YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
"Hakimiyet kayıtsız şartsız mahkemenindir"
24 Ekim 2008 11:44

 

Padişahlıktan Cumhuriyete geçilişin faziletleri anlatılırken ne güzel ninniler söylenir. Kulluktan, onurlu vatandaş olmaya, babadan oğula geçen saltanattan, halkın, kendini yönetecek kadroları, seçmesi ilkesi ve imkanına kadar bir sürü yalan. Aslında kulağa çok da hoş gelen ninniler bunlar. Görünüşte, arada bir bu tür anlatımları doğru gösterecek müsamereler de yapılmıyor değil zaten.

 

Mesela vatandaş arada bir sandık başına gidip sistemin kendileri için uygun gördüğü çoktan seçmeli sorulara oyları ile cevap veriyor. Yani göstermelik seçimler yapılıyor. Seçimle hükümet olanlar, eğer sadece yol yapmakla, su getirmekle, ağaç dikmekle, askerin, mahkemelerin ve diğer memurların maaşlarını arttırmakla, cadde ve sokakların temizliği ile uğraşırsa ne ala.

 

Ayrıca kurumlara bütçeden ödenen paraların hesabını sormazsa, ağzından çıkan her cümlenin bir tarafına laiklik kelimesini yerleştirir, sık sık Atatürk, çağdaşlık, batı kelimelerini tekrar ederse gayet iyi. Arada, bir iki kadeh atıyor, kaldırdığı kadehe su değil şarap dolduruyorsa diyecek laf yok. Hele de şarap içmese bile “tadından başka her şeyini bilirim” diyorsa mükemmel.

 

Fakat “cıs” olan bazı şeyler var. Bunlara kesinlikle dokunulmaması gerekiyor. Bunlar neler mi?  Mesela Anayasa.

 

Darbe yaparsan anayasayı değiştirebiliyorsun. Bunu yapmak senin için meşru görülüyor. Ama darbe yapmazsan yeni bir anayasa yapma hakkın da olmuyor. Darbecilerin sana uygun gördükleri anayasa ile demokrasicilik oynamaya devam etmen gerekiyor. Ama bu düzenin adı demokrasi oluyor.

 

Millet iradesine dayalı sistemle yönetilen ülkenin parlamentosunun duvarında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazıyor. Darbecilerin yaptığı anayasa, meclisin üçte iki çoğunluğunu sağlayabiliyorsan bu anayasayı değiştirebilirsin diyor. Mevcut meclisin üçte iki çoğunluğu 367 olmasına rağmen o parlamentodan 411 milletvekilinin evet dediği anayasa değişikliğine, darbecilerin kurduğu Anayasa Mahkemesi’nde altı kişi hayır dediği zaman bu altı kişinin dediği oluyor. Yani “egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin” olan(!) bir memlekette milletin seçtiği 411 vekilin dediği konuda darbecilerin ihdas ettiği kurumun içinde görevli en az 6 kişi hayır derse, 411 vekilin iradesinin hükmü kalmıyor. Ama bu takdirde bile biz, egemenliğin millete ait olduğuna dair söylenen yalana inanmak zorunda bırakılıyoruz.

 

Bu durum son derece vahim. Bundan daha da vahimi ise bütün bu olup bitenleri Anayasa Mahkemesi tarafından iradesi ve yetkisi elinden zorla alınmış olan TBMM’nin içine sindirmiş ve adam gibi bir tepki verememiş olmasıdır. Neymiş efendim; “kurumlar arası uyum bozulmamalı” imiş. “Ülke gerilmemeli” imiş. “Ne yapılabilirmiş ki!” “Anayasa Mahkemesi anayasal bir kurummuş” ve hadiseyi “böyle yorumlamış
Her nedense bu ülkede kendini kurumlar arası uyumu gözetmek zorunda hisseden tek kurum TBMM ve siyaset kurumu oluyor. Ne asker ne yüksek yargı, ne Anayasa Mahkemesi kendini böyle bir sorumlulukta hissetmiyor.

 

Kimse kusura bakmasın. Hiç kimse korkaklığına ve cesaretsizliğine kılıf uydurmaya çalışmasın. Bu anlamsız gerekçelerle dağdaki çobanı bile ikna edemezsiniz. Kurumlar arası uyum falan da böyle sağlanmaz. Bu uyum değil, “uygun adım”dır. Bu düpedüz korkaklık, ürkeklik ve ödlekliktir.

 

TBMM’nin ülkedeki özgürlükleri arttırmak ve üniversitede okuyan vatandaşlarının eğitim haklarının ellerinden alınmasının önüne geçmek için Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yaptığı değişikliği, Anayasa Mahkemesi önce, yetkisini aşarak, ortadan kaldırıyor. Karar verdikten ve bunu açıkladıktan aylar sonra da verdiği kararın zorlama gerekçelerini hazırlıyor. Bütün bunların muhatabı olması ve millet adına cevap vermesi, icraat yapması gerek siyaset kurumu ve TBMM ise ufak tefek, cılız sesler hariç tutulursa, müthiş bir hazım, kabullenmişlik, rehavet ve pasiflik içinde.

 

Sadece yaşanan ve gerçekleşen olaylar hakkında karar verme yetkisi olan Mahkeme, muhal, muhtemel ve sanal gerekçeler üreterek, “gelecekte şöyle şöyle durumlar çıkabilir” müneccimliği içinde gerekçeler açıklıyor. Mahkeme üyeleri, varlıklarının dayalı olduğu Anayasa’ya kendileri bile uyma gereği duymuyor. Tamamen vehimlere dayalı ideolojik ve kişisel görüşler doğrultusunda karar veriyor.

 

Şimdi 70 milyon Türk vatandaşı bu 6-7 kişinin veya en fazla 9 kişinin görüş ve düşüncesine göre mi hayatını tanzim edecek? TBMM bundan sonra her hangi bir yasal değişiklik düşündüğünde önce mahkeme üyelerinin icazetini alıp sonra da yasa mı çıkaracak? TBMM ve varsa eğer siyaset kurumu bunu neden görmek istemiyor?

 

Anayasa Mahkemesi’nin 5 Haziran kararının açıklanan gerekçeleri sonrası TBMM ve siyasetin önünde iki yol kalıyor. Ya haklarının gasp edilmesini kabul etmediklerini göstermek için mevcut darbe anayasasını da Anayasa Mahkemesinin yapısını da değiştirmeliler, eğer mevcut durumda yapamıyorlarsa derhal erken seçime giderek yeni ve daha güçlü bir halk desteği ile bunu yapmalılar. Ya da mevcut Parlamento ve siyasetçiler topyekün istifa edip milletin önünü açmalılar. Aksi halde bu kararın hazmedilmesi, milletin asla kabul etmeyeceği bir hacalet olarak onların da Anayasa Mahkemesi’nin yasakçı üyelerinin de yakasına yapışacak ve bir daha da oradan düşmeyecektir.

 

Birkaç gün sonra 29 Ekim’de Cumhuriyetin ilanının kaçıncı yıl dönümünü kutlayacağız. Yine herkes çıkıp büyük büyük teorik laflar söyleyecek. Kelimelerin en dolusu en abartılı olanı seçilecek. Her vatandaşın kanun önünde eşitliği falan. Cumhuriyetin teorideki tanımının ülkemizde ne kadarının uygulandığını acaba kaç kişi sorgulayacak bu yıl dönümünde?

 

 

 

Aklı ve aydınlanmayı savunurken, dinin değişmez kaidelerini bile değiştirmeye çalışan zihniyetler var. Ama aynı çevrelere, kendilerine darbe ürünü dinler oluşturup, bu dine de değiştirilemez kabul ettikleri Anayasa’yı “kutsal kitap” saymaları gibi akıl ve mantık dışı skolastik anlayışlar hakim. Bu anlayışı tasvip etmek mümkün değil.

 

550 sandalyeli parlamento 411 lehte oyla bir yasal değişiklik yapıyor. Bir mahkeme ise 411 milletvekilinin yaptığı değişikliği 9 oyla yürürlükten kaldırıyor. Şimdi siz, bu şartlarda “Egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait” olduğuna gerçekten inanıyor musunuz?

 

Alper TAN
23.10.2008

Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.