18 Ocak 2017 Çarşamba
  • Altın147,524
  • BIST82.524
  • Dolar3,7783
  • Euro4,0415
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6603
  • İstanbul7 °C
  • Ankara0 °C
  • İzmir8 °C
  • Konya-3 °C
  • Adana13 °C
  • Antalya11 °C
  • Diyarbakır2 °C
  • Bursa7 °C
  • Kayseri-1 °C
  • Kocaeli6 °C
  • Şanlıurfa8 °C
  • Gaziantep7 °C
  • İçel14 °C
ABD GİZLİ BELGESİ VE REİNA SALDIRISI!
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Gül’ün Bağdat Seferi
06 Mayıs 2009 14:47

Konumuz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 23-24 Mart 2009 tarihleri arasında yaptığı Bağdat ziyareti ve bu ziyaretin stratejik anlamı. Bu konuyu izah etmeye çalışacağız. Ancak evvela Irak’ın yakın geçmişini kısaca hatırlatmakta fayda var.


1980-1988 yılları arasında Irak ve İran arasında büyük bir savaş yaşandı. Yaklaşık bir milyon kişinin ölümüne, 150 milyar Amerikan Doları maddi hasara, her iki ülkede de ağır yıkımlara yol açtı. Sonuçları itibariyle galibi olmayan bir savaş yaşanmış, bu savaş sadece İslam dünyasının ortak hasmı olan İsrail’in kabusu olan iki ülkenin yani İran ve Irak’ın zafiyeti ile sonuçlanmıştır. Bu savaşın, İran’da iktidara gelen ve ülkeyi ABD güdümünden kurtaran Humeyni rejimin kurulmasından sonra çıkarılmış olması da son derece manidardır.


Irak’ın başında bulunan Saddam Hüseyin, İran’la yaptığı ve sekiz yıl devam eden savaşın sona ermesinden iki sene sonra, 2 Ağustos 1990’da bu defa Kuveyt’e saldırdı. Bunu bahane eden ABD ise “Kuveyt’i Saddam saldırısından kurtarma” bahanesiyle 17 Ocak 1991 günü Irak’a savaş açtı.  Bu savaşta İngiltere ve Fransa gibi batılı ülkelerle birlikte Mısır, Suudi Arabistan ve Suriye gibi Arap ülkeleri de Washington’un yanında yer aldı. 540 bini ABD askeri olmak üzere koalisyonun bölgedeki askeri gücü 700 bine ulaşmıştı. İrili ufaklı 28 ülke Irak’a saldırdı.


ABD, bu savaşla birlikte Irak’a yerleşti. Ayrıca, Saddam Hüseyin “korkusunu” kullanarak, kendisine bu savaşta destek olan Arap ülkelerinin bir kısmını da bir bakıma haraca bağladı. Yani ABD Saddam korkusunu kullanarak Irak’ta ve Ortadoğu’da hakimiyetini iyice pekiştirdi. Saddam korkusuna kapılan Arap ülkeleri İsrail’le “ilgilenme” fırsatından da uzak kaldılar.


ABD Saddam’ı siyaseten yaraladı ama öldürmedi. Irak’ın kuzey kısmını ise fiilen kontrol altına aldı. Saddam’dan kopardı. Saddam’ın kendi halkına karşı “kahramanlık” gibi göstermeye çalıştığı her savaş ve her hamle aslında tersinden işliyor Irak ve Arap halklarının düşmanlarının işine yarıyordu. Yapılan her hamle İsrail’in işini kolaylaştırıyor ve ABD’nin bölgedeki etkinliğine güç katıyordu.


BOP skandalı:
Milenyumu ABD’nin dünya hakimiyetine dönüştürme konusunda Washington’un “Derin ekibi “tarafından 20. yüzyılın son çeyreğinde hazırlanan gizli planlar bir bir icra edilmeye başlandı. Projenin sembolleşen en büyük bahanesi de yine aynı ekip tarafından sahnelendi. 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler vuruldu. Bu bahane ile Afganistan işgal edildi. Ardından Irak savaşı ısıtıldı. ABD, Mart 2003’te de Irak’ı ikinci defa işgal etti.


Bush yönetimi Irak halkına demokrasi ve özgürlük vaat ediyor, dünyaya da kitle imha silahlarından bölgeyi arındırma ve küresel terörizmden temizlemeyi taahhüt ediyordu.
Savaş ve ABD’nin Saddam’ı düşürmesinden sonra Irak’ta kitle imha silahları yerine Washington’un büyük bir yalanı ortaya çıktı. Demokrasi ve özgürlük yerine ülkede yıllarca süren bir trajedi başladı. Mezhep çatışması ile kardeş kanı döküldü. İşgalden geriye, Ebu Garip gibi ABD işkencehaneleri, iki milyonu aşan göç, yüz binlerle ifade edilen cinayet ve can kaybı, yüz binlerce yaralı, harabeye dönüşmüş bir ülke, alt ve üst yapısı yıkılmış şehirler, açlık, sefalet ve umudunu kaybetmiş bir halk kaldı.


ABD ne elde etti?
Afganistan ve Irak işgallerinden sonra ABD’nin küresel etkisi daha fazla sorgulanmaya başlandı. 1 Mart tezkeresini reddeden Türkiye Washington yörüngesinden çıktı. Arap yönetimlerinin ABD’ye olan güveni sarsıldı. Bölge halkları uyanmaya başladı. ABD yönetimi dünyada en sevilmeyen yönetim haline geldi. Küresel terörle mücadele ettiğini söyleyen ABD küresel terörü iyice tetiklediği gibi ilave olarak da dünyaya en başta kendisini etkileyen küresel bir “Mali kriz” hediye etti.


Irak halkı bölündü:
Saddam döneminde baskı altında olan Irak halkının Birinci Körfez Savaşı ile pekişen bölünmüşlüğü son savaş ile iyice kesinleşti. Bu savaş sırasında Sünniler ve Şiiler bir taraftan işgalcilere karşı direnirken bir taraftan da kendi aralarında çatıştılar. Irak’lı Kürtler ise neredeyse blok olarak ABD’ye destek verdiler. Ardından da Irak’ın kuzeyinde özerk Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni Irak’ın yeni anayasası ile güvence altına aldılar. Diğer unsurlar işgalcilere karşı direnirken Kürtlerin işgalcilerle işbirliği yapması diğerlerinin Kürtler’e olan husumetinin büyümesine yol açtı.


Kürtler himayeye muhtaç:
2009’un Ocak ayında göreve başlayan Obama yönetimi Irak’taki askerlerini 2010 yılı sonuna kadar geri çekmeye karar verdi. Bu çekilme Irak’ta en fazla Kürtleri tedirgin ediyor. İşgalci hamileri ülkeden ayrılırken Kürtleri Irak’ın geri kalan unsurlarının hışmından koruyacak yeni bir hamiye ihtiyaç olacak. Kendini zor koruyan Bağdat yönetimin buna gücünün yetmesi mümkün görünmüyor. Ayrıca Sünniler ve Şiiler, Kürtleri ABD işbirlikçisi olarak gördükleri için korumak isteyecekleri de çok kuşkulu. Tıpkı Birinci Körfez Savaşı sırasında Irak’lı yüz binlerce mülteci Kürtlere kapılarını açtığı gibi bu bölgede himaye gösterecek tek ülke Türkiye olabilir. Irak Kürtleri bunun farkındalar. Türkiye’nin himayesini gönülden arzu ediyorlar. Bu bölgede Türkiye’ye rağmen huzur içinde yaşamalarının imkansız olduğunun da bilincindeler.


Türkiye yükselen değer:


Yavaş yavaş toparlanmaya çalışan Bağdat yönetimi de Türkiye ile ilişkilerini güçlendirme çabasına girdi. Türkiye parlamentosunun, 1 Mart 2003 Tezkeresini reddiyle birlikte bağımsızlaşan devlet yapısı, güçlü siyasi iktidarı, dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri olması, tarihi ve kültürel birikimi, demokratik yapısı ve yeni dış politika vizyonu sayesinde bölgede bir cazibe merkezi oldu. Bu durum sadece Irak’ı değil tüm komşuları, bölge ve Batı ülkeleri başta olmak üzere hoşuna gitmese bile ABD’yi de etkilemeye başladı.
Artık Irak hem siyasi, hem sosyal ve kültürel, hem ekonomik hem de stratejik olarak Türkiye’nin etkisine girmeye başladı. Kürt gruplar başta olmak üzere Irak’taki diğer unsurlar da büyük ölçüde bundan memnun diyebiliriz. Irak’ın komşuları ve bölge ülkeleri de karışık ve istikrarsız bir Irak yerine Türkiye’nin etkisindeki bir ülkeyi tercih edebilirler.


Türkiye-Irak yüksek stratejik işbirliği antlaşması:


10 Temmuz 2008’de Başbakan Erdoğan’ın Bağdat gezisi ile somutlaşan Türkiye’nin yeni Irak açılımı, “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Anlaşması” ile resmi bir boyut kazandı. Kuruluş belgesi imzalanan “Türkiye-Irak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi” Ortadoğu için yeni bir model teşkil ediyor ve geleceğe yönelik stratejik vizyon ortaya koyuyor. Bölgede başka ülkeler arasında bu kapsamda bir anlaşma bulunmuyor. Irak’ın ABD’yle bile böyle bir anlaşması bulunmuyor.
Güvenlik analisti Aydın Bolat’ın Düşünce Dergisi’nin Ocak 2009 sayısında yayınlanan “Türkiye’nin Irak açılımı sürüyor” başlıklı yazısında derinlemesine işlendiği gibi bu antlaşma sadece iki ülke arasında çok boyutlu işbirliği, birçok alanda entegrasyonu öngörmekle kalmıyor, bölgesel düzeyde siyasi yakınlaşmalar, ekonomik birliktelikler ile güvenlik ve askeri işbirliği konuları için de bir temel oluşturuyor. Türkiye, diğer komşularıyla ve bölge ülkeleriyle de benzer işbirliği sürecini geliştirmeyi, bulunduğu coğrafyada barışçı, birleştirici ve yönlendirici bölgesel bir güç olma yolunda sağlam adımlar atmayı hedefliyor.
Üç bölümden oluşan anlaşma, Türkiye-Irak ilişkileri açısından tarihi unsurlar içeriyor.


A)Güvenlik ve askeri işbirliği alanı:


*Teröre karşı işbirliği yapılması, sınır denetiminin güçlendirilmesi, terör örgütlerine karşı mali, lojistik önlem alınması.
*İki ülke Genelkurmayları arasında “Askeri Çerçeve Anlaşması”nın tamamlanması.
*Genelkurmay ikinci başkanlarının Türkiye'nin Iraklı subayları eğitmesine imkan tanıyacak “Askeri İşbirliği Anlaşması”nı tamamlaması.
*Sıcak takip krizi yüzünden eksik imzalanan “Terörizmle Mücadele Anlaşması”nın tamamlanması.
*Savunma sanayii alanında ilişki ve yatırımların geliştirilmesi hedefleniyor.


B)Siyasi, diplomatik ve kültürel alanlar:


*Irak'ın toprak bütünlüğünün ve bağımsızlığının korunması ve içişlerine müdahale edilmemesi.
*Nisan 2008'de yürürlüğe giren yasa çerçevesinde Irak'ın federal yapısına destek ilkesi de ilk defa yazılı bir metinde şöyle yer aldı: "Irak halkının hür, bağımsız, birleşik, demokratik, federal ve müreffeh bir Irak hedeflerini gerçekleştirmek yönündeki çabalarını desteklemek.."
*Çok kültürlü yapıya saygı, Iraklılık kimliğinin korunması.
*Diplomasi, kültür, bilim ve eğitim alanında öğrenciler ve kamu görevlileri için değişim programlarının düzenlenmesi.


C)Ekonomi ve enerji alanı:


*İki ülke 2008 sonuna kadar Stratejik Ekonomik İşbirliği ve Entegrasyon Anlaşmalarını tamamlayacak, ayrıca Serbest Ticaret Anlaşması imzalanacak.
*Turizm için iki yönlü tur operasyonları kolaylaştırılacak.
*Yerel istihdam için ticaret ve yatırım bölgeleri oluşturulacak, kamu ve özel sektör teşvik edilecek, KOBİ'ler desteklenecek, yeni sınır kapıları açılacak.
*Irak'ın tarım ve su alanındaki ihtiyaçlarına yardım edilecek.
*Finans ve bankacılıkta ortaklık teşvik edilecek.
*Enerji alanında işbirliği yapılacak, Irak doğalgazının uluslararası pazara taşınması için boru hattı inşa edilecek.
*Elektrik sektöründe görevli Iraklı personel eğitilecek.
Bu antlaşma şartları artık hızla hayata geçiriliyor. Cumhurbaşkanı Talabani’nin talimatı ile Kerkük’te Türkçe ikinci resmi dil olarak kabul edildi. Talabani işbirliği mekanizmasının daha hızlı işlemesini istiyor.
“Türkiye ile stratejik ittifakın hayata geçirilmesi konusunda ben Irak tarafında bir engel görmüyorum. Irak’ın tüm kesimlerinden gelen siyasiler, Kürtler, Araplar, Sünniler, Şiîler, Türkiye ile iyi ilişkiler kurulması noktasında hem fikirler.” Bu sözler Talabani’ye ait. Başbakan Maliki de aynı istikamette açıklamalar yaptı.


Ortadoğu nereye gidiyor?


17 Kasım 2008’de ABD-Irak Güvenlik Antlaşması’nın imzalanması ile Irak’ın hukuken sona eren işgali, muhtemelen 2011’e kadar fiilen de sona erecektir. ABD’nin iflas eden Büyük Ortadoğu Projesi, aslında iflasın ardından karşıt bir Büyük Ortadoğu Projesini doğurdu. Ama bu proje sadece tepkisel bir projeden ibaret değil. Stratejik derinliği, tarihi ve kültürel boyutları da olan bir proje. Bu büyük projenin hayata geçen ilk aşamalarından biri yukarda da izahı yapılan Irak’la ilgili projedir.
Bu stratejik antlaşma ve devamı ile ilgili Türkiye’nin öngörüsünü şu şekilde özetlemek mümkün:
   *PKK Irak’tan mutlaka çıkarılacak ve bitecektir. Bu konuda süreç iyice hızlanmış durumda 2009 sonuna kadar PKK’nin tamöamen tasfiye edilebileceği anlaşılıyor.
   *Kuzey Irak’ta Türkmenler’in inisiyatifi giderek yükselecektir. Türkmence’nin resmi dil olarak kabul edilmesi, Kerkük’ten sonra diğer Türkmen bölgelerinde de yaygınlaşacak, Irak’ın genelinde geçerli olacaktır.
   *Stratejik işbirliği sadece Irak ile sınırlı kalmayacak bütün Ortadoğu bölgesine yayılacak bir stratejik entegrasyonun ve İslâm dünyası birlikteliğinin yolunu açacaktır.
   *Irak’tan ve bölgeden ABD gidecek, Türkiye gelecektir.
   *Bu anlaşma; Irak’ın da, Ortadoğu’nun da, Türkiye’nin de ABD’den kurtuluşunun işaretidir.
   *Kerkük-Musul ve çevresi “Özerk Türkmen Bölgesi” olacaktır.
   *Türkiye içerisinde güneydoğu sorununun çözümü için “Kürt Açılımı” yapılacaktır. Kilidin anahtarı bu anlaşmadır.
   *Basra’ya Konsolosluk açılacak, Irak’ın önemli merkezlerinde Türkiye temsil edilecektir.
   *Kuzey Irak bölgesi 2012 yılından itibaren Türkiye ile siyasi bir entegrasyona girecektir.
   *Ortadoğu haritası bölge ülkelerinin ortak faydaları ve iradeleri doğrultusunda yeniden düzenlenecektir.


Gül’ün ziyareti:


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 23-24 Mart 2009 tarihlerinde yaptığı Bağdat ziyareti bir çok yönüyle ilklere de sahne oldu. 1976 yılında Fahri Korutürk’ün ziyaretinin ardından 33 yıl geçtikten sonra Türkiye’nin cumhurbaşkanı düzeyinde yaptığı ilk ziyaretti. 2003’te ABD’nin işgalinden sonra Bağdat’ta ilk defa bir yabancı devlet başkanı geceyi orada geçirerek konakladı. Cumhurbaşkanı Talabani ilk defa bir yabancı lideri eşiyle karşıladı. Cumhurbaşkanı Gül, Irak’taki önemli etnik ve dini unsurların liderleriyle görüştü. Yapılan konuşmalar, karşılıklı olarak verilen görüntüler Türkiye ve Irak’ın entegrasyon sürecine başladığına işaret ediyor. Saddam’ın icraatları ve ABD’nin işgalinden dolayı “yetim” durumuna düşürülen Irak, tutunacak Samimi bir el arıyordu. Türkiye bu eli uzattı. Bu durumdan hem tüm unsurları ile Irak halkı ve yönetimi, hem de Irak’ın komşuları memnunlar.
ABD sonrası kendi başına ayakta kalması zor olan Irak’a ya İran sahip çıkacaktı ya da Türkiye. Irak, halkının büyük çoğunluğu inanç olarak İran gibi Şii olmakla birlikte bunlar, mezhepten ziyade Arap milliyetçiliğinin etkisindeler. Ayrıca 1980-1988 arasında iki ülke arasında yaşanan şiddetli savaşlar İran-Irak arasına kan davası sokmuş durumda. Bu sebeplerle Irak’lı Şiiler de İran yerine Türkiye’yi tercih ediyorlar. Diğer Arap ülkeleri de Irak’ın İran yerine Türkiye ile beraber hareket ediyor olmasından son derece memnunlar. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Bağdat ziyareti, rutin bir seromoninin çok ötesinde derin ve çok boyutlu anlamlar taşıyor. 2008 yılının Temmuz ayında imzalanan “stratejik” anlaşmanın alanını ve derinliğini daha artıran adımlar ihtiva ediyor.


ABD nasıl karşılar?


ABD tabi ki bu durumu gönülden desteklemez. Ancak 140 bin askeri ile batağa saplanmış olan Washington yönetimi bu maceranın faturasını daha fazla ödemeyi düşünmediği mesajını veriyor. Irak’tan ayrılacak. Kendisi ayrılırken işgal ettiği ülkenin bölgedeki en büyük hasmı İran’ın etkisine girmemesi için Türkiye’ye razı olmaktan başka çaresi görünmüyor. Ayrıca Irak’tan asker çekeceği zaman da Türkiye’nin büyük desteğine ihtiyacı olacak. O sebeplerle bir bakıma ABD mecburi istikamette. Diğer yollar çok tehlikeli.


Saplantılardan kurtulmalıyız:


Bağımsızlaşan Türkiye, içerde ve dışarıda çok önemli başarılara imza atarken hala geçmişten kalma bazı saplantılarına takılıp kalmamalı. Bir zamanlar Türkiye’de Kürt yoktur saptırması ile gerçeğe gözlerimizi kapatarak ciddi hatalar yapmıştık. Sonra fark edip döndük. Şimdi de Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminin adını kabul konusunda ayak diretmeye çalışıyoruz. Türkiye, Irak Anayasası’nı tanıyor. Irak Anayasası’na göre bölgenin adı “Irak Kürdistan Özerk Yönetimi.” Ankara ayrıca Irak’la yapılan ikili antlaşmalarda da Irak’ın “federal” yapısını teyit ediyor. Bütün bunlardan sonra Cumhurbaşkanı Gül’ün Bağdat yolunda “Kürdistan” ismini telaffuz edip etmediğinin tartışılması son derece gereksiz, yersiz ve faydasız bir tartışma. Söylemesinin hiç bir mahzuru olamaz. Gül zaten söylemese bile ismin böyle olduğunu ve söylemenin yanlış olmayacağını ifade ediyor. Türkiye bu tür boş tartışmalarla zaman kaybetmemeli. Aydınlarımız bu konuda zihinlerin açılmasına destek olmalılar.
Burnumuzun dibindeki komşumuzla biz ilgilenmeyeceğiz de ABD veya Avrupa mı ilgilenecek. Türkiye ayrıca Irak politikasını PKK ve Türkmenlere indirgeme sığlığından da vazgeçmiş durumda. Artık Irak’ın tümüyle ilgileniyor. Bu durum hem Türkiye, hem Türkmenler, hem diğer Iraklılar hem de bölgedeki diğer ülkeler için son derece faydalı sonuçlar doğuracaktır.


ABD’nin yeni Başkanı Barak Hüseyin Obama’nın Türkiye ziyareti ile bazı gerçekleri herkes daha iyi anlayacaktır.
Alper TAN
25.03.2009

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.