YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Demokratik Türkiye mi hegomonik PKK mı?
10 Kasım 2011 16:48

PKK terörüne karşı devletin en üst kurumları ilk defa bu kadar yekvücut, kararlı ve istikrarlı hareket ediyor. Şimdiye kadar devletin önemli kurumlarının farklı telden çalmaları ve teröre karşı ortak bir politika, ortak bir hareket oluşturulamaması, daima terör örgütünün ve onu destekleyenlerin işine yaradı. Sonunda da çözümsüzlük bir bakıma kanıksandı.

Cumhurbaşkanı, TBMM, hükümet, Genelkurmay, MİT, Polis arasında bir eşgüdüm ve kararlılık var artık. Bu kararlılık, medya ve toplumda da karşılık buluyor. PKK, son dört ay içinde tamamen çözümü bombalamaya dönük provokatif eylemleriyle, öteden beri destek aldığı kesimlerin bile desteğini kaybetmeye başladı.

Ağustos ayından bu yana devam eden operasyonlarla örgütün büyük kayıplar verdiği anlaşılıyor. Lojistik önemi büyük olan bazı merkezlerinin ve bazı kamplarının vurulmasının yanında 1500’den fazla silahlı adamını kaybettiği belirtiliyor. Bunun dışında 200’den fazla PKK’lının da silah bırakıp teslim olduğu ifade ediliyor. Devlet, eski yanlışlarını tekrarlamamaya çalışıyor. Bu doğrultuda, PKK’ya yapılan operasyonda öldürülen terörist sayısı açıklanmıyor. Devlet, çocukları dağda olan ailelerin infialine yol açmak istemediği için böyle yapıyor. Artık cesetler üzerinden siyaset yapılması tasvip görmüyor devlette. Tıpkı şehit olan askerlerin bayrağa sarılı tabutlarının eskiden olduğu gibi kameralar karşısına sıra sıra dizilip, toplumun infiale sevk edilmesinden vazgeçildiği gibi.

PKK ise bu kadar büyük kayıplar verdiği halde bu kayıpları kendi tabanından gizlemeyi tercih ediyor. Çünkü bu kadar büyük kayıplar verdiği tam olarak ortaya çıktığında tabanda büyük hayal kırıklığına yol açabilir ve örgüte olan destek azalabilir. Silahlı mücadele eden PKK’lıların azmi ve cesareti kırılabilir. Dolayısıyla devlet, çocukları dağda olan vatandaşlarını infiale sevk etmemek için, PKK ise örgütün moralinin bozulmasını azaltmak için bu gerçeği açıklamıyor. Ama bu gerçeğin örgüt içinde uzun süre gizli tutulması da kolay değil. O sebeple PKK, hala diri ve güçlü olduğunu göstermek için çılgın eylemler düzenleyebilir. Örgütte çöken moralleri bu şekilde yükseltmek isteyebilirler. Bu konuda çok dikkatli olunması gerekiyor.

Kürtler, Kürtlerin büyük çoğunluğunun moral ve kültürel değerleriyle uyuşmayan PKK hegomonyası altında sözüm ona özerk veya bağımsız olmayı mı tercih ederler, yoksa tüm demokratik ve insani hakları tanınmış güçlü bir Türkiye vatandaşı olmayı mı tercih ederler? Van’da yaşanan deprem gerçeği ve sonrasında yaşananlar gösteriyor ki, bu ülkede, ne Kürtler, Türkiye vatandaşı olmaktan vazgeçerler, ne de Türkler, Kürtlerle birlikte yaşamaktan vazgeçerler.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Irak’ta Celal Talabani ve Mesut Barzani ile görüşen BDP ve DTK heyetinin KCK’nın hedefleri istikametinde pankürdist bir felsefeyle Türkiye, Irak, Suriye ve İran Kürtlerini tek çatı altında birleştirme hülyası ve bu konuda destek talebi karşılıksız kalmış durumda. Irak’lı Kürtlerin yöneticilerinin Türkiye ile entegrasyonu bile düşündükleri bir dönemde Türkiye kökenli bazı maceraperest Kürtlerin, ütopik amaçlar peşinde, Kürt gençleri heba etmelerine daha ne kadar göz yumulabilir? Nitekim, Talabani ve Barzani’nin, kendilerini ziyaret eden BDP-DTK heyetine PKK’nın silah bırakmasını telkin ettikleri anlaşılıyor.

Şu an PKK’nın silahlı kadrosunun sadece üçte birinin Türkiye vatandaşı olduğu anlaşılıyor. Gerisi ise İran ve Suriye vatandaşı. Suriye’deki Kürtlerin birçoğu, Suriye’nin mevcut rejimi tarafından vatandaş bile kabul edilmezken, Fehman Hüseyin başta olmak üzere Suriye’li teröristlerin Şam’daki Baas rejimini hedef almayıp da yasakçı ve asimilasyoncu anlayışı terk ederek demokratikleşme mücadelesi veren Türkiye’ye karşı terör yapması neyle izah edilebilir?

Fehman Hüseyin, Mustafa Karasu ve PKK içindeki diğer bazı grupların Türkiye içindeki Ergenekon ve İsrail bağlantıları artık çok açık. Bu grupların amacı, Kürt meselesinin çözümü değil. Taşeronluk yaptıkları İsrail ve diğer bağlantılarının amaçlarına hizmet etmek.

PKK ve onu kullananların Ortadoğu’da gelişen Arap baharından esinlenerek, Türkiye’de bir “Kürt Baharı” oluşturma çabaları, beyhude çabalar. Eğer böyle bir “Kürt baharı” başlarsa bu bahar Ankara’ya karşı değil, Kandil’e veya PKK yönetimine karşı bir bahar olur. Yani öyle bir bahara değil, böyle bir Kürt baharına ihtiyaç var. 

Türkiye Kürtleri, devletin son yıllara kadar süregelen yasakçı, asimilasyoncu ve zorba yönetiminden kurtuldu, kurtuluyor artık. Eğer şimdiden tedbir almaz ve tepki göstermezlerse ve PKK’yı silah bırakmaya zorlamazlarsa, Kürtlerin başına, PKK’nın yasakçı, asimilasyoncu ve zorba anlayışı musallat olabilir.. Ve bu zorbalık eski devletin zorbalıklarını bile mumla aratabilir Kürtlere..

Umarım gelişmeler o noktaya gitmez. Ve umarım devlet de hem açılımlar hem de operasyonlar konusunda elini çabuk tutar.

Alper TAN
10.11.2011
 

Yazarın Önceki Yazıları
Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.