YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kapatınca ne oluyor?
14 Aralık 2009 13:53

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana kapalı bir rejim olarak başladı ve geldi. Komşularına ve bölgeye kapalı olduğu zaten ayan beyan ortada idi. Batıya gelince. Her ne kadar ülke Batı’ya açık gösterilmek istense bile bu da bir aldatmaca idi. Bu ülkenin yönünü belirleyenler, Batı’nın demokrasisine üretim dinamiklerine, teknolojik gelişmişliğine ve özgürlükçü yönüne talip olmadılar.

Batı’nın görünürdeki hayat tarzına giyim kuşamına ve süfli yönlerine talip oldular. Devletin yapısı her ne kadar demokratik parlamenter sistem görünse de uygulamada Saddam Hüseyin’in Baas rejiminden farklı yürümedi. Son yıllara kadar rejimin ABD ve NATO yörüngesinde gitmesi ve Avrupa’nın çıkarlarına uygun olması sebebiyle yapılan büyük yanlışlıklar Dünyadaki hakim güçler tarafından fazlaca yüzümüze vurulmadı. Gerek duyulduğunda, devleti yönetenler yapılan bu hataların ortaya çıkarılmasıyla tehdit edildi ve ülkemize karşı bir dizgin olarak kullanıldı.

Bakınız DTP kapatıldı. Şimdi ne değişecek. Tabela değişecek. Sokakta şiddet artabilir. Bu kararın ülkeye olumlu bir etkisi olmaz. Deniliyor ki biz yasanın gereğini yapıyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin, yasaları istedikleri gibi yorumladıklarının çok örneklerini biliyoruz. Doğru; 12 Eylül Anayasası ve diğer yasalarımız yasakçı. Ama mahkeme üyelerinin büyük çoğunluğu da yasakçı bir zihniyet taşıyor. Olabilecek özgürlük alanlarına da yer vermiyorlar.

Bazı DTP’liler ise patinin kapatılması için var gücüyle çalıştılar. Emine Ayna bu konuda başı çekti. Muradına da erdi.

Anayasa mahkemesi her zaman hukuka göre mi karar veriyor. Zaten üyelerin bir kısmı hukukçu da değil. Ayrıca başka ülkelerde de Anayasa mahkemeleri, kanunlar kadar ülkenin geleceğini ve bekasını da düşünerek karar verirler. Yani mahkemenin siyasi yönü ağır basar. Bizde de öyle. Ama bu siyasi kararlar bizde çoğu zaman olumsuz yönde kullanıldı. Öyle çarpık bir durum ki özgürlük istediğinizde yasa dışı bir talepte bulunmuş oluyorsunuz.

DTP’nin bir kısmı ile CHP, PKK, MHP ve Ergenekon yapıları açılım istemiyorlar. Her ne kadar açık bir tepki ortaya koymasalar bile hükümetin ve Ak Parti’nin içinde de açılımları içine tam olarak sindirememiş kişiler var. Açılımın başarısız olma ihtimaline karşı daha sonra “Biz demiştik” demek için şimdiden alt yapı hazırlıyor bunların bir kısmı. Açılım karşıtları şiddet taraftarı bir yerde duruyorlar. Açılımı isteyenler ise genel olarak hükümet, devletin önemli kurumları, Kürtler dahil halk. Bazı önemli kurumların içinde de açılım karşıtları var. Ve bunlar çalışıyorlar, boş durmuyorlar.

Bu kapatma konusunda Ak Parti’nin de ciddi sorumlulukları var. Çünkü özgürlükçü düzenlemeler için çok yavaş davrandılar. Bu ihmal kendi partilerinin de direkten dönmesine sebep oldu. Tekrar kapatma davası açılma riski de var. Ama hala bir adım atmıyorlar. Bundan sonra bu iş daha da zorlaştı.

Bu kapatma kararıyla ne oldu? Abdullah Öcalan’ın sevmediği isimler mahkemece yasaklandı. Şırnaklı çoban Abdullah İsnaç bile 5 yıl siyaset yasağı aldı. Ama PKK eşbaşkanı gibi konuşan Emine Ayna ise serbest. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın nasıl bir iddianame hazırladığı ortada. Barış taraftarı olanlar yasaklandı, şiddet isteyenlerin önü açıldı. Bu çarpıklıkları herkesin görmesi lazım.

Kürtlerin de Emine Ayna gibi militanları iyi tanımaları gerekir. Emine Ayna’nın başını çektiği grup, şiddet ve çatışma istiyor. Çözüm istemiyor. DTP’de açılım ve barış isteyenler yüksek sesle konuşmalı. Gerekirse DTP’den ayrılmalılar. Barış için bu da gerekebilir.

Kürtler, açılımı engelleyenlere tepki koymalı. DTP sine-i millet dedi, bu sine-i PKK demektir. Kapatma kararından daha yanlış bir karar oldu. DTP’liler Meclis’te kalmalı. Açılımlar devam etmeli. Sivil toplum açılımlara yüksek destek vermeli. Bu açılım işi sadece DTP işi olmamalı. Abdullah Öcalan, Ergenekon davasına dahil edilmeli ve gerçek yüzü, gerçek kimliği, kim adına görev yaptığı tüm dünyaya ilan edilmeli. Onun gerçek taraflarını Kürtler de görmeliler.

Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırılmalı.
Yargıtay ve Danıştay demokratik bir yapıya kavuşturulmalı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yetkileri yeniden belirlenmeli.
Anayasa değişmeli.
Siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu özgürlükçü ve demokratik hale getirilmeli.

Elbette bu işler kolay değil. Ama siyasetin görevi de çözüm üretmektir, bahane üretmek değil.

Bu temel değişikliler yapılmadığı takdirde gösterilen çabaların birçoğu boşa çıkabilir. Bunu, topluma izah etmek de kolay olmaz. Ülkeyi kapatmak isteyenlere fırsat verilmemeli.

Alper TAN
14.12.2009

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
kapanınca ne olur.
 // Mehmet Ek
Ne olduğunu Muş ilinde herkes gördü.Daha neleri göreceğimiz de dünden belli.zencirin halkaları gibi birbirine bağlı olan Türkiye Halkı 87yaşındaki Cumhuriyet tarihinde hep Kürt halkasından koparılmıştır.Zayıf halkalar çok iyi kaynak edildiği zaman artık kopmaz ve kapanıncada hiç bir şey olmaz .Önemli olan kaynağı yapanlar hani neredeler....
16 Aralık 2009 12:41