26 Temmuz 2017 Çarşamba
  • Altın142,537
  • BIST107.515
  • Dolar3,5542
  • Euro4,1375
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6351
  • İstanbul31 °C
  • Ankara33 °C
  • İzmir38 °C
  • Konya35 °C
  • Adana36 °C
  • Antalya32 °C
  • Diyarbakır38 °C
  • Bursa38 °C
  • Kayseri34 °C
  • Kocaeli34 °C
  • Şanlıurfa40 °C
  • Gaziantep37 °C
  • İçel36 °C
"MÜBAREK BELDELERİMİZİ KORUMAK İMAN MESELESİDİR"
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Dış politikada yuvarlak faktör
15 Ekim 2008 14:22


Türkiye, ABD boyunduruğundan kurtulduktan sonra artık bölgesinde ve uluslararası camiada özgün bir duruş ortaya koymaya başladı. Ülkemizin tarihinden kaynaklanan tecrübe birikimi ve avantajlar bu gayretlerde büyük bir kolaylık sağlıyor.



ABD ve Avrupa’nın bölgemizle ilgili projelerinin artık eskisi gibi tutmaması bir yana ters etki yapıyor. Etrafımızda bulunan ve şimdiye kadar batılı ülkelerle işbirliği içinde yer almış, idari, siyasi ve askeri yönden zayıf durumda çok sayıda ülke kendine güvenecekleri emin ve güçlü yeni bir devlet arayışı içinde. Çünkü batı ülkeleri, Ortadoğu’daki yönetimleri bir asra yakın istismar derecesinde kullandı.



Ayrıca Ortadoğu toplumları ile batı toplumları arasında psikolojik bir yakınlık bulunmadığı gibi, Haçlı Seferleri, Afganistan, Irak işgalleri ve BOP sebebiyle ciddi bir husumet var. Çünkü ABD, yeni bir “Haçlı Seferi” mantığı doğrultusunda Avrupalı müttefiklerini de yanına alarak bu işgalleri gerçekleştirdi. ABD, Irak’ı işgal ederken aslında Türkiye’yi de işgalin içine çekerek, İslam Dünyası’na karşı gerçek bir “Haçlı Seferi” olan ahlaksız saldırıya kendine göre bir meşruiyet görüntüsü vermek istemişti. Ama bu numara tutmadı. Çünkü Türkiye oyunu erken fark etti. Şimdi ABD ve Avrupa, İslam Dünyası’na saldırının faturasını, faize dayalı finans sektörlerinin çökmesi ile oluşan küresel mali krizle ödemek zorunda bırakıldılar.



Papa bu mali krizi, “İlahi ikaz” olarak açıkladı. Umulur ki ABD ve Avrupa, ilahi ikazın gerçek mesajını anlamış ve kendine çeki düzen vermiş olsun. Bush’a sari hastalıkta olduğu gibi, Batı yönetimleri, şeytanın üflemelerini “Tanrı’nın mesajı” gibi algılamış olmasın.



Yaratıcıyı ve tabiatın cari kanunlarını inkara dayalı zorba rejimin çöküşü ile 1990’da dağılmış olan Sovyetler Birliği’nin varisi Rusya bu tarihten itibaren içine kapanmış ve 2010 yılına kadar bir nevi inziva dönemine girmeye karar vermişti. Amaç evin içini düzeltmekti. Rusya bunu gerçekleştirmeye çalıştı. Bu restorasyon dönemi önemli ölçüde başarılı da oldu. Ama Rusya, inziva döneminde uluslar arası alanda elle tutulur bir varlık gösteremedi. Şimdi tekrar toparlanmış bir devletin reflekslerini göstermeye çalışıyor. Dünyanın gözleri önünde fütursuzca ve aniden Gürcistan’ı işgal etmekten çekinmedi. Ancak işgal etmekle iş bitmiyor. İşin sonuna bakmak gerekir. Sonunda ne olacağını hep beraber göreceğiz.



Rejimin iflasının ardından 1990’da Rusya’nın kabuğuna çekildiği gibi şimdi de küresel projeleri iflas etmiş olan ABD, büyük ihtimalle bu mali krizin ardından içine kapanacak ve bir inziva dönemine girecek. Bu arada Dünya daha yuvarlak veya çok kutuplu bir döneme girerek belki biraz rahat nefes alabilir. Bu dönemde, kendini biraz toparlamış olan Rusya dahil olmak üzere, Avrupa, Çin, Hindistan gibi ülkeler bu fırsatı, değerlendirmek isteyeceklerdir.
 
Böyle bir dönemde aslında ortaya çıkacak fırsatları değerlendirme potansiyeline sahip en avantajlı ülke Türkiye. Çünkü Türkiye, tarihi, kültürü ve siyasi tecrübesi ile ve son yıllarda bölgesinde ve Dünya’da oluşturduğu sinerji sayesinde harika bir imkana sahip. Avrupa, Asya ve Afrika’da gıpta ile izlenen, yıldızı sürekli yükselen bir değer.



Türkiye, sahip olduğu potansiyele yeni faktörler ekleyebilir. Türkiye’nin bölgeye ve Dünya’ya etkisi ve katkısının artması için önemli çabalar ve projelerin olduğunu biliyoruz. Siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, sosyal ve psikolojik işbirliği planları çok önemli. Türkiye bunlara yenilerini de eklemeli.



Türkiye-Ermenistan futbol takımlarının yaptığı milli maç bir kez daha gösterdi ki spor, uluslararası ilişkilerde yumuşatıcı ve kolaylaştırıcı bir rol oynayabiliyor.



Dünya toplumlarının dikkatini çekmek için futbol çok büyük bir vesile artık. Avrupa kupası, Dünya kupası gibi büyük futbol organizasyonları ile insanlığın kaynaşması ve birbirlerini tanımaları sağlanabiliyor.



Hatırlanacağı üzere Mustafa Denizli’nin İran’ın bir futbol takımında teknik direktör olarak çalışması İran ve Türk halkları arasında önemli bir sempatiye sebep olmuştu. Futbolun dışında bu yönüyle de faydalı oldu.



Şimdi milli futbolcumuz Hakan Şükür’ün Birleşik Arap Emirlikleri’nde futbola devam etmesi gündemde. Bu gelişmeler, Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye arasında futbol diliyle güzel bir sempati halesi oluşturabilir. Bunu daha ileri götürmek ve kurumsallaştırmakta büyük yararlar var.
 
Mesela neden Ortadoğu ülkeleri arasında bir “Ortadoğu kupası” veya neden bir “Asya kupası” adıyla etkin bir futbol organizasyonu yapılamasın? Bu gün Körfez ülkelerinin zenginleri İngiltere’nin, Avrupa’nın en güçlü takımlarına ilgi duyup onları satın alabilirken neden bu bölgenin kendine has bir futbol organizasyonu yapılmasın. Buna neden Türkiye önderlik etmesin. Asya ve Ortadoğu toplumlarının kaynaşması, bu toplumların birbirini daha iyi tanıması, birçok sorunun çözümüne de katkı sağlamaz mı? Futbolun getireceği sinerji, diğer alanlarda da teşvik edici bir tesir oluşturmaz mı?



Bence bu, önemle üzerinde durulması gereken bir mevzu. Kafa yormaya değer bir mesele. Ve futbol adamlarımızın gündemine girmesi gereken bir konu. Acaba futbol yorumcularımız futbolun bu yönüne de kafa yorabilirler mi? Ve siyasetçilerimiz bunun üzerinde düşünürler mi?


ANALİZİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

15-10-2008

Yazarın Önceki Yazıları
Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.