çözüm üretmeliyiz. Öte yandan, cezaevine düşenlerin yakınlarını örgütün etkisinden korumalıyız. Çocuğunu örgüte kaptıran ailelere de, terörist muamelesi yapmamalı, çocuklarını kurtarabilmeleri için onlara yardımcı olmalıyız. Unutmayalım ki, hiçbir ana ve baba, evladının dağlarda terörist olmasını arzu etmez.

Siyasi partileri ve siyasetçileri yasaklayarak, sonuç alamayacağımızı, aksine muhatabı kışkırtarak büyütmüş olacağımızı artık iyi öğrenmeliyiz. Bunun en bariz örneği, Ak Parti çizgisidir. Defalarca partileri kapatılmış olmasına rağmen netice ortadadır. Ve kimsenin izahına ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır.

Ülkesini seven, gerçek vatansever ve gerçek milliyetçilerin, etnik milliyetçiliği kaşımadan, milli çıkarları ve hassasiyetleri parti siyasetine alet etmeden daha dikkatli davranmaları ve çözümü kolaylaştırmaları gerekir. 22 Temmuz seçiminden sonra Sayın Devlet Bahçeli’nin ve MHP’nin, Meclisteki yemin töreni sırasındaki yaklaşımı ve sorumluluk jesti son derece takdire şayandır. Kürtler adına siyaset yaptığını düşünenlerin davranışları ise, işin püf noktasını oluşturuyor. Onlar, gerçekten Kürtleri düşünüyorlarsa, provakatif söylem ve davranışlarla, bu pozitif atmosferi bozmamalı, kendilerine uzatılan elin kıymetini iyi bilmeliler. Aklıselim Kürt aydınların da bu olumlu sürecin devamı ve meselenin ortak akılla çözümü için, çaba harcamaları gerekiyor.

Halis niyetle hareket edilirse, inanıyorum ki, bu ülkede çözülemeyecek sorun yoktur
Yazarın Önceki Yazıları
ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.