YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Deniz Feneri bahane; bu savaştan bana ne!
12 Eylül 2008 15:15

Ülke gündemi Tayyip Erdoğan-Aydın Doğan kavgasına sıkıştı. Bir haftadır bu konu tartışılıyor. Aydın Doğan’ın yayın organları Ak Parti’li Şaban Dişli ve bazı Ak Parti’li Belediye’lerin yolsuzluk, usulsüzlük yaptığı veya rüşvet aldığı haberleri ile başbakan’ın üzerine gidiyor. Ayrıca Almanya’da görülen Deniz Feneri Derneği davası ile RTÜK Başkanı Zahit Akman ve Başbakan Erdoğan arasında bazı bağlantılar olduğunu belirterek oradan da hükümeti sıkıştırıyor. Doğan grubu öte yandan Kanal 7’yi de Deniz Feneri davası nedeniyle sıkıştırıyor.


Başbakan Erdoğan ise Aydın Doğan’ın bazı taleplerinin hükümet, Ak Parti’li belediyeler ve RTÜK tarafından yerine getirilmediği için kendilerinin hedef seçildiğini ileri sürüyor. Başbakan, Doğan’a bir hafta süre vermişti. Süre doldu. Şimdi ne olacak bekliyoruz.


Başbakan’ın yöntemini doğru bulmadığımı bir önceki yazıda belirtmiştim. Aydın Doğan’ın yayın organlarının Ak Parti’yi suçladığı konulara gelince: Şaban Dişli, Hatay olayı ve Ak Parti Batman İl Başkanlığı konusunu henüz tam olarak anlayabilmiş değiliz. İddiaların da iddialara verilen cevapların da kamuoyunu tam manasıyla tatmin ettiğini zannetmiyorum.


Aydın Doğan’ın yayın organlarının sicili yalan haber konusunda kabarık olduğu için bu haberlerin doğruluğu konusunda kesinlikle temkinli yaklaşmak gerektiğine inanıyorum. Lakin Şaban Dişli’nin iddialara verdiği cevaplardan tatmin olduğumu da söyleyemem.


Fakat Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey’le ilgili Doğan Grubu’nun verdiği haberler ve CHP’nin iddialarının asılsız ve çarpıtma olduğu anlaşılıyor. Göründüğü kadarıyla Antep Belediye Başkanı Asım Güzelbey, Aydın Doğan-Tayyip Erdoğan savaşında Doğan medyasının kör kurşununa hedef olarak yaralanmış. Yazık olmuş.


Deniz Feneri davasına gelince, Doğan grubunun iddiaları havada uçuşuyor. Ancak Aydın Doğan’la Başbakan Erdoğan savaşının çıkardığı gürültü, gerçeği anlamamızı zorlaştırıyor. Bu konuda Doğancılar ve Erdoğancılar diye medya kutuplaşmış durumda. Bu mesele bir ülke meselesi değil. Önemli bir dernek hakkında yürüyen bir yolsuzluk davası. Böyle bir davada medyanın ve toplumun bu denli kutuplaşması çok tehlikeli. Neden? Çünkü Deniz Feneri Derneği davası henüz sonuçlanmadı. Dernek aklanabilir de ceza da alabilir? Dernek aklanırsa Doğan grubu “Kusura bakmayın hata etmişiz. Kastımız yoktu” diyerek sıyrılabilecek mi? Bu derneğe yardım eden, bu dernekten yardım alan yüz binlerce insanın hakkını nasıl ödeyecek, bunun vebalinden nasıl kurtulacak?


Aksi olursa… Yani iddianamede atfedilen suçların Mahkemede doğru olduğu ve Almanya’daki Deniz Feneri Derneği’ni yönetenlerin ciddi bir yolsuzluk yaptıkları ortaya çıkarsa, bunun Türkiye bağlantıları da ispatlanacak olursa… O zaman şimdi kayıtsız şartsız derneği savunanların durumu ne olacak? Bunu nasıl izah edecekler. Bir yolsuzluğu savunmuş, bunu örtbas etmeye çalışmış olmayacaklar mı? Fitili ateşlenmiş bir dinamitin ellerine verildiğinin farkında değiller mi?


Konulara ilkeler üzerinden mi yaklaşacağız, yoksa “sizinkiler,” “bizimkiler” motivasyonu ile mi? Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’nin yöneticileri, düzenledikleri basın toplantısında, Almanya’daki Deniz Feneri Derneği’ni sahiplenmediler. Ancak zaman zaman birlikte iş yaptıklarını söylediler. Yapılan açıklamaların, ortaya çıkan sorulara yeterince cevap olduğu kanaatinde değilim. Fakat Deniz Feneri konusunda çok kısa süre içerisinde kararın çıkacağı anlaşılıyor. O halde iki taraf da neden bu kadar acele ediyor? Yoksa başbakanın da Aydın Doğan’ın da acele etmek için farklı gerekçeleri mi var?


Deniz Feneri Derneği, yaklaşık on yıldır yardım toplayan ve ülkemizde bol miktarda bulunan ihtiyaç sahiplerine ulaştıran bir iyilik hareketi. En azından biz öyle biliyorduk. Aksi bir durumun vaki olmasına da gönlümüz razı olmaz. Ancak bu iyilik hareketini, şahsi menfaate çevirenler oldu ise buna hakları yok. Ve bunlardan, Aydın Doğan grubundan fazla bu derneği sevenler ve yardım edenler hesap sormalılar. Fakir-fukaranın hakkını yiyenler varsa bunlar yiyenlerin burnundan getirilmelidir.


Diğer taraftan, yanlışlığın hesabı sorulurken ise yaşla kuruyu, doğru ile yanlışı, suçlu ile suçsuzu birbirinden ayırmalıyız. Eğer bir kuruluşun içinde veya başında bulunanlar yanlışlık yaptı ise o bünyede yer alan herkesi suçlu gösterme hatası ve kolaycılığına da düşmeyelim. Unutmayalım ki bu dernek yurt içinde ve yurt dışında binlerce iyilik ve yardım işine vesile olmuştur. Böyle müesseseler kolay büyümüyor. Kişileri yargılarken kurumları yıpratmamalıyız. Bu konuda herkesten ziyade derneği yönetenler ve çalışanlar dikkat etmeliler.


Unutmayalım ki Türkiye’nin en büyük sosyal yardım kuruluşu olan Kızılay, yöneticilerinin bulaştığı yolsuzluklar ve usulsüzlüklerin ortaya çıkması nedeniyle büyük darbe aldı ve gönüllüler desteği çektiği için yardımlar yıllarca azaldı. Kızılay daha yeni yeni toparlanmaya çalışıyor. Kişileri yargılarken kurumlara zarar vermemeliyiz. Çünkü o kurumlar, bu milletin yardımlarıyla kurulmuştur. Yani tıpkı Kızılay gibi Deniz Feneri Derneği de yargılanan kişilerin malı değil, bu milletin malıdır.


Tayyip Erdoğan-Aydın Doğan savaşı bakın neleri gölgeliyor.
Farkında mısınız Ergenekon Terör Örgütü davası gündemden düştü. Hatta Ergenekon iddianamesini hazırlayan savcılar, kendileri yargılanmanın eşiğinden döndüler.


Cumhurbaşkanı Gül’ün Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde çığır açan, Erivan ziyareti güme gitti.


Öyle anlaşılıyor ki taraflar, yanlışlıkların hesabının sorulması yerine seninki benden kara yaklaşımı ile karşı sipere ateş ederek, karşı tarafı teslim olmaya veya anlaşma masasına oturtmaya çalışıyor.


Türkiye bu kısır kavgadan bir en evvel kurtulmalı. Aydın Doğan artık aç gözlülüğü bırakmalı. Hakkını ve haddini bilmeli. İşlerini yürütmek için daha meşru yolları tercih etmeli. Başbakan Erdoğan ise Aydın Doğan’ın bir gayr-i meşru işi veya talebi varsa ona bağırarak çağırarak değil, başka yol veya yöntemlerle cevap vermeli. Ayrıca Başbakan, “kendi taraftarlarının yolsuzluğunu örtmeye çalışıyor” görüntüsünden kurtulmak için iddialara muhatap olan Ak Parti mensuplarının aklanmaları adına da gereğini yapmalı.


Yoksa bu savaşın kazananı olmaz. Hani hatırlıyor musunuz, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül 2005 kurultayında CHP genel başkanlığına aday olduğunda Doğan grubu ona büyük destek vermişti. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise Doğan Grubu için şöyle diyordu. “Onların (Doğan Grubu’nun) desteklediği iktidarlar döneminde, Türkiye 80 milyar Dolarlık banka hortumlamasının kurbanı oldu. …CHP yönetimine karşı bir Haçlı Seferi başlatılmıştır.” Deniz bey, kendisine karşı yapılan Aydın Doğan kampanyanın ardında gizli bir Amerikan desteğini de ima ediyordu, 1 Mart tezkeresine de atıfta bulunarak. Baykal, Doğan grubuna o zaman ateş püskürüyordu. Şimdi ise Aydın Doğan’la Deniz Baykal aynı siperdeler. Aydın Doğan ise kurultayda Sarıgül’e verdiği desteğin karşılığını Hilton arazisinin emsalini 0,7’den 2,7’ye çıkartarak almış. Halkçı Sarıgül, vefa borcunu ödemiş.


22 Temmuz seçimleri sonrasında Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığını bırakması için Aydın Doğan’ın gazeteleri “Gül feragat etmeli” türünden haberler yayınlamış, Ertuğrul Özkök ise “Abdullah Gül'e sessiz dilekçe” başlıklı köşesinde “AKP’yi birlikte kurduğu arkadaşları da ondan bu fedakárlığı bekliyor” diye yazmıştı. Sahi geçen yıl bu haberleri ve yazıları, Doğan Grubuna kimler yazdırtmıştı acaba?


Neyse…


Kimin ne zaman ne yapacağı belli olmuyor. O sebeple de bu kayıkçı kavgaları milleti tatmin etmiyor.


Artık gerçek gündeme dönmeliyiz. Daha fazla zaman kaybetmeden…


12.09.2008

Yazarın Önceki Yazıları
ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.