YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Devrimciler kongresi
02 Ekim 2012 15:28

Ak Parti’nin son kongresi üzerinde yorumlar devam ediyor. Bu toplantıyı yerden yere vuranlar da var, övenler de..  Genelde yorumlar iç siyasetin kısır ve miyop görüş alanı içinde günübirlik yaklaşımlarla yapılıyor.  Çoğunlukla eleştirilerin çıkış noktası, yapıcı ve ülke için yarar gözetilmesi değil, rakibin yıpranması veya hadiselere yüzeysel bakan tribünlerin alkışlaması oluyor.

Birkaç sene önce Türkiye’nin ekseninin kaydığına dair görüş ve yorumlar vardı. Cumhuriyet boyunca burnunun dibindeki komşularına dönüp bakmayan ama İngiltere’nin ABD’nin ne diyeceğine kulak veren ve gelen telkinler yönünde hareket eden Türkiye’nin, bir paradigma değişikliği ile etrafına dönmesi, içeride ve dışarda birilerini rahatsız ediyordu. Rahatsız oldukları için de Türkiye’nin ekseninin kaydığı ve bunun kötü sonuçlar doğuracağı yönlendirmesi yapılmaya çalışıldı. Bu iddialara halk, laf-ı güzaf olarak baktı. İtibar etmedi.

Eksen kaymadı. Türkiye’nin, cumhuriyetle birlikte kaydırılmış olan ekseni, son yıllarda tekrar yerine oturdu. İçerde devlet, halkıyla barışmaya başladı. Çok boyutlu dış politika ise Türkiye’nin üzeri örtülmüş gerçek gücünü ortaya çıkardı. Ak Parti’nin 30 Eylül 2012’de yapılan kongresindeki tablo, son yıllarda ülkede tartışılan birçok temel konuya cevap niteliğinde idi. Bunların neler olduğuna kısa kısa girelim.

Türkiye, Ortadoğu’daki değişim hareketine başından beri güç ve destek veriyor. İçerdeki muhalefet ise bölgede yönetimleri arka arkaya deviren halk dalgalarına Türkiye’nin verdiği desteği, dış telkinlere bağlayarak açıklamaya çalıştı. Ankara’nın ABD ve Avrupa’ya taşeronluk ettiğini, Batı’nın, bölgede yıpranan diktatörleri devirip yerine yine Batı yanlısı iktidarları ikame ettiğini, Türkiye’nin de bu emellere hizmet ediyor olduğunu söylediler. Bu başarıyı Türkiye’ye yakıştıramadılar. Türkiye içindeki değişim hareketine takoz olmaya çalıştıkları gibi İslam coğrafyasındaki değişime de iftira atarak takoz koymaya çalıştılar. Peki ne oldu?

HAMAS lideri Halid Meşal, “Arap baharı, Batı’nın sadakası değildir, Arap baharı Arapların öz malıdır” diye noktayı koydu. Halid Meşal, Ortadoğu’da  değişim rüzgarının son iki sene içinde getirdiği bir lider değildi. O, yıkılan diktatörlere karşı Filistin halkı için yıllardır mücadele eden bir adamdı. Hadi biz yanıldık diyelim. O damı yanılıyordu. O Halid Meşal ki daha 4-5 sene önce Ankara’ya gizlice getirilmiş ve devam eden statükonun şerrinden emin olmak için Ak Parti Genel Merkezi’nde yapılan görüşmelerin ardından yangın merdiveninden, bodrumdaki otoparktan kaçırırcasına uzaklaştırılmıştı. Eski Türkiye, “Yeni Türkiye’ye dönüştü. Ve bugün aynı Halid Meşal, ülkeyi on yıldan beri yöneten partinin kongresinde devlet başkanlarıyla birlikte en önemli protokolle ağırlanıyor ve onlarca kameranın karşısında televizyonların canlı yayınında göğsünü gere gere konuşabiliyor.

İşgalci İsrail’e karşı mazlum Filistin halkının direniş liderleri, Batı dünyası tarafından “terörist” olarak görüldüğü için Türkiye’de onları böyle görüyordu. Bu hatalar telafi ediliyor. Türkiye aslına dönüyor. Mısır’ın devrimci lideri Muhammed Mursi, Türkiye ile ortak hedeflerden söz ediyor ve ortak hedefler için birlikte hareket edildiğini tüm dünyanın önünde ilan ediyor. Batı’nın ikiyüzlülüğüne dikkat çekiliyor. Tunus devrimini gerçekleştiren hareketin lideri Gannuşi benzer masajlar veriyor. Kırgızistan’ın devrimci devlet başkanı Almazbek Atambayev, Yeni Türkiye’nin başarısından nasıl mutlu olduklarını dile getirerek bununla övünç duyduğunu ifade ediyor. Ankara’nın yıllardır haklı-haksız “düşman” olarak gördüğü Mesut Barzani, iktidar partisi tarafından önemli bir konuk olarak davet ediliyor, Barzani tüm dünyanın gözü önünde TC Başbakanı ile kucaklaşıyor.

Bunlar bir başarı değil de nedir? Tabular yıkılıyor. Dünya yeniden kuruluyor. Avrupa ve Amerika ekonomik krizlerle boğuşurken bölgemizdeki kronik sorunlar kökten çözülmeye çalışılıyor.

İslam halkları, kendilerine musallat olmuş tiranları, istiklal mücadelesi ile bir bir devirirken, istiklali için kardeş ülkelerden önce davranarak durumunu büyük ölçüde düzeltmiş olan Türkiye ise bölgesinde ve dünyada önemli bir lider olma mücadelesi yürütüyor. Bu mücadeleden de çok iyi sonuçlar alınıyor. Ak Parti kongresine katılan devrimci liderler de bir kere daha açıkça gösterdiler ki İslam dünyasında yaşanan halk hareketleri Batı’nın desteğiyle gerçekleşmiyor. Aksine Batı’nın engellemeye çalışmasına rağmen gerçekleşiyor. Ve bu halk hareketlerinin destek aldığı en önemli ülke Türkiye’dir. Kırgızistan’ın devrimci Devlet Başkanı Atambayev, Mısır’ın devrimci cumhurbaşkanı Mursi, Tunus devriminin lideri Gannuşi, HAMAS lideri Meşal bunun için geldiler.

Güçlü ve lider bir Türkiye’den elbette rahatsız olanlar da var. Bunların başında ABD’nin Neocon cephesi ve onların bölgemizdeki uzantısı İsrail geliyor. Ayrıca bu gelişmelerden Rusya ve Fransa, Almanya, İngiltere dahil topyekün Avrupa da rahatsız. Bunlar, güçlü bir Türkiye’nin, İslam dünyasının önünü açacağını çok iyi biliyorlar. Müslüman halkların birlik olmasından korkuyorlar. Bu gelişmelerden bir nebze rahatsız olanlardan biri de komşumuz İran. İran, Türkiye’nin düşmanı değil. Ancak bölgede siyasi rakibimiz. Bölgedeki çıkar çatışması veya siyasi rekabetten kaynaklanan geçici ihtilafları içerde ve dışarda birileri Türkiye-İran düşmanlığına çevirmek için aşırı bir gayret içindeler. 

Cumhuriyet tarihi boyunca Ankara’nın sırt çevirdiği veya yüzüne bakmadığı Tunus, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Katar, BAE, Bahreyn, Balkanlar, Kırgızistan, Azerbaycan, Pakistan, Endonezya, Malezya, Afganistan gibi çok sayıda ülkelerle stratejik ilişkiler gerçekleştiriliyor. Bu ilişkilerin neler olduğu ilerleyen süreçte tek tek ortaya çıkacak. Bu gelişmeler olurken komşumuz İran’la neden düşman olalım.

Şu an rekabet içinde olduğumuz Rusya ve İran gibi ülkelerle de ilişkilerin kısa zamanda rayına oturacağını düşünüyorum. Ülkemizde ve bölgemizde bütün bunlar olup biterken kalbi bu ülke için atanların sevinmesi ve mutlu olması gerekirdi. Ancak görülüyor ki Türkiye’nin başarısından Telaviv kadar rahatsız olan kesimler var. Bunları iyi niyet çerçevesinde nasıl izah edebiliriz. İyi niyet içinde izah edemiyorsak sizce nasıl izah etmeliyiz?

Türkiye önüne çıkan takozları rahatlıkla aşacak kadar güçlü bir ülke artık. Herkes saflarını sıklaştırmaya çalışırken, safını seçememiş saflara üzülüyorum.

Alper TAN
02.10.2012   
 

Yazarın Önceki Yazıları
Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
13:18
 // ahmet arvas
rabbim o safını secemeyen safları hidayete erdirsin. zaman birlik olma zamanı....
10 Ekim 2012 13:18