YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Katılır mıydınız?
18 Ekim 2010 13:31

Halkın kılık kıyafetiyle uğraşma ve zorla kıyafet dayatma girişimleri Cumhuriyet’le birlikte başladı. Şapka dayatması ile cadde ve sokaklar mantar tarlasına dönüştü. Daha sonra zabıta teşkilatı, sarıklı, şalvarlı, çarşaflı vatandaşları şehirlere sokmamaya başladı. Malını, canını vererek vatanı düşmandan kurtaranların evlatları bu vatana sokulmuyordu. Onlar köyde ve kırda kalmaya mahkum ediliyorlardı. Bir taraftan “Köylü milletin efendisidir” deniliyor, ama bu efendi şalvarıyla şehre girmek istediğinde şehir girişinden dönmek zorunda kalıyordu.

Dondurucu kış gününde bebeğinin üstünden çıkardığı çarşafı top mermisine sararak siperlere cephane taşıyan Türk anaları kıyafetinden dolayı şehre sokulmuyordu. Ama rejimin adı Cumhuriyet’ti. Cumhuriyet ise “Halkın kendi kendini yönetmesiydi.” Okuldaki kitaplarda böyle yazıyordu. Sokakta bunun tersi uygulanıyordu. Bırakın halkın kendi kendini yönetmesini halkın ne giyeceğini bile başkaları belirliyor ve dayatıyordu.

Daha önce peçeyi ve çarşafı yasaklayan statüko, Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığı döneminde çarşafı tercih eden kadınları özendirmek için eşarp ve pardesü dağıtılıp kadınların çarşafları toplatılmıştı. O zaman modernlik olarak sunarak özendirdikleri ve teşvik ettiklerini bugün tehlike ilan ediyorlar. Şimdi de kadınların başörtüsü takmasını yasaklıyor, başörtüsünü gericilik olarak sunuyorlar.

Derin Yapı, 27 Mayıs Darbesi sonrasında 1961 yılı başında aldığı gizli kararla yasakları çok ileri götürdü. 1961’de alınan kararla, “Anadolu’daki kızların okuması bir şekilde engellenecek, eğer engel olunamayanlar olursa da, bu kızlar okullarda baştan çıkarılacak veya etkisiz hale getirilecekti. Okumak isteyen mütedeyyin kesim en büyük tehlike idi. Okullar ve yurtlardaki ortamlar mütedeyyin kesimlerin kızları okutma arzusunu dizginletiyordu.

Doksanlı yıllara gelindiğinde bu iş iyice zıvanadan çıktı. 28 Şubat döneminde Batı Çalışma Grubu’ndan generaller YÖK’ün ve rektörlerin toplantılarına katılıyor türban yasağının yoğunlaştırılması için öneriler getiriyorlardı. Generaller, başörtüsü yasağının uygulanması konusunda rektörlere de güvenmiyor, yalnızca YÖK’ün yetkili olmasını emrediyorlardı. YÖK ve üniversiteler bilimi ve eğitimi bırakmış darbecilerin kıyafet zaptiyesi haline gelmişti.

1998’in Haziran ayında dönemin Hava kuvvetleri Komutanı İlhan Kılıç, resim yarışmasında dereceye giren bir öğrencinin annesine, “Başörtüsünü türban gibi takmama” öğüdünde bulunduktan sonra şöyle diyordu. “Bizim, Anadolu’da tarlada çalışana, Karadeniz’de sırtında odun taşıyana tepkimiz yok.” Generalin başörtülülere reva gördüğü iş, tarlada ırgatlık yapmak veya sırtında odun taşımak idi. Bu zihniyete göre örtüsüyle TBMM’ye girmek isteyen kadın, “Cumhuriyet’e karşı cereyan ve bölücü” olarak suçlanıyordu. Hakaretin sahibi Çankaya’da oturan Süleyman Demirel’di.

Cumhurbaşkanının eşi Hayrunnisa Gül, geçen hafta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde konuştu. Statükonun savunucularının, modernitenin merkezi saydıkları Avrupa’nın kalbinde oldu bu konuşma. Ama Türkiye’de halkın temsil edildiği Meclis’e başörtülü bir bayan giremiyor milletvekili olarak.

Diyanet İşleri Başkanı, “Başörtüsü dinin gereğidir” diyor. CHP’liler, Şeytandan aldıkları ilhamla fetva vererek “Değil” diyorlar. Başörtüsü takmak Anayasa’ya aykırı diyorlar, ama TBMM Anayasayı değiştirmek istendiğinde, iktidar partisine kapatma davası açılıyor. Yapılan değişikliği CHP Anayasa Mahkemesi’ne götürülerek bozduruluyor. Bu da yetmezmiş gibi CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu gözümüze bakarak şöyle diyor: “Anayasada ve YÖK yasasında yasaklayıcı bir hüküm yok. Konu, Anayasa Mahkemesi’ne götürüldüğü için bu karar çıktı.” Demek ki Anayasa’da hüküm olmasa bile CHP isteyince mahkemeden böyle kararlar çıkıyormuş.

“Başörtülüler başı açıklara baskı yaparsa” diye hayali bir tehlikeden bahsediyor ama bunu yaparken başına kapatanlara kendileri resmen baskı uyguluyorlar. Başörtüsünün siyasi simge olduğunu söylüyorlar. Siyasi simge olmayı bir tehlike veya suçmuş gibi gösteriyorlar. Siyasi simge değil ama, siyasi simge olsa bile bu ülkede siyasi simge suç mudur? Şu an bazı fakültelerin koridorlarında en uç siyasi görüşlerin ve partilerin afişleri asılı. Bunlar neden suç değil? Öyleyse bunlar neden yasaklanmıyor.

Bazıları ise başörtüsünü bağlama biçimi üzerinden zırvalamaya devam ediyor. Bir kadın, başını açarak okula girince siyasi düşüncesini de beyninden çıkarmış mı oluyor? Kadın, saçının bir tutamını örtünün altından sallandırınca “tehlike” bertaraf mı edilmiş oluyor.

İşgalci Fransız askerleri bir kadının başörtüsüne el uzattığı için Maraşlılar savaş başlatmışlardı. Maraş’a “Kahraman” vasfı verilmesinin sebebi budur. Türk milleti, kadının başörtüsüne el uzatılmasını savaş sebebi saymışlardı. Memleket düşmandan kurtarılmıştı ki bu defa CHP o örtüye el uzattı. Kurtuluş Savaşı’nda Fransız askerlerinin yaptığını şimdi CHP ve bazı profesörler savunuyor ve uygulamaya çalışıyor. CHP bu Fransız askerlerinin yaptıklarını yapmaya daha ne kadar devam edecek.

Şimdi kart muhalefetin içinden çatlak sesler geliyor. 29 Ekim resepsiyonu için Çankaya Köşkü’ne çıkmayacaklarmış. Sebebi, başörtülü kadınların da resepsiyona katılacak olmasıymış. Yani cumhur (halk) cumhurbaşkanını seçecek, ama seçtiği kişinin mekanına giremeyecek. O resepsiyonda CHP’lilerin olmaması bir eksiklik oluşturmayacak. Arzu etmiyorlarsa gelmesinler. Ama CHP’lilere bir sorum var:

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, annesi Zübeyde Hanım ve eşi Latife Hanımla birlikte Çankaya Köşkü’nde resepsiyon verse katılmazdınız değil mi?

Tabi tabi katılmazdınız!

18.10.2010

Alper TAN

Yazarın Önceki Yazıları
Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
BEN SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZE HİÇ KATILMIYORUM
 // OKAN
2-3 DAKİKA ÖNCE BİR CÜMLE KURDUNUZ BU BİLGİLERİ NERDEN ALDIĞINIZI HİÇ BİLMİYORUM AMA YOK ÇUKURCA YA SALDIRAN PKK LILARIN 180 TANESİ SURİYE UYRUKLU İMİŞ BEN GÜLÜYOM.VE AYRICA ŞU ŞENOL BEYE SORARMISINIZ ALBAY OLARAK GÜNEYDOĞUDA GÖREV YAPMIŞMI.BEN ASKERLİĞİMİ ŞIRNAKTA GÖREV YAPTIM 17 YIL ÖNCEDE ERMENİSİ SURİYELİ PKKLILAR.VARDI YORUMLARINIZ BANA ÇOK SAÇMA GELDİ LÜTFEN DOĞRU VE DÜRÜST OLUN. ...
21 Ekim 2011 22:26
sorun başartüsü mü? dinimiz mi?
 // üzeyir aksoy
sayın alper bey cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne süreci çok iyi özetlemişsiniz allah razı olsun. ayrıca kazanız geçmiş olsun....
19 Ekim 2010 09:53
Hayata Yeniden Merhaba Demek
 // Korcan Yıldız
Alper Beyefendi'ye geçirdiği elim kaza nedeniyle buradan geçmiş olsun diyorum. Kanal A'yı düzeyli programlarıyla dünya kanalı durumuna yükseltmesi nedeniyle de kendisini yürekten kutluyorum. Ahtapotun kolları Türkiye'mizin her yanını sarmış, her vantuzundan 100 yıl boyunca kanlar akmışken son 10 yılda yurt çapında konuya duyarlı gerçek vatansever basın mensupları ve aydınlarımızın verdikleri onurlu mücadelelerle ahtapotun kolları vantuzlarını geri çekmeye b...
18 Ekim 2010 19:53