YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kim için savaşıyoruz?
09 Ocak 2014 13:47

Küresel oyunun bir sahnesi olan hükümet-cemaat çatışmasında hükümetin yara aldığı belli. Cemaat ise yaralanmanın ötesinde vahim bir durumla karşı karşıya. Birkaç sene öncesine kadar ülkede büyük bir sempatiye kavuşmuş, neredeyse dünyanın her yerine yayılmış, övgüyle, sevgiyle karşılanan cemaat, kendi hatalarıyla, kendi elleriyle kendi sonunu getiriyor.

Bu hataların başlaması aslında biraz daha öncelere dayansa bile toplum tarafından görünür hale gelmesi, Gazzeli masumlara yardım götüren Mavi Marmara gemisinin 31 Mayıs 2010 tarihinde Akdeniz’de uluslararası sularda terörist devlet İsrail’in saldırısı ile ortaya çıktı. Mavi Marmara saldırısına dair Fethullah Hoca’nın tavrı, Müslümanların çoğu üzerinde tam bir şok etkisi meydana getirmişti. Ama bir fitneye sebebiyet verilmemesi bakımından bu tepkiler çok fazla dile getirilmemişti. Her şeye rağmen köpüren duygular dışa yansıtılmadı. Ancak toplumun genelinde cemaate karşı ciddi bir güvensizlik başladı. Daha sonra hizmet hareketi bu hataları veya oluşan olumsuz algıyı ciddi ölçüde toparladı.

PKK terörünün bitirilmesi için yapılan Oslo görüşmelerinin sızdırılması ertesinde cemaatin medyasının izlediği yayın politikası ve devletin terörü bitirme çabalarına karşı soru işaretleri oluşturmaya dönük yayınları yeniden “güven” sorunu başlattı.

7 Şubat 2012 tarihli “MİT operasyonu” birçok şeyi daha fazla görünür hale getirdi. Operasyonu yaptıran veya tertipleyenlerin cemaat olduğuna dair kanaatler ve iddialar arttı. Buna karşılık, cemaatin, bir taraftan “Bu operasyonu yapanların bizimle ne alakası var” şeklinde tepki gösterirken diğer taraftan da operasyon yapanlara herkesten fazla sahip çıkması toplumda inandırıcı bulunmadı.

Daha MİT operasyonu konusunda toplumda açılmış olan “güven” yarası tedavi edilememişken 2013’te Haziran ayı boyunca devam eden Gezi kalkışmasına dair cemaatin tutumu güvensizliği arttıran yeni bir halka oluşturdu. Çünkü burada da cemaatin medyası genel olarak ikircikli, hatta “Gezicilere yakın” bir tavır takındı. Hatta cemaatin üst tarafından bazı kişilerin cemaat mensuplarının Gezi eylemlerine katılmaları yönünde telkinde bulunduklarına dair yabana atılamayacak iddialar dile getirildi. Ancak burada cemaat tabanının bu konularda topyekün bu olumsuzlukların içinde olduğunu iddia etmek insafsızlık ve vicdansızlık olur. Zaten hiç kimse de böyle düşünmüyor. 

2013 Ekim ayında gündeme getirilen “kızlı-erkekli” yurtlar veya apart oteller konusundaki tartışmayı da cemaate ait bir gazetenin başlatmış olduğunu hatırlayalım. Ak Parti’nin Kızılcahamam kampındaki basına kapalı bir toplantıda Başbakan'ın da dahil olduğu bir konuşmayı Zaman Gazetesi’nin yayınlaması ile başladı tartışma. Bunu da bir tarafa koyalım.

Dershane tartışmalarının nasıl alevlendirildiğine gelince.. Hükümet zaten iki sene evvelinden dershaneler konusunda yeni bir düzenleme yapacağını, Başbakan'ın ağzından açıklamıştı. Bu bir sır değil. Bu konuda eski bakan Ömer Dinçer’in de şimdiki Bakan Nabi Avcı’nın da hazırlık yaptığını herkes biliyor. Bu konuda hazırlanmış birden fazla taslak çalışmanın ele geçirilerek Bakanlık Müsteşarı Yusuf Tekin’in günah keçisi haline getirilme girişimi de yine Zaman Gazetesi’ne ait.

Dershaneler konusunda eğitim sistemi boyutundan yapılabilecek eleştiriler elbette önemli ve değerli olmakla birlikte dershaneleri savunan cemaat mensubu arkadaşlar tarafından konu çığrından çıkartıldı. Cemaatin hayat-memat meselesine dönüştürüldü. 28 Şubat'ta başörtüsü konusunda bile mücadele etmeyerek “füruat” açıklaması ile dolaylı biçimde taviz verilebileceği mesajıyla, cemaate mensup örtülü bayanların birçoğunun başörtülerini çıkarması durumu yaşanırken, dershanelerin, İslam’ın esaslarından biri gibi savunulması izahı imkansız bir hal oluşturdu.

17 Aralık 2013’te başlayan operasyonlar zinciri ise bilinen ama toplumdan gizlenen bir çok şeyin fa’şedilmesine yol açtı. Siyasi ve stratejik hedefleri olan bir girişim, hukuk kılıfına sarılarak “Büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu” adıyla sunuldu. Bu konuda elbette “Kesinlikle rüşvet veya yolsuzluk yoktur” diyemeyiz. Aksine olduğuna dair ciddi kanaatler var. Ancak rüşvet ve yolsuzluktan kurtulmak için sunulan çözüm, evimizi yakacak cinsten. Yani bize diyorlar ki “içeride hırsız var;” biz de diyoruz ki“Haydi beraber hırsızı yakalayıp cezalandıralım.” Fakat operasyon planlayanların sundukları tek yol ve tek tek çözüm “Evi yakmak.” Yani deniliyor ki “Evi yakalım hırsızdan kurtulalım.”

Hangi görüş veya düşünceden olursa olsun, bu komployu halkımızın büyük çoğunluğu görmüş ve anlamış durumda. Bu operasyon oyunu büyük ölçüde deşifre oldu. Operasyonlardan elbette hükümet yara alabilir. Yaraları sarıp daha fazla güçlenme ihtimali bile söz konusu. Gidişat şimdilik ikinci ihtimali güçlendiriyor.

Ancak cemaat bu süreçten nasıl etkileniyor? Yukarıdan beri sıraladığımız siyasi ve uluslararası konularda bir dini cemaatin bu denli taraf olması veya taraf görünmesi ne kadar kabul edilebilir? Cemaatin başında olan ve kısa zaman öncesine kadar bu ülkenin büyük çoğunluğunun sevgi veya saygı duyduğu ismin, siyasi konularda sık sık konuşma yapması nereye oturabilir? Bir dini cemaatin operasyonlarla, siyasetle anılmaya başlaması ne kadar sağlıklı bir durumdur?

Görünen o ki her hataya bir keramet izafe ettiği için suçu hep diğer tarafa yükleyen, sürekli olarak Başbakan'ın etrafını ve danışmanlarını yanlış gösterip “Bizim etrafımızda da yanlış adamlar olabilir mi” sorusunu aklına bile getirmeyen bir anlayış hakim olduğu müddetçe cemaatin kendini doğrultması çok zor görünüyor.

Son olaylardaki tavrı nedeniyle cemaatin sempati halesinin kaybolduğunu, cemaatin kendi kadrolarının önemli bir kısmında ciddi soru işaretleri ve sorgulamaların başladığını görmek için deha olmaya gerek yok. Cemaati yönlendirenlerin bu durumu görmüyor olmaları da mümkün değil. O halde neden faydasız, hatta camia için zararlı bir yolda savaşa devam ediliyor?

Bu sorular artarak devam edecek. Neticede cemaatin tabanını oluşturan iyi niyetli ve fedakar insanlara yazık ediliyor. Onların emekleri “Başkalarının siyaseti uğruna” heba ediliyor. Buna üzülmemek, bundan acı duymamak mümkün değil. Yazık ediliyor çok yazık.

Alper TAN

08.01.2014

AŞAĞIDAKİ YAZILAR DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

BİLDİRİ DAĞITAN SAVCI MI ADALET DAĞITAN HAKİM Mİ?

VESAYETÇİ MÜSLÜMANLARLA İMTİHANIMIZ-MISIR VE TÜRKİYE

MISIR'DA PISIRIK MÜSLÜMANLIĞIN SONU

KÜRESEL PROJELERE KÜRESEL DARBE

HAK ETTİN BUNU ERDOĞAN

TAKSİM DEREBEYLİĞİ'Nİ KİM KURDU?

DERS ALMA ZAMANI

YENİ TÜRKİYE VE DİYARBAKIR

GENÇLİĞİ TEHDİT EDEN KORKUNÇ TABLO

ABD ANKARA’DAN SONRA RİYAD’I DA KAYBETTİ

BİRLİĞİN GÜCÜ VE DÜŞMANIN KORKUSU

EYVAAH. “MİT TÜRKİYE’Yİ KOLLUYOR!”

Yazarın Önceki Yazıları
ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.