YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Değişmek veya Direnmek..
05 Haziran 2009 17:12

Olumlu veya olumsuz, değişim, her insanın hayatının bir parçası. Değişim bazen isteyerek, bazen de istemeye istemeye olur. Değişim bazen olgunlaşmanın, bazen de bozulmanın işaretidir. Değişim en başta insani bir süreçtir de. Ancak sadece insan değil, cansız varlıklar da değişir. Yumuşacık su sabırla akarak, damlayarak şekilsiz taşları bile bir şekle sokar. Zordur ama sonunda olur.


Ülke olarak aslında çok hızlı bir değişim sürecindeyiz. Görüşler, algılar, tavırlar, siyaset, kurumlar, ulusal veya uluslar arası ilişkiler değişiyor. En başta halka rağmen yapılanlar, şimdi halkın zorlaması ile ters yüz ediliyor.


Türkiye’de değişim, halkın istek ve ısrarları ile başladı. Halka karşı plan yapanlar, halka oyun oynayanlar, halkı yanlışa yönlendirmeye çalışanlar artık tutturamıyorlar. Tutturamıyorlar, çünkü halkın gözü açıldı. Tutturamıyorlar, çünkü temel kurumların çoğunun hadiseleri değerlendirme mantığı değişti.


Halkın ısrarı siyasetin yönünü değiştirdi. Siyasetçiler de kurumları değişim sürecine soktu. Şimdi halkın beklentileri ile kurumların icraatlarının tam manası ile senkronize olması için çalışılıyor. Şu an bunun tam manası ile olgunlaştığını söylemek için biraz erken. Ancak hızlı bir düzelme zeminindeyiz.


Halkın değişim beklentisi ve arzusu sadece yakın dönemin bir ürünü değil. On yıllardır zaten vardı. Ancak devletin totaliter yapısı, bu beklentinin önündeki en büyük engeldi. Bu engel aşılamıyordu. Üç yıl önce bu totaliter “Üst Yapı” önce çatladı, sonra da dağıldı. Merkezi organizasyon ve yönetim kabiliyetini kaybetti. Ancak bu yapının dağılan parçaları hemen pes etmediler. Çeşitli gruplar halinde mücadeleye devam ettiler. Siyaset zemininde, yargı zemininde, ordu zemininde, medya zemininde, terör zemininde, ekonomi alanında ve uluslar arası zeminde direnişi sürdürdüler. Sayılan kurumların tamamını aynı kefeye koymuyorum. Ancak adı geçen kurumlar ve sektörlerde belli gruplar etkin biçimde “savaştılar.”


Son 3-4 yıl içinde terör eylemlerinin tırmandırılması, Danıştay saldırısı, meydana gelen son mali kriz dışındaki finans manipülasyonlarının büyük çoğunluğu, ülkeyi siyasi istikrarsızlığa sürüklemek isteyen girişimler, bazı sabotajlar, hükümetle askerin arasını açmaya dönük tahrikler, 367 hurafesinin çıkarılması, sözümona “Cumhuriyet mitingleri” 27 Nisan bildirisi, % 50 darbe söylentileri, cumhurbaşkanlığı sürecindeki lüzumsuz  tartışmalar vs.


 Bütün bunlar Ergenekon’un da üst yapısını oluşturan dağılmış mekanizmanın toparlanma ve ülkenin kaderine tekrar hükmetme çabalarının eseri idi. Yapılan bazı tahrikler, önemli kurumlar içinde fitne ve fesat işlere de sebep oldu. Bu manada ciddi badireler atlatıldı. Bunların neler olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Çünkü bu yaşananların neler olduğunu anlamak isteyenler, Ergenekon iddianamelerini biraz okurlarsa birçok olayın perde arkasını görebilirler.


Derin devlet olarak bilinen, ABD-NATO kumandalı “Üst Yapı”yı dağıtan güç neydi? Halkın aksiyona dökülmeyen istek ve beklentileri bu yapının yıkılmasını kendi başına sağlayabilir miydi? Sağlayamazsa bu sonuç nasıl alındı? Bunların hepsi önemli ve cevap bulması gereken sorular. Ve bu soruların hepsinin gerçek cevapları belli. Ancak biraz daha zamana ihtiyaç var. Vakti geldiğinde bu sorular cevaba kavuşacak.


Bazı kafalarda başka istifhamlar da var. “Acaba ABD-NATO, yıpranan ve deşifre olan 'derin Devleti' bu hükümet eliyle ortadan kaldırıp, yerine yeni bir derin devlet mi kuruyor?” Geçmiş tecrübeler sebebiyle bu tür kuşkuları yadırgamamak gerekir. Ancak şunu kesinlikle ifade etmek gerekir ki, böyle bir ihtimal söz konusu değil. Ergenekon “kaçak”larının kimlerle yatıp kalktıklarını, kimlerle ilişkili olduklarını ve nerelerden destek aldıklarını araştırırsanız ve ülkedeki değişimin gerçek dinamiklerini görürseniz bu evhamların yersiz olduğunu anlarsınız.


Ergenekon, yargı önünde. Bu süreç belli bir zemine oturdu. Zaman zaman duraklama veya sarsıntı anlamına gelen müdahale veya aksamalar olsa bile bunun tersine dönmesi artık çok zor. Şimdi Ergenekon’un taşeron terör örgütleri ile ilişkilerinin deşifre edilmesine geldi. Bu gelişmeleri yaşıyoruz. Terör örgütü PKK ile olan ilişkisinin iyice ortaya çıkarılması, ülkede şimdiye kadar hüküm süren derin yapılanmaların hangi pisliklere bulaştığını gözler önüne serecek ve halkın gözünü iyice açacaktır. Bu sebeple Ergenekon, PKK vasıtasıyla terör eylemlerine yeniden hız verdi. Kürt sorununun varlığından beslenen bu kanlı yapı, bu problemin çözüme kavuşmasını kesinlikle istemiyor. Ülkede terör olaylarının varlığından beslenen kesimler de onlarla işbirliği içindeler.


Cumhurbaşkanıyla, hükümetiyle, silahlı kuvvetleriyle, güvenlik kurumlarıyla ve halkıyla çözüme dair oluşan mutabakat, yukarda sözünü ettiğim kesimler tarafından sabote edilmek isteniyor. Son zamanlarda artan terör ve tansiyon bunun sonucudur. Suni olarak tansiyon üretiliyor, engelleme çabası, terörle de destekleniyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de ifade ettiği gibi Türkiye ilk defa önemli bir şans yakaladı. Devlet kurumları arasında tam bir mutabakat var. Bu şans heba edilmesin ve inşallah edilmeyecek.


MHP son yıllarda eskiye göre çok daha makul ve mantıklı bir siyaset takip ediyor. Kısır politikayı değil, milli çıkarları gözetiyor. Cumhurbaşkanı seçiminde başörtüsü kararında bunu açıkça gösterdi. Demokratikleşmenin ve değişimin önündeki en büyük siyasi engel olan CHP ise 8-10 aydan beri şaşırtıcı bir olgunluk sürecine girdi. Çarşaf açılımı, Kur’an Kursu açılımı gibi gelişmeler ülke açısından son derece gerçekçi ve faydalı. Bunda Ergenekon’un kapatılamaz çirkinliklerinin deşifre olmasının da ciddi etkisi var. CHP’nin bazı açılımlarının samimiyeti sorgulanabilir. Ama bence şu noktadan sonra bunun üzerinde fazlaca durmanın faydası yok. Yapılması gereken o samimiyeti sorgulamak değil, CHP’ye de bu konuda destek olmaktır. Ülke çıkarları bunu gerektirir. Ülke meseleleri kaşınarak, siyasi malzeme şeklinde kullanılmamalı.


Yaşanan ve engellenmesi mümkün olmayan değişim, zamanla herkesi olgunlaştıracak. CHP bu değişimi çok da isteyerek değil, biraz da zoraki yapıyor. Samimiyet sorgulaması da bu sebeple oluyor. Zoraki olduğu için zaman zaman çelişkiler de oluyor. CHP’deki değişim, akan suyun taşa şekil vermesi gibi bir şey. O sebeple kolay olmuyor. Fakat zaman ilerledikçe bu değişimden onlar da memnun kalacaklar. Geç kalmış olmaktan belki de hayıflanacaklar. Ama ne yapalım bu da kaderin cilvesi.


Ülkede bazıları değişime öncülük ediyor, bazıları değişime direniyor. Öncülük edenler gibi, direnenler de bir gün değişecekler. Başka da çaresi yok. Keşke bunun faturası ülkeye pahalıya mal olmadan yapsalar ve bazı veballerden kurtulsalar.


Eğer milli irade yönünde değişmezlerse millet onları nasıl değiştireceğini de biliyor. Değiştirilen olmaktansa, olumlu yönde, “değişen” olmak daha iyi bir şey. Ülkemizin geleceği için, inşallah hepimiz bunu fark ederiz.


29.05.2009
Alper TAN


Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
tesekküür
 // fuat güler
yıllardır sizi takip etmeye çalışıyom : ve bu kadar doğruları rahat bir şekilde söyleyen ender insanlardansınız...
tesekkür ederim...
10 Haziran 2011 00:19