YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kafa karıştıran fotoğraf
11 Şubat 2013 15:49

 

Balyoz darbe planı mahkumu eski genelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Ergin Saygun’u kalp ameliyatı olduğu hastanede Başbakan Erdoğan’ın ziyaret etmiş olması ülkede çok sayıda insanın kafasını ciddi şekilde karıştırdı. Herkes, kendine göre çeşitli şekillerde bu fotoğrafı yorumluyor.

Mesela ana muhalefet CHP’nin lideri Kılıçdaroğlu, “Başbakan çıkmazdan kurtulmaya çalışıyor” diye yorumladı. Bu ziyaret, Başbakan Erdoğan’ın birkaç hafta önce bir TV programında tutuklu askerlere yönelik sözleri ile birleşince kafaların karışmasını yadırgamamak gerekiyor.

Başbakan Erdoğan o TV programında “Başta Genelkurmay Başkanım (İlker Başbuğ) olmak üzere diğer generallerimiz hiçbirisine kalkıp da bir alışılmış anlamda 'terör örgütü mensubu' demek çok ciddi bir yanlıştır ve bu affedilemez” demişti. Bu sözlerden de açıkça görüleceği gibi başbakanın tepkisinin esasında İlker Başbuğ’un tutuklanmış olması var. Yani bu sözler İlker Başbuğ özelinde söylenmiş sözlerdir. İlker Başbuğ için söylenmiş olması, Başbuğ’u “azılı bir darbeci” olarak gören bazıları açısından izah edilemeyen bir durum olabilir. Ama İlker Başbuğ ile birlikte çalışmış başbakan, onun nasıl bir adam olduğunu yakinen biliyor ve o rahatlıkla konuşuyor. Başbuğ’un ne kadar suçlu olabileceği konusunda güçlü bir kanaate sahip.

Başbuğ hassasiyeti dışında ise genel olarak mahkemelerin, yargılamayı tutuklu olarak yapmayı tercih etmesine ve yargılamanın uzamasına karşı da bir itiraz söz konusu başbakanda.. O sebeple de "Tutuklama bizim için son seçenek olmalı. Yahu Genelkurmay Başkanı'nı niye içeri alıyorsun arkadaş. Tutuksuz yargıla. Şahsen bundan dolayı üzgünüm" diyor. Yoksa başbakanın tepkisi, bu yargılamalar yapılmasın anlamına gelmiyor. Tutuklu askerlerin hepsinin suçsuz olduğu gibi bir anlama hiç mi hiç gelmiyor. Yani bu itirazlarda Ergenekon cenahını sevindirecek bir değişiklik olduğu kanaatini asla taşımıyoruz.

“Belli makamlarda olan insanlar bazı insanları artık öyle bir hale getirmiştir ki, bu kaçar mı, durur mu bunu (mahkeme) bilir. Kaçma ihtimali yokken, böyle bir şey yokken bunu yaparsan sistemi tehdit eder pozisyona giriyorsun. İster emekli olsun, ister muvazzaf olsun.” Bu sözler de Başbakan Erdoğan’a ait. Fakat bu güne kadar meydana gelen olaylar bu konuda başbakanı doğrulamıyor. Bedrettin Dalan, başbakanın kendi partisinden milletvekili yapılmış olan Turan Çömez, ve general Mustafa Bakıcı, yargılama sırasında yurt dışına kaçarak, paçayı en azından şimdilik kurtaran isimlerden bazıları..

Demek ki “Bunlar kaçmaz” diye bir garanti yok. Genelkurmay başkanının terör örgütü üyesi olması suçlamasına gelince.. Kanunlarda klasik anlamda terör örgütlerini tanımlayan ve ona göre de cezalar öngören düzenlemeler var. Ama Ergenekon, Balyoz gibi davalarda yargılanan yasadışı örgüt, klasik örgüt tanımlarına tam olarak uymuyor. O halde yapılması gereken iş bu konuda mahkemeleri eleştirmek yerine sahibi olduğu bürokratik makamın gücünü kötüye kullanan illegal yapılanmaların ayrı bir örgüt veya suç tanımına girmesini sağlayacak yasal düzenleme yapmak. Bu da TBMM’nin görevidir. Bu konuda hakimlerin eleştirilmesi bir haksızlıktır.

Tabii ki ABD elçiliği önünde intihar saldırısı yapan DHKP-C mensubu ile balyoz darbe planını hazırlayan ve uygulamak isteyen generali “örgüt tanımında” aynı torbaya koymak gerçekten garip olabilir. Toplum ve ülke açısından hangisi daha zararlıdır diye sorulacak olursa, bizce darbe veya darbe planı yapmak daha ağır bir suçtur cezası da daha ağır olmalıdır.

Başbakan “ihtimaller”i planlıyor:

İlker Başbuğ özelinde konuşmaları ve Balyoz mahkumu Ergin Saygun’u ziyareti nedeniyle başbakanın görüş değiştirdiğini düşünenlerin fena halde yanıldıkları kanaatindeyiz. Başbakanı eleştirenler “olanlar” üzerinden hareketle bir sonuç çıkarıp belli bir kanaate ulaşıyorlar. Başbakan ise onlardan birkaç adım adım önde giderek “olacaklar” üzerinden hareket etmeye çalışıyor. Bu son tartışmaların bizce kilit noktası budur. Daha da açmak gerekirse..

Terör sorununun bitmesi için çalışılan bir çözüm süreci var. Gündemde olan 4. Yargı paketi yasalaşıp yürürlüğe girdiğinde KCK tutuklularının belli kısmı bu düzenlemelerden yararlanarak cezaevinden çıkacak. Bu konu çözüm sürecinin bir parçası olarak planlanmış durumda. Bu düzenlemeler çerçevesinde KCK’lıların bir kısmı tahliye olmasıyla yeni tartışmalar ortaya çıkabilir. Öte yandan çözüm süreci başarıldığında da PKK’nın önemli bir kısmının bir şekilde affedilmesi söz konusu olacak.

Bu anlattığımız gelişmeler yaşandığında belli kesimler politik olarak koro halinde aynı şeyleri söyleyecekler: “Hükümet PKK’lı teröristleri bile affediyor. Ama bizim teröristle mücadele eden güzel komutanlarımızı hapiste tutuyorlar.” Bu mantık, elmalarla armutların belli bir amaca ulaşmak için, bilinçli ve kasıtlı olarak karıştırılmasıdır. Ancak böyle bir yaygara ister istemez hükümeti ve başbakanı rahatsız edecektir.

Gelişebilecek bu ve benzeri ihtimaller üzerine başbakan Erdoğan şimdiden kendine politik bir zemin hazırlamaya çalışıyor. “Terörle” mücadele eden ama bunu demokratik sınırlar içinde yapan, çatışmayı değil barışmayı ve birlikte yaşamayı tercih eden, “Darbeci askerleri” “Kurunun yanında” yananlardan ayrı gören. “Muktedir” ama aynı zamanda “vicdani” hassasiyeti yüksek bir profil vermek istiyor. Böyle bir profil ona gelecek yıl yapılacak “Cumhurbaşkanlığı”veya “Başkanlık” seçimlerinde de “artı” kazanç sağlayabilir.

Fakat bunun riskleri de var. Eğer süreç iyi yönetilemezse “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” da söz konusu. Lakin başbakan, risk olmaktan korkmuyor. Bu güne kadar aldığı riskler onun lehine gerçekleşti.

İşte çözüm süreci toplumda bu tür kafa karışıklıklarına yol açabilir. Kafalardaki sabit fikirler bu süreçte de sarsılmaya devam edecektir. Ancak başbakanın son çıkışlarından hareketle Ergenekon, balyoz ve darbe suçlularının paçayı kurtaracağını umanlar boşa umutlanıyorlar. Bu cenah geçmişte karşıdan saldırarak kurtulmaya çalışıyorlardı. Şimdilerde taktik değiştirip “acındırarak, duygusal görünerek,” vicdanları etkileyerek “sıyrılmaya” çalışıyorlar.

Keşke kendilerinde de vicdan olsaydı ve darbe planlarını yaparken, ocakları söndürürken ve bu ülkeye ihanet ederken o vicdanları işe yarasaydı.

Hükümetin ise doğal olarak önümüzdeki süreçteki ihtimalleri hesaba katarak kendisi açısından politik bir zemin hazırlamak isterken Ergenekon, balyoz ve diğer darbe davaları gibi hayati önemdeki konulara bakan mahkeme heyetlerini toplumsal zeminden mahrum bırakacak söylemlere tevessül etmemesi, kaş yapayım derken göz çıkarmaması gerekiyor.

Bu eleştiriler yapılırken, bu ülkenin yanlış gelenekleri çerçevesinde çok sayıda muhtemel tehlikeyi göze alan cesur savcılar ve hakimler rencide edilmemeli. Yoksa bu büyük bir haksızlık olur.

Alper TAN

11.02.2013    

Yazarın Önceki Yazıları
Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.