YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Hedef Köşk seçiminde Kürtleri AK Parti adayından soğutmak
05 Haziran 2014 18:32

Her cumhurbaşkanı seçimi öncesinde ülkemizde ne yazık ki suni gerilimler ve çatışmalar olur. Geriye doğru bakıldığında her defasında böyle olduğu görülecektir. Ama isterseniz 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olduğu seçim öncesinde neler olduğunu kısaca hatırlayalım.

İlk adım yurt dışından ABD’den atılmıştı. Newsweek 2006 yılının Aralık ayında “Türkiye’de yüzde elli darbe ihtimali” kapağıyla çıkmıştı. İçerdeki statüko çevrelerine mesaj veriliyordu. 2007’nin Ocak ayında Hürriyet Gazetesi “İstanbul Çağlayan’da tanklı toplu tatbikat” manşetiyle yayınlanıyor, “Aman Sincan sanmayın” diye 28 Şubat için optik bir hatırlatma yapıyordu. 19 Ocak 2007’de Ermeni vatandaşımız Gazeteci Hrant Dink göz göre göre katledilerek Türkiye’nin istikrarına ve geleceğine kurşun atılmıştı. Eşzamanlı köpürtülen “Cumhuriyet mitingleri” ile ulusalcı ve Kemalist çevreler sokaklara dökülmüştü. Sokakta, siyasette, medyada ve yurt dışında karanlık bir atmosfer oluşturulmaya çalışılmıştı.

Newsweek Dergisi’ne o manşeti attıran bazı üst düzey muvazzaf generaller muhalefet partilerinin liderlerine baskı yaparak cumhurbaşkanı seçimini kilitlemek istediler. Çünkü Meclis’teki tablo Ak Partili olmayan birinin Köşk’e çıkmasına imkan vermeyecek kadar açıktı. 2007’nin Nisan ayında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer İstanbul Harp Akademileri’nde konuşma yapıyor ve askerleri hükümetteki Ak Parti’ye karşı fişekliyordu.

27 Nisan gecesi Genelkurmay’ın internet sitesine askerin haddini aşan ve bu milletin değerlerine saygısızlık eden bir bildiri konuluyor böylece medya ve güdümlü siyasetçilere coşku veriliyordu.

Belli generaller, bazı partilerin Meclis’e gidip oy kullanmalarını bile engellemek için baskı yapıyorlardı.

Bu arada eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, çökmekte olan derin statükonun derin savcısı olarak hurafe bir fetva veriyor ve cumhurbaşkanı seçimi için TBMM’den 367 evet çıkması gerektiğini ileri sürüyordu. Anayasa Mahkemesi ise Anayasayı ayaklar altına alan bir karar veriyor ve “Netekim” TBMM’nin Ak Partili birini cumhurbaşkanı seçmesi elbirliği ile önleniyordu.

Bütün bunları niçin hatırlatıyoruz?

Tarih tekerrür ediyor. “Ders alınsaydı tekerrür mü ederdi?” Ama ediyor.

Önümüzdeki Ağustos ayında yine cumhurbaşkanı seçimi var. Ve 2007’de olduğu gibi görünen o ki netice şimdiden belli. Yani seçmenin 30 Mart tercihlerine bakılacak olursa 17 Aralık 2013 gününden beri yapılan her türlü tezvirata rağmen vatandaş, Ak Parti’nin adayını Köşke çıkaracak.

Halbuki 17 Aralık darbe planı, Tayyip Erdoğan’ı devirmek, Ak Parti’yi alaşağı etmek için yapılmamış mıydı? Ancak tutmadı. Eğer 17 Aralık darbe planı tutsaydı, muhtemelen milliyetçi bir bayan siyasetçi cumhurbaşkanı yapılacak başbakanlığa da vesayete boyun eğmiş biri gelecekti. Olmadı.. olmadı..

Şimdi yeni bir plan devrede. “Çatı aday” diye sükse yapan yeni girişim.. Malum cephede hesap şu: “30 Mart seçimlerinde Ak Parti % 45 oy aldı. Yani Ak Parti’nin karşısında % 55 var. Biz % 55’i Ak Parti’ye karşı örgütlersek Tayyip Erdoğan veya onun istediği birinin Köşk’e çıkmasını engelleriz.” Yani çatı aday formülü için savaşanların amacı “Memlekete iyi bir cumhurbaşkanı seçilmesini sağlamak” değil. Maksat “Tayyip Erdoğan veya onun desteklediği birinin seçilmesine engel” olmak. Memleketin önünü açmak değil, millete takoz olmak.

Bu amaçla CHP ve MHP liderleri kapı kapı dolaşıp destek istiyorlar. Bunun için ülkede hiçbir karşılığı olmayan Ahmet Necdet Sezer’le görüştürler. Belki birkaç puan karşılığı olan Süleyman Demirel’le görüştüler. Meclis dışında olan SP, BBP gibi partilerle, Barolar Birliği ile, Odalar Birliği ile, gübreci TÜSİAD ile ve dahi bir sürü dernek, vakıf, sendika, STK ile görüştüler.

Fakat 2011 seçimlerinde milletin % 50’sinin oyunu alan parti ile görüşmediler. Yaklaşık %5-6 oyu olan BDP ile görüşmediler. Yani halkın % 55’nin desteğini almış partileri dışlıyorlar. Ama “Çatı aday” çıkaracaklarını iddia ediyorlar. Bu ironik bir durum olduğu kadar muhalefet açısından aynı zamanda korkunç bir paradoks.

30 Mart seçimlerinden çıkan sonuca bakılacak olursa Ak Parti’nin adayının ilk turda seçileceği anlaşılıyor. Ancak seçmen davranışları çabucak da etkilenebiliyor. Eğer küçük kaymalar olursa bu cumhurbaşkanlığı seçiminde BDP-HDP kilit parti konumunda olacak. O nedenle BDP tabanı Ak Parti’nin adayını desteklerse o muhalefetin adayını desteklerse bu seçilecek.

Bir buçuk seneden beri olumlu şekilde giden Çözüm süreci normal şartlarda BDP tabanının Ak Parti adayını desteklemesini gerektiriyor.

Bu realite ise muhalefetin çatısını zora sokuyor. O nedenle BDP tabanının kafasını karıştırıp Ak Parti’ye oy vermelerini engelleyecek olaylara ihtiyaçları var. Bunun için PKK içinde çözüme karşı olan kanat üzerinden Çözüm süreci zora sokulmaya çalışılıyor. Şiddet olayları tırmandırılıyor. Asker ve polis sıcak çatışmaya çekilmek isteniyor. Ak Parti ile BDP karşı karşıya getirilmeye uğraşılıyor. Bu sebeple her gün kışkırtıcı manşetler atılıyor. TV’lerde provokatif görüntüler abartılı biçimde sık sık döndürülüyor.

Amaç, Kürt seçmenin, muhalefetin adayını desteklemesinden çok Ak Partinin adayına destek vermesini önlemek. Gerekirse BDP-HDP’nin seçimi boykot etmesini sağlamak.

Yani köhne statüko ince bir oyun oynuyor.

O nedenle Başbakan Erdoğan ve hükümet üyelerinin söylemine son derece dikkat etmeleri gerekiyor. Aksi halde karşılıklı olarak siyasetin şehvetine kapılacak olurlarsa çözüm süreci de cumhurbaşkanı seçimi de sıkıntıya girebilir.

Muhalefete gelince.. Hiçbir gerçeğin uzun süre gizli kalmayacağını hatırlatmak isteriz. Milletle oyun oynamayın.

Alper TAN

05.06.2014

AŞAĞIDAKİ YAZILAR İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

HAMAS İSRAİL OTORİTESİNİ TANIMADI DEVLET OLDU

PARALEL KULAK KİM İÇİN DİNLİYOR?

RAKAMLARLA DÜNYA SAVAŞINA DOĞRU

PERES “İRAN İSRAİL’İN DÜŞMANI DEĞİL”

ESAD’IN GİZLİ DESTEKÇİLERİ KİMLER?

KÜRESEL PROJELERE KÜRESEL DARBE

VESAYETÇİ MÜSLÜMANLARLA İMTİHANIMIZ-MISIR VE TÜRKİYE

MUSA’NIN ÇOCUKLARI FİRAVUN’U DESTEKLİYOR

ORTADOĞU’NUN STATÜKOSU DEĞİŞİYOR

İSRAİL MUHALİFLERİ VURUYOR, ESAD’I DEĞİL

Yazarın Önceki Yazıları
Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
O'nun Hesabı Tutacak
 // Asoım ALPEREN
Her konuna herkesin bir hesabı var.Muhalefet bir hesap yapıyor,cunta ve destekçileri bir hesap yapıyor, sam Amca bir hesap yapıyor,Paralel yapı bir hesap yapıyor. Ancak her konuda ALLAH (CC)'nında bir hesabı var.Kim ne yaparsa yapsın sonunda ALLAH (CC)'nın hesabı tutacaktır.Ancak aciz insanlar sadece niyetlerini ortaya koyup,yaptıkları ktötü işleri yanlarına kar kalacaktır. ANLAYANA............
06 Haziran 2014 Cuma 11:55
doğru sözün adamı
 // nuh sarıyıldız
Ağzına gönlüne sağlık alper tan,güzel söze doğru söze hele birde türkiyenin hakkında dönen dolapları doğru gözle görüp bizleri aydınlattığınız için tşk ederim.her zaman doğruluğuna ayrılmayanın yardımcısı mevladır....
06 Haziran 2014 Cuma 05:14