YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Entegre çeteler ve kirli oyun
25 Şubat 2008 16:16

1944 yılından bu yana ülkemizdeki “gizli iktidarı” elinde tutan, demokrasi kisvesi altında fiilen devlet mekanizmasını koordine eden Washington, 2006 yılının Mayıs ayında Ankara’daki merkezi iktidarını kaybetti. İlerleyen zaman ve gelişen olaylar sayesinde “15 Mayıs Hareketi” nedeniyle 15 Mayıs 2006 tarihinin ne anlama geldiğini daha anlaşılır biçimde ortaya kayacak. Şimdilerde bu sözleri bir ninni gibi düşünen veya bunu komplo teorisi olarak gören “çok bilgili” ve “çok zeki” arkadaşları önemsemiyorum.
Amerikan gizli iktidarının devlet idaresine egemen olduğu 1944’den bu yana ülkemizde yaşanan bir çok kirli olayın arkasında “gizli iktidar”ın parmağı olduğu tartışma götürmeyecek kadar kesin. Hangi olaylarda rolü var diye belli başlılarını sıralamak gerekirse, şunları sayabiliriz. Türkiye’nin NATO’ya dahil edilmesi. Askerimizin Kore Savaşı’na gönderilmesi. 27 Mayıs Darbesi, Menderes ve iki bakanın idamı. 1980 öncesi sağ-sol çatışmalarının NATO eliyle koordine edilmesi. 12 Eylül 1980 Darbesi. PKK terör örgütünün faaliyetleri. Ülkede “laik-İslamcı”, “Alevi-Sünni” gerilimleri, “Türk-Kürt” çatışması senaryoları, komşu ülkelerle olan ilişkilerin sürekli olumsuz devam etmesi. Özellikle 1990’lardan başlayarak hızlı bir şekilde artan faili meçhul cinayetler ve faili meçhul başka olayların tamamına yakını. Ermenilerle Türkiye’nin münasebetlerinin sürekli olarak sıkıntılı yürümesi. Mütedeyyin kesim üzerinde sürekli ve düzenli şekilde uygulanan devlet baskısı.
Bunların hepsi ile ilgili çok çarpıcı örnekler vermek mümkün. Fakat sadece son olaylara ve deşifre edilen entegre çetelere bakacak olursak bile anlatmaya çalıştığımız meselenin çapını biraz olsun görürüz. Çetenin başında emekli bir general var. Şimdiye kadar çok sayıda kirli olayda adı geçmiş. Devletin kurumları, adı geçen adam için kılını kıpırdatmamış. Suya sabuna dava açan savcılarımız, bu olanları hiç duymamışlar. İlahi söyleyen çocuklar için bile internet sitesinde komik bildiri yayınlayan efendiler iddialara sessiz kalmışlar. Birçok siyasi meselede, görev alanına girmeyen konuları bile görev bilerek, durumdan vazife çıkarıp görüş beyan eden yüksek yargıdan bu konuda “tık” çıkmamış.
Ancak devletin en gizli belgeleri bu çetelerin arşivlerinde bulunuyor. Bu adamlar vatandaşları fişliyor. Bu adamlar, öldürülecek kişilerin listelerini hazırlıyor. Ölme ve öldürme üzerine yemin ediyor ve ettiriyor. Ermeni bir gazetecinin öldürülmesi olayında bunların adı ortaya çıkıyor. Alman misyonerler boğazlanırken hadisenin altından bu çetenin üyeleri çıkıyor. Bu çetenin Hıristiyanları öldürdükleri belirtiliyor ama çete toplantıları bir kilisede yapılıyor. Alman misyonerler katlediliyor. Ama çetenin Alman istihbaratından büyük para desteği aldığı ifade ediliyor. Çete laik düzeni savunuyor. Ama bu çetenin ve uzantılarının Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı gibi laik kişileri öldürmüş olacağına dair derin şüpheler var. Bu ulusalcı (!) çete, kendisi gibi ulusalcı Cumhuriyet gazetesini bombalıyor, bu vatansever(!) çete, Danıştay’ı basarak yargıç öldürüyor, ama katil, arabasının içine Vakit gazetesi bırakıyor.
Tutuklanan generalin yapının sağ kanadının başı olduğu, yapılanmanın sol tarafının başının da yine başka bir general olduğu ifade ediliyor. Demek ki neymiş… Öyle bir yapı söz konusu ki, bu yapı, sağı da yönlendiriyor, solu da. Çetenin cephanesi TSK mühimmatından oluşuyor. Türban konusunda “tüm görüşlerini” bildiğimiz TSK’nın ise şimdiye kadar bu adamlarla ilgili tam olarak ne yaptığını ve ne düşündüğünü ne yazık ki hiç bilmiyoruz.
Okumak isteyen kız çocuklarını üniversiteye sokmamak için cüppesini sırtına geçirip kapıyı tutan üniversitelerin başında rektör sıfatıyla bulunan ulusal güvenlik profesörlerinin yukarıdaki konularda bir tek cümlesini hatırlamıyoruz. İnancı nedeniyle başını örten kadınların yaşam tarzı konusunda fetva vererek, “çene altı” “kaş üstü” “çatal iğne” “toplu iğne” formülü üreterek ikiyüzlü particilerden çeteler konusunda tatmin edici bir açıklama gelmedi.
 
Meclisin atacağı her demokratik ve özgürlükçü adımda soluğu Atatürk’ün mezarına giderek türbelerden medet umanlar gibi hareket eden, miting meydanlarına dökülenlerden, bu entegre çeteler konusunda “çıt” çıkmadı.
 
Benim gariban bir vatandaş olarak bütün bu olanlardan, gördüklerimden, yaşadıklarımdan ne anlamam gerekiyor?
 
Ben bir vatandaş olarak bu görüntüden bu çetelerin bir yerlerle entegre hareket etmişler, bir yerlerden korunmuşlar, bir yerlerden desteklenmişler. Gerçekleştirilen olaylar üzerinden eskiden olduğu gibi belli hedeflere varılmak istendiğini anlıyorum. Diğer taraftan baktığımda ise şunları görüyorum. Devletin önemli kurumları bu entegre çeteleri takip ediyor, yakalıyor, sorguluyor, tutukluyor, hesap soruyor, deşifre ediyor. Şemdinli olaylarında tutuklanan Astsubay Ali Kaya için “tanırım iyi çocuktur” diyen Büyükanıt, şimdikiler için “TSK suç örgütü değildir. TSK mensupları da hata yapar. Suç işleyen varsa cezasını çeker” diyor ve bunlara sahip çıkmayacağına dair işaretler veriyor.
 
Demek ki, ülkemizde 1944’ten bu yana kurumlar üstü faaliyet gösteren “gizli iktidar” tekrar toparlanmaya çalışıyor ama toparlanamıyor. Gizli iktidarın “giz”leri tek tek deşifre ediliyor. Onun varlığını isteyenler ise muvaffak olamıyorlar.
 
Demek ki ülkede önemli gelişmeler oluyor. Demek ki devlette önemli değişimler yaşanıyor. Artık Türk devleti midesindeki ve bağırsaklarındaki amipleri, virüsleri, kısacası rahatsızlık veren mikropları temizlemeye çalışıyor.
 
Demek ki “entegre çeteler” artık eskisi gibi rahat olamayacaklar. Demek ki yıllardır ülkenin kanını emen, canına kastedenler temizlenirse vatandaş olarak daha rahat olacağız. Demek ki bu ulusalcı vatanseverler, bizim ulusumuz ve bizim vatanımız için değil meğer başkalarının ulusu ve başkalarının vatanı için mücadele ediyorlarmış. Meğer bizim milletimize ve bizim vatanımıza kastediyorlarmış.
 
Son söz olarak da bir temennide bulunmak istiyorum. Hani biri, eşinden ayrılacağı için üniformasına leke getirmemek için, diğeri de torunlarına fazlaca zaman ayırmak maksadıyla istifa eden iki “duygusal” paşamız vardı ya. İnşallah ipin ucu bir yerlerden onlara kadar uzanmaz. Ve umut ederim daha başka, “çok duygusal” istifalar gelmez.

Yazarın Önceki Yazıları
Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.