YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ergenekon numaraları
14 Ocak 2009 13:37

Ergenekon davası gündemin en önemli maddesi. Mahalli seçimler ve diğer gündemler unutulmuş durumda. Bu, aslında iç gündem açısından kötü bir şey değil. Çünkü ülkenin en birinci konusunun Ergenekon olması gerekiyor zaten. Ancak iyi olmayan, kendini aydın, demokrat, ulusalcı zanneden, üniter devleti savunanların çelişkileri ve iki yüzlülükleri.


Susurluk şebekesinin çökertilmesi için bir zamanlar, “sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” sloganı ile gayet anlamlı biçimde akşamları ışık yakıp–söndürme eylemlerini organize edenler, şimdi tam aksine hareket ediyorlar. Sanki şimdi “Ergenekon deşifre olacağına sürekli Susurluk olsun” telaşı içindeler.


Devekuşu siyaseti:
Evlerden, tarlalardan sayısız cephaneler ve patlayıcılar çıkıyor. Hâlâ gözlerini kapatıyorlar. Bunlara sormak ve hatırlatma gerekiyor. İstanbul’da HSCB binasını havaya uçuran patlamada kaç kişi ölmüş, ülke nasıl bir ortama girmişti? Ankara Ulus’ta Anafartalar Çarşısı patlatıldığında ne kadar insan ölmüştü ülke nasıl bir ortama girmişti? Danıştay saldırısını yoksa unuttunuz mu? Uğur Mumcu’lar, Ahmet Taner Kışlalı’lar, katledildiğinde ülke nasıl bir sürece sokulmuştu? Bunları bilmiyor musunuz yoksa? Ya da işinize mi gelmiyor hatırlamak? Yılbaşı gecesi Ankara’da yedi genç doğalgazdan zehirlenerek öldüğünde haklı olarak ne kadar önem vermiştiniz! İstanbul Tavukçuderesi’nde küçük Dilara hayatını kaybettiğinde aylarca kampanyalar yapılmıştı.


Bu cephane ile kaos oluşturulacaktı:
Bu kazılardan çıkan patlayıcılarla kaç insanın canına kıyılır, ne kadar maddi tahribat yaşanır, ülke nasıl bir kaos ortamına sokulurdu? Bunu bilmiyor musunuz? Yoksa öyle olmasını mı istiyorsunuz?


Bu hain planları ortaya çıkaran, MİT’e, polise, savcılara, mahkemelere minnet borcumuz olduğunun ifadesi olarak teşekkür gerekirken hakaret ve tenkit yaparak kimlere yaranmak istiyorsunuz? Acaba siz bu milleti mi düşünüyorsunuz, yoksa bazı odakların veya yabancı gizli servislerin amaçlarına mı hizmet ediyorsunuz?


Eleştiriye bakın. Saygın insanlar suç işlemezmiş, saygın insanların evi aranmazmış, saygın insanlar göz altına alınmazmış.  Bu emekliler mi darbe yapacakmış. Bu silahlarla darbe olmazmış. Bir kere kastettiğiniz kişilerin millet nazarında ne kadar saygın olduğu bir yana; bu millet, şimdiye kadar çektiği bir çok sıkıntıyı da saygın zannettiği kişilerin elinden çekti. Unutmayın efendiler, bankaları hortumlayanlar, yolsuzlukları, yapanlar, darbeleri gerçekleştirenler, bu ülkeye demokrasiyi ve özgürlükleri sokmamak için mücadele edenler sizin hep o “saygın” adamlarınızdı. Millet bunları unuttu mu zannediyorsunuz?


Maksat darbe ortamı sağlamak:
Bir kere öyle anlaşılıyor ki, ortaya çıkarılan cephaneleri gömenlerin amacı darbe yapmak değil. Yıllardır uğraşıp, provokasyon gerçekleştirip de darbe yaptıramadıkları TSK’yı darbeye zorlamaktır. Ordunun darbe yapması için zemin ve ortam hazırlamaktır. Şu ana kadar çıkarılan patlayıcılarla da ülke, böyle bir ortama ne ala hazırlanabilirdi.


Kaldı ki bu patlayıcıların önemli bir kısmını çok önceleri değil daha birkaç ay önce gömülmüş oldukları anlaşılıyor. Bu patlayıcıların Mart sonunda yapılacak seçimler öncesinde kullanılarak, yapılacak çeşitli suikast ve eylemlerle birkaç ay içinde ülkede darbe zemini hazırlayacakları anlaşılıyor.   


TSK oyunun farkında:
Ama burada yanıldıkları bir nokta var. TSK bu ayak oyunlarının farkında artık. Ve bu numaraları yutmuyor, bu işlere karışanlara kurumsal destek vermiyor. Aksine bu kirli işlerle uğraşanların ortaya çıkarılıp cezalandırılması ve Türk ordusunun milletinin çıkarlarına hizmet dışında başka amaçlar uğruna kullanılmaması için uğraş veriyor. Ancak TSK içinde Ergenekon türü karanlık işlere bulaşanların var olduğu ortada. Şimdi bunlar temizleniyor.


O sebeple Ergenekon, Genelkurmay Başkanı ve komutanlardan rahatsız olmalı ki onları da takip edip fişlemişler. Ergenekon’un ayrıca yüksek yargıdakileri ve siyasetçileri de çok sıkı takip edip fişledikleri anlaşılıyor.
 
O sebeple tüm kurumlar kendilerine çeki düzen vermeli. Göz yumarlarsa bir süre sonra bu yapıların nasıl kendilerine döneceğini görmeliler. Bu kirli olaylar ve yapılanmalar ortaya çıktıkça birlerinin iddia ettiği gibi kurumlar yıpranmıyor. Aksine milletin, kurumlara olan güveni daha da artırıyor. Kurumlar, pis işleri örttükçe yıpranıyor.


MHP’nin duruşu:
Ergenekon operasyonuna gönüllü avukatlık yapan CHP konuştukça batıyor. MHP ve Genel Başkan’ı Devlet Bahçeli ise son derece önemli ve saygın bir duruş sergiliyor. Ergenekon operasyonunu yapanları tebrik ediyor. Bu destek çok önemli. Türkiye’deki kirli yabancı servis yapılanmalarının temizlenmesi konusunda ve bazı siyasi oyunların, numaraların deşifre edilmesinde Bahçeli ve MHP son yıllarda hep kilit rol oynadı. Şimdi de onu yapıyor.


YARSAV Yargıtay adına mı konuşuyor?
Diğer bir konu Yargıtay’ın çelişkisi. Yargıtay Başkanı  Hasan Gerçeker, ihsas-ı rey olmasın diye açıklama yapmayacaklarını söylüyor. Ama Yargıtay’dan bir grup, yürütülen bir soruşturmaya maruz kalan bir zanlıya evinde kurumsal bir ziyaret yapıyor. Ayrıca kendisi de Yargıtay savcısı olan bir dernek başkanı, Yargıtay salonunda siyasi konuşma yapıyor. Acaba Yargıtay, kendisinin söylemek isteyip de söyleyemediklerini Ömer Faruk Eminağaoğlu’na mı söyletiyor? Şimdi bu ihsas-ı rey olmuyor mu?


CHP=DTP oldu:
Sözüm ona üniter yapıyı, ulus devleti savunduğunu iddia eden CHP’nin Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu, bölücü terör örgütü liderini operasyondan kurtaran, örgüte akıl hocalığı yapan terörist başını alenen öven bir adama nasıl sahip çıkar? Onu tutuklayan savcılar, polis ve hakimlere neden saldırır? Böyle bir durumu ne ile izah etmek gerekiyor? Üniter devleti savunmak ülkeyi bölmeye çalışan terör örgütü liderine ve akıl hocalarına sahip çıkmak mıdır? Eğer öyle ise DTP de bunu yapıyor. DTP’yi neden eleştiriyorsunuz o zaman? CHP’nin DTP’den bir farkı kalıyor mu?


Öte yandan adli sürecin çok uzadığından şikayet ediliyor. Halbuki bu olay çok geniş ve çok derin bir olay. Tüm boyutları ortaya konulmadan yapılacak yargılamada çeşitli sakatlıklar da olabilir. Eğer alelacele bir adli süreçle yargılama yapılsaydı, kimsenin şüphesi olmasın ki, şimdi geç kalındığından şikayet edenler, o zaman alelacele yanlış kararlar verildiğinden şikayet edeceklerdi. Çünkü bunların amacı adil bir yargılama ile suçluların cezalandırılması değil. İşbirliği içinde oldukları veya gönül bağı taşıdıkları, manevi destek verdikleri kişilerin adaletin elinden kurtarılmasıdır.


Unutmayalım ki ülkeyi bir kaos ortamına çekmek için planlanmış olan Danıştay saldırısı davası tüm uyarılara rağmen yangından mal kaçırılırcasına alelacele yapıldı ve olayın bağlantıları ve diğer boyutları ortaya konulmadan karar verildi. Sonra ne oldu? Bu yanlış süreç Yargıtay’dan geri döndü ve şimdi dosya Ergenekon davası ile birleştiriliyor. Hadisenin boyutlarının nerelere vardığını ilerleyen dönemlerde göreceğiz. Dolayısıyla Danıştay davasında mahkemenin alelacele karar vermiş olması, adalet üzerindeki kuşkuları arttırıyor. Ergenekon davasında bu tür kuşkulara yer vermemek için adli sürece daha çok dikkat edildiği görülüyor. Ama belli kesimler, savcılara ve mahkemelere baskı yaparak hata yaptırma ve dolayısıyla daha sonra Yargıtay aşamasında adamlarını kurtarma gayreti içindeler.


Unutmayalım. Artık bu numaralar tutmuyor.


 


15.01.2009


Yazarın Önceki Yazıları
ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.