YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kozmik cennet Türkiye
08 Şubat 2010 08:26

Önceki yazımızda Özel Harp Dairesi’nin kuruluşundan ve faaliyetlerinden bahsetmiştik. Bu yazıda başka örneklerle ÖHD’nin rolünü biraz daha netleştirmeye çalışacağız.

Uğur Mumcu, Cumhuriyet’te 17 Kasım 1990’da yayınlanan yazısında
şöyle diyordu: “Özel Harp bir Sovyet saldırısı karşısında kullanılmak üzere sivil halkı işgale karşı örgütlemeyi amaçlayan NATO destekli bir askeri kuruluştur. 12 Eylül öncesi ve sonrasında ele geçen, sayısı 804 bin 197'yi bulan silahın onda dokuzu NATO ülkelerinde üretilen silahlardı. Bu olgu bile yaşadığımız ve daha da yaşayacağımız olaylarda ipucu olmalıydı."

Kenan Evren, genelkurmay başkanı olduğu dönemde, şiddet olaylarının zirveye ulaştığı ve 12 Eylül darbesine birkaç ay kala, 5 Mayıs 1980 günü yine o dönemin başbakanı Demirel'le görüşmesini Anılarının 431. sayfasında şöyle aktarıyor: "...(Demirel) Özel Harp Dairesi'ndeki personeli teröristlerle mücadelede kullanmamızı ve onlarla çete savaşı yapmak suretiyle öldürülmelerini, vaktiyle de bu teşkilatın böyle kullanıldığını söyledi (1971 Sıkıyönetim dönemindeki Kızıldere olaylarında kullanılan personeli kastediyordu).” Demek ki acz içindeki siyasetçiler de durumdan memnundu. Evren bu talebe “Bu hal tarzına şiddetle karşı çıktım” diyor. Kenan Evren niye karşı çıkmıştı? Çünkü 12 Eylül darbesinin gerekçeleri, yaşanan o şiddet olayları ile ısıtılıyordu. Karşı çıkması gerekiyordu.

Demokrasinin Sonbaharı isimli kitapta Cüneyt Arcayürek, Özal suikastı ile ilgili bir detayı anlatıyor: Özal’a yapılan suikast girişiminden sonra TBMM’de kurulan bir komisyon Kartal Demirağ’ı araştırıyor. Afyon’da da araştırma yapan komisyonun üyesi Uğur Tönük’ün TBMM'de kurulan Horzum Araştırma Komisyonu'na anlattıkları çok çarpıcı şeyler:

"Afyon Dazkırı'da 1974-77 seneleri arasında Ege'de meydana gelen sol hareketleri önlemek için bir kontrgerilla teşkilatı kurulduğunu, Kartal Demirağ'ın da bu teşkilatın yetişmiş bir elemanı olduğunu tespit ettik."
Demirağ özel kamplarda emekli askerlerce eğitilmişti. "Her şeyi vatanımız için yaptık" diyor, MİT'le ilişkisi olduğunu söylüyordu. Komisyon soruşturmayı derinleştirince Özal'ı vuran silahın Demirağ'a Kongre salonunda polisler tarafından verildiği yönünde duyumlar alındı. Afyon'daki teşkilatın üzerine gitmeye karar verdiler. İşte tam o aşamada Tönük, Ortaköy'de bir villaya davet edildi. MİT görevlisi olduklarını sandığı üç görevli kendisine "Bu tahkikatı kesin" dedi. Bir generalin adını verdiler ve "Paşa kararınızı bekliyor" dediler. Tönük soruşturmadan çekildi. Yargıtay 7. Ceza Dairesi üyeliğinden emekli bir savcı olan Tönük'le daha sonra tanıştım ve suikast soruşturmasının nasıl kesildiğini onun ağzından dinledim. O günlerde başına gelenleri bir tek Turgut Özal'a açıklamıştı. O sahneyi bütün ayrıntılarıyla anlattı: Özal'ın Harbiye Orduevi'ndeki odasında buluşmuşlar, diz dize oturmuşlar. Tönük, kendisini tehdit edenlerin adını verdiği generali açıklayacağı anda, Özal odadaki büyük ekran televizyonun uzaktan kumandasına uzanmış ve sesi sonuna kadar açmış. Sonra da Tönük, Paşa'nın ismini Özal'ın kulağına fısıldamış: "Sabri Yirmibeşoğlu!"

"Olacak iş mi?"
Yirmibeşoğlu o dönem MGK Genel Sekreteri idi. Görev süresi 1 yıl uzatılsa Kara Kuvvetleri Komutanı olabilecek, oradan Genelkurmay Başkanlığı'na tırmanabilecekti. Olmadı. Özal'a adı fısıldandıktan 1 yıl sonra emekliye sevk edildi.

22 Temmuz 1990 Pazar günü Milliyet gazetesinde yayınlanan bir röportajda CHP'li eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, Çetin Emeç’in öldürülmesi konusunda şunları söylüyor: "Hangi örgüt nereden destekleniyor, nereden korunuyor, nereden donatılıyor, nereden para alıyor, bunlar biliniyor artık. Bu bilgiler devletin elindedir. Biz bunu kendi dönemimizde de biliyorduk, yolumuzu aydınlatacak boyutta ele geçirmiştik. Dosyalar var devlette, biliyorduk. O nedenle 'Bunun arkasında kim var, bilmiyorum' demeye devletin hakkı yoktur. Hala 'Çetin Emeç cinayetinin arkasında kim var, bunu bilmiyoruz' demeye kimsenin hakkı yoktur." Gazetecinin "Yani Çetin Emeç'i kimlerin öldürttüğü biliniyor mu?" sorusu üzerine Hasan Fehmi Güneş: "Tabii biliniyor. Abdi İpekçi cinayetinin arkasında kimin olduğunun bilinmemesine imkan yoktur. Bunlar bilinmektedir." Gazeteci soruyor: "Siz de biliyorsunuz ve devlet sırrı olduğu için söylemiyorsunuz..." Cevap: "Devlet de biliyor.”

1980 öncesi, Çorum'da bulunan bir tabancanın öğleden önce bir solcuyu, öğleden sonra da bir sağcıyı vurduğu anlaşılmıştı. Ama tabancayı kimin verdiği, kimin kışkırttığı ise anlaşılamamıştı. Bugünlerde gündemin başköşesinde olan Mehmet Ali Ağca'nın Zırhlı Tugay içindeki Maltepe Askeri Cezaevi'nden nasıl kaçırıldığı da hala sorgulanmıyor. Ancak dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hayri Kozakçıoğlu bu iş için “Devletlilerin işiydi” derken, Abdi İpekçi’nin öldürülmesi hususunda o dönemin Sıkıyönetim Komutanı Org. Necdet Üruğ “Cinayetin, Özel Harp Dairesi’nde çalışan bazı kimselerin bireysel eylemi” olduğunu savunuyor.

MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş ise hatıralarını anlatırken "Ağca'yı askeri cezaevinden kaçıranın bir devlet örgütü" olduğunu belirtmişti.

“Özel Harb Dairesi,” “Özel Kuvvetler,” “Seferberlik Tetkik Kurulu” gibi isimlerle karşımıza çıkan bu özel teşkilatın tam manasıyla nereye ve ne şekilde bir bağlantı ile teşkilatlandığı yetkililer tarafından tam olarak ortaya konulmamaktadır. Teşkilat olarak Genelkurmay Karargahı’na bağlı gibi gözükse de, eylemsel ve operasyonel olarak kökü çok daha derinlerde olan ve ülkemizde 1944 yılından buyana devleti perde gerisinden yöneten ABD-NATO ortak patentli bir “yapı” tarafından yönetildiği görülmektedir. Uzun yıllar resmi devlet ve hükümet dışında organize edilen teşkilatların ve finansı dışarıdan karşılanan bir “yapı”nın, bu ülkenin hayrına işler yaptığı düşünülemez.
 
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast girişimi veya planlaması maksadıyla Ankara Çukurambar’da yakalanan iki subayla birlikte başlatılan Seferberlik Tetkik Kurulu’ndaki aramanın sonucu kadar, bu aramanın sivil yargı ve polis tarafından gerçekleştirilmiş olması da tarihi bir olaydır. Seferberlik Tetkik Kurulu’ndaki arama basit bir arama değildir. Hem o kısımlara girilip aramanın yapılabilmesi, hem de oradan çıkacak bilgi ve belgeler büyük önem taşımaktadır. Bu bilgi ve belgelere ulaşabilmek, bunları dışarı çıkarıp kamuoyu ile paylaşabilmek mümkün olamayabilir. Ancak şu muhakkak ki suikast girişimiyle başlatılan “kozmik oda” araması ve sonrası gelinecek süreçte, devletin bugüne kadarki yanlış yönetim ve eylemlerinin artık bir bir ortaya çıkarılacağı bir dönem yaşanacaktır. Devlet yönetimini, iktidarını, milletin egemenliğine teslim etmek istemeyen iç ve dış şer güçlerin kirli çamaşırları artık ortaya dökülecektir. Yaşanan süreç, bunu apaçık göstermektedir. Devletin en güçlü merkezlerinde ama yanlış biçimde çöreklenmiş beyni dışarıda millet düşmanlarının saltanatının sonu gelmek üzeredir. 2010 yılı bunun final yılı olabilir.

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
Gerçekler acıdır
 // Erzurumlu
Teşekkür ederiz. sizler gibi bir kaç kalem saysende gerçeklerle yüzleşebiliyoruz. Kaleminize kuvvet versin yaradan...
16 Şubat 2010 16:52