YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İsrail, Lübnan, Barış Gücü ve Türkiye
25 Şubat 2008 12:31
Bir askerinin kaçırıldığı bahanesiyle Filistin halkına ve Hamas iktidarına terör uygulayan İsrail, başka iki askerinin kaçırılmasını vesile sayarak da 12 Temmuz 2006’da Lübnan topraklarına saldırı başlattı. İsrail’in, kim tarafından yönlendirildiği karanlık olan asker kaçırma olayını bir ülkeyi işgal sebebi haline getirmesi daha ilk günden maksadın üzüm yemek değil bağcı dövmek olduğunu anlatmak için yeterli bir gelişmeydi. Zaten ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, saldırıların ardından İsrail başbakanı Olmert ile yaptığı basın açıklaması sırasında “Artık yeni bir Ortadoğu’nun zamanı geldi” diyerek gerçek maksadı izhar etmekten sakınmadığını gösteriyordu.
İsrail askerlerinin ateş açması sonucu 4 Barış Gücü askerinin öldürülmesi karşısında tepkisi cılız bir kişisel serzenişin ötesine geçemeyen BM’nin aciz ve zavallı durumu, bu sözde uluslar arası teşkilatın, gerçekte ABD’nin uluslar arası manevralarına kılıf uydurarak meşruiyet arayan bir yapı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. ABD baskısı altındaki BM’nin, bu çifte standardı karşısında Çin’in BM Büyükelçisi “Konsey bazı konuları ele alıp bazılarını almama tercihi yapamaz. Lübnan konusunda tıkanırsak, diğer konularda işbirliği imkanı kalmaz” demekten kendini alamıyordu.
İsrail’in Lübnan’ı işgali konusunu görüşmek üzere defalarca ve saatlerce toplanan Güvenlik Konseyi, işgalciye açıkça destek veren ABD’nin baskısı nedeniyle İsrail’i kınama açıklaması bile yapamadı.
AB Dışişleri Bakanları da krizle ilgili yaptıkları olağanüstü toplantıda bir karara varamadılar. Eğer işgal eden Lübnan, işgal edilen de İsrail olsa idi ABD’nin, AB’nin ve BM’nin 24 saat geçmeden nasıl bir tavır koyacaklarını bilmem merak etmeye gerek var mı?
Vahşi batının malum tavrı ile, İsrail’e gizli-açık destek vermeleri karşısında Lübnan Devlet Başkanı Emil Lahud, tüm Arap dünyasının Hizbullah lideri Nasrallah’ı desteklediğini söyledi. Independent Gazetesi de bu doğrultuda bir haber yayınladı.
Hizbullah ve lideri Şeyh Hasan Nasrallah dünyada yeni bir kahraman olarak algılanmaya başlandı. Bu gelişmeler öncesinde bir çok ülke tarafından terör örgütü olarak görülen Hizbullah, son İsrail saldırılılarına karşı gösterdiği direniş ile büyük destek ve sempati kazanarak meşruiyetini güçlendirdi.
Daha önce bir askerinin kaçırılmasını sebep göstererek Filistinli 21 milletvekili ve 5 bakanı tutuklayan İsrail, peşinde olduğu Filistin meclis başkanını da bu arada tutuklayarak ceza evine koydu. İsrail’in yeni başbakanı Olmert’in başlangıçta yüzde 75 olan halk desteği bu saldırılar ile yüzde 48’e düştü.
İngiltere’de polisin ortaya çıkardığı ileri sürülen “Pakistan kökenli İngiliz vatandaşlarının uçakları yolcularıyla birlikte havada patlatma” senaryosu uçaklardan önce patladı. Bu senaryo dünyanın pek çok yerinde, ABD ve İngiltere’nin yine Müslümanları töhmet altına sokup suçlayarak ellerindeki kanı gizleme ve düşen kamuoyu desteklerini yükseltme manevrası, Lübnan ve Filistin’de yaşanan vahşeti örtme çabası olarak algılandı. Bu, havada uçak patlatma senaryosu sonrasında Bush, “ABD’nin, İslamcı faşistlerle savaşın içinde olduğunu” söyleyerek tüm Müslümanları töhmet altında bırakacak sözlere bir kez daha imza attı. Çünkü daha önce de birkaç defa “Haçlı seferlerinden” söz etmişti.
Lübnan’da bulunan yabancı sivilleri kurtarmak için giden Türkiye’ye ait feribota taciz ateşi açan İsrail; Lübnan’daki sivil halka yardım götüren Türk Kızılay konvoyunun önüne de ateş açarak mesaj vermeye çalıştı. Komşu ülkelerden Lübnan’a gelen bazı yardım kamyonları vuruldu. Ağa babasından sınırsız güç alan İsrail, herkese kafa tutuyor. Çünkü görünürde Hamas’ın sindirilmesi ve izole edilmesi hedefini taşıyan saldırı da, Hizbullah’a yönelik görünen saldırı da gerçekte bir Amerikan saldırısıdır. Bu olaylarda İsrail ordusu da hükümeti de maşa gibi kullanılmıştır. Belki bunlar kendilerini bilerek kullandırdılar da diyebiliriz. ABD, bu saldırılar ile, Hamas ve Hizbullah’ı devre dışı bırakarak BOP’a giden yolda İran ve Suriye’nin bölgedeki elini kolunu kırmak sonra da esas hedefe yönelmek istedi. Bu işgali ABD askerleri ile yapmak daha büyük tepki çekeceği için de İsrail maşasını kullandı.
ABD’nin 21'inci asrı, Amerikan yüzyılı yapmak için dünya çapında yürüttüğü “küresel terör” kılıflı psikolojik harekat devam ediyor. Bu senaryonun yeni sahneleri ve yeni perdeleri farklı yerlerde farklı zamanlarda devam edecektir. Bu oyun, bazen sanal, bazen duygusal, bazen dramatik, bazen komik, bazen gerilimli, bazen politik, bazen de ekonomik olacaktır.
ABD’nin psikolojik harekat kabiliyeti, onun sahip olduğu güç sınırlarını olduğundan çok daha büyük göstermektedir. ABD’nin sahip olduğu gücü olduğundan fazla abartmak yerine aslında ülkemizin sahip olduğu potansiyel gücü harekete geçirebilirsek bu bölgede bizden daha güçlü bir ülke yoktur. Güçten kastım sadece ateş, barut, füze, tank, savaş uçağı ve asker sayısı değil. Tarih, kültür, akrabalık, komşuluk, kardeşlik, inanç ve başka imkanlar. Bu gücümüzü keşfeder ve iyi kullanabilirsek ABD’den çok daha başarılı olacağımızı görebiliriz.
Türkiye, kendi çıkarlarını iyi hesap etmeden sadece İsrail ve Amerika veya AB istiyor diye bölgeye asker göndermemelidir. Lübnan ve Hizbullah yönetiminin görüş ve beklentisini iyi anlamalı, onlar da istiyorlarsa gerekli uygun zeminin oluşturulması şartıyla asker göndermeyi düşünmelidir.
1 Mart tezkeresini TBMM’nin reddi ile ABD’ye cevap veren Türkiye, bir çok kez ABD’nin Ortadoğu politikalarına karşı çıkmıştır. İsrail vahşetine en sert tepkileri göstermiş, İsrail mağduru Arap ülkelerinin yönetimlerinin bile cesaret edemedikleri sertlikte iradesini ortaya koymuştur. Irak’ta yaşanan vahşete, İran’ın, Suriye’nin hedefe konulmasına yüksek sesle itiraz etmiş, Arap yönetimlerinin bile yeterince sahiplenemediği Hamas yöneticilerini Ankara’da ağırlayarak Dünyaya ve İslam ülkelerine önemli bir mesaj vermiştir. Bu duruş, İslam toplulukları nazarında Türkiye’yi giderek bir idol haline getirmektedir. Türkiye neredeyse İslam dünyasının sözcüsü ve hamisi konumuna gelmektedir.
Son iki seneden beri Türkiye’nin İslam dünyası ile ilişkileri hızla düzelmeye ve ileri derecede gelişmeye başlamıştır. İslam dünyası ile gelişen bu ilişkiler ülkemizin hem ABD, hem de AB nezdindeki önem ve kıymetini daha da arttırmış, Türkiye bu yüzden küresel politikaları önemli ölçüde etkileyen “bölgesel aktör” haline gelmiştir. Hem Türk dünyasına yönelik hem de İslam ülkelerine dair önemli açılımları olan Türkiye siyasi ve iktisadi alanda elde etmeye başladığı imkanları ve önünde bulunan yeni fırsatları, harici baskılar sonucu vereceği acele kararlarla heba etmemelidir.
Türkiye Lübnan’a barış gücü askeri gönderip göndermemeyi planlarken İslam ülkeleriyle gelişecek durumla birlikte, bölgedeki hedeflerine ulaşmak için her yolu deneyecek olan ABD’nin bundan sonraki hamlelerinin neler olacağını da hesaba katmalıdır. ABD, hedeflerinin peşini bırakmayacak ve mutlaka yeni yollar deneyecektir. Önümüzdeki Ekim-Kasım aylarında ABD’nin yeni manevraları gelebilir. Çünkü Lübnan saldırısı sonucunda mağlup olan sadece İsrail değil, esas olarak ABD yenilmiştir. Lübnan ise harap olmuş uzun süre belini doğrultamaz hale gelmiştir. Savaşı kim kazandı sorusunun ille de bir cevabı olacaksa o da Hizbullah ve Hizbullah’a destek verenlerdir. Neden mi?
1) İsrail kaçırılması bahanesiyle uğruna savaşa girdiğini söylediği iki askerini alamadan ateşkese razı olmuştur.
2) Yok edeceklerini söyledikleri Hizbullah zarar görse bile dimdik ayakta ve ülkesini savunmaya devam etmektedir. Üstelik hem Lübnan halkı ırk ve din farkı gözetmeksizin bu örgüte kenetlenmiş, hem de İslam toplumlarının bu örgüte sempatisi artmıştır.
3) İsrail işgal ettiği topraklardan hızla geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Böyle bir durumda bu savaşı İsrail’in de ABD’nin da kazanmış sayılması mümkün değildir.
Böyle bir durumda Hizbullah ve Hamas gibi örgütleri bile dize getiremeyen ABD’nin hala BOP gibi büyük hedeflerden söz etmesi bir komedidir. Ama Hıristiyan Faşist Neoconlar, Amerikan tarafından da, karşı taraftan da ölenler “başkası” olduğu için bu maceraya devam edeceklerdir. Bir süre sonra ABD yeni bir çılgınlık yaparak Türkiye’nin de başını daha çok ağrıtacak girişimler yapacak olurlarsa Türkiye gücünü zaafa uğratacak hatalardan uzak olmak ve çılgınlıklara cevap verecek teyakkuza sahip olmak zorundadır. Eğer ABD, bir süre sonra İsrail askerleri ile veya doğrudan kendi gücünü devreye sokarak Suriye’ye girecek, Kuzey Irak’a sarkacak olursa, veyahut Iraklı Kürtlerin bağımsızlık ilanına karşı Türk ordusu ülke çıkarları ve güvenliği için Kuzey Irak’a girebilmeli ve müdahale edebilmelidir.
Türkiye, Lübnan’a, Lübnan hükümeti ve Hizbullah’a rağmen ABD ve İsrail talepleri istikametinde asker gönderdiği sırada, bir taraftan da Faşist Neoconların çılgınlıkları halinde ABD ile karşı karşıya kalma durumunda, İslam ülkeleri ile de ters düşüp çelişki yaşamadan nasıl hareket edeceğini şimdiden planlamazsa ilerde ciddi sıkıntılara düşebilir.
Son söz: Barış Gücü katkısının bizim için tuzak olup olmadığını iyi anlamalı ve ona göre karar vermeliyiz. ABD’nin bir sonraki hamlelerinin neler olacağını düşünerek şimdiden tedbirler almalı her ihtimale hazır ve müteyakkız olmalıyız.
Alper TAN
16.8.2006
alpertan@kanala.com.tr
Yazarın Önceki Yazıları
Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
Dostluk lotfan okuyun
 // Amir
Bir az olsun birlik olup israyile karsi gelmektense gercekten eski defterleri kapatip hamas ve baska terorist musluman devletlerin sivil halki intihar bombasi olup oldurme yerine barisa varmalarina ornek konusmalar yapmaniz iyi olmaz mi sizce?biri musluman mi degilmi ne fark eder ki?...
18 Kasım 2012 01:15
Iran
 // Amir
Ilk saldiriyi hamas yaptigini her kes biliyor fakat sizin yorumcunuz israyil devletinden daha fazla irkci oldugu icin hic bir resmi kaniti olmadan bile sucu israyile atmaya calisiyor acaba yahudiler gercekten tarihte oldurulmedi mi?...
18 Kasım 2012 01:05