YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Cumhuriyet boyu irtica
25 Şubat 2008 13:30
İrtica, Osmanlı ülkesinde 1909 yılında tedavüle girdi. Bu kelime Türkiye Cumhuriyeti'ni ayakta tutan en sihirli kelimedir. Türk lügatinde mümtaz bir yere sahiptir. Sistemi “koruma ve kollama” konusunda onun kadar faydalı ikinci bir kelime henüz bulunamamıştır. Eğer irtica olmasaydı sanki cumhuriyetin orta direği çoktan çökmüş olacaktı. Biz muhtemelen bunun kadar etkili başka bir malzeme bulamayacaktık ve devletimiz savunmasız kalacaktı. Eğer irticanın şeklini tespit edebilirsek Çankaya’nın çok yüksek bir yerine onun muhteşem bir heykelini dikmeliyiz. Bu heykelin irticayı yansıtıp yansıtmadığı tartışmaları ile de en azından 20-25 sene daha sistemi koruma malzemesi elde etmiş oluruz.
Bekçiler patron olunca:
Cumhurbaşkanı rejimin bekçisi,
Türk Silahlı Kuvvetleri rejimin bekçisi,
Anayasa Mahkemesi rejimin bekçisi,
Danıştay rejimin bekçisi,
Yargıtay bekçisi,
YÖK rejimin bekçisi,
Üniversiteler rejimin bekçisi.
Yahu çok güzel ama bu devleti kime karşı koruyorsunuz? Bu kadar bekçi var ama ülkenin sahibi kim? Ülkenin sahibi millet ise ne zamandan beri bekçiler malın sahibine kafa tutmaya başladılar. Sonra ülkeyi tehdit eden kim? Öyle muğlak bir irtica portresi çiziyorsunuz ki ülke nüfusunun yüzde 98’ini içine alıyor. Eğer nüfusun bu kadarı mürteci ise siz kimsiniz, bu ülkeyi kastettiğiniz vehimlerden koruma görevini size kim verdi? Bu kurumlar, rejime bekçilik yapmak kadar ülkenin önünü açmakla, bilimde sanatta, eğitimde, hukukta, üretimde ve ekonomide terakki etmek için de çaba sarf ediyor mu acaba? Veya bunları gerçekleştirmenin kılık-kıyafetle uğraşarak milletin inançlarıyla didişerek her şeye güvenlik penceresinden bakarak olmayacağının farkındalar mı?
Eski MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, bu görevde iken Brüksel’de büyük bir salona orada yaşayan Türk vatandaşlarını toplayarak uzun bir konuşma yapmıştı. Bu konuşmanın geneline baktığımızda kendileri hariç ülkemiz vatandaşlarının hepsi ipe sapa gelmez kişilerden oluşuyordu. Solculara kızıyordu, ülkücülere kızıyordu, tarikatlara, cemaatlere kızıyordu, Kürtlere kızıyordu. Alevilere kızıyordu. Bunlar çıkarıldıktan sonra geriye kaç necip Türk vatandaşı kaldığını paşamız acaba hesap etmiş midir?
Her yere güvenlik kaygısıyla bakmak:
Güvenlik önemli bir konu. Fakat sınırları olmalı. Milli eğitime hep güvenlik penceresinden bakıyoruz. Üniversitelere güvenlik açısından bakıyoruz. Adliyede hak ve özgürlükten çok güvenlik noktasından bakıyoruz. Camiye güvenlik açısından bakıyoruz. Dine güvenlik açısından bakıyoruz.
Onun içindir ki eğitim sistemimiz ezberci ve uyuşturucu anlayıştan kurtulamıyor. Dünyada en başarılı ilk beş yüz üniversite arasına hiçbir üniversitemiz giremiyor. Mahkemelerimizin çok sayıda kararı ülkemizde ve uluslar arası camiada tartışılıyor.
Çelişkiler ve ilişkiler:
Şu yaman çelişkilere bir bakar mısınız. Bir taraftan özellikle Doğu, Güneydoğu bölgelerinde insanların okur-yazar olmadığından söz ediyorsunuz, öbür taraftan bu bölgeye gidecek öğretmeni sürgün zihniyetiyle görevlendiriyorsunuz. Ağalık sisteminin kötü olduğunu söylüyorsunuz ama korucuları ağalar vasıtasıyla belirliyorsunuz dolayısıyla fiilen onları daha da güçlendiriyorsunuz. Kızların, kadınların okutulmamasından yakınıyorsunuz, okumak isteyen mütedeyyin kızların başı örtülü diye üniversite kapısından içeri sokmuyorsunuz. Tarikatlardan, cemaatlerden şikayet ediyorsunuz ama dinini öğrenmek isteyen insanlara devlet olarak imkan sunmayarak hatta daha önce verilmiş imkanları kadük hale getirerek insanları tarikatların, cemaatlerin kucağına itiyorsunuz. Daha da ileri gidip devletin kurduğu, işlettiği ve denetlediği İlahiyat Fakültelerini ve İmam Hatip Liselerini vebalı okullar gibi gösteriyor buraları tercih eden, edecek olan kişilere psikolojik baskı yapıyorsunuz.
Çanakkale’de, Yemen’de omuz omuza savaştık, bu ülkeyi birlikte kurtardık diyorsunuz. Ama o birlik ruhunun nerden kaynaklandığını düşünmüyorsunuz.
Hangisi irtica:
Şimdi şu soruları sormak gerekiyor.
Başörtüsü ile okumak isteyen kadın mı irtica, okumak isteyen kızlara engel olmak mı? İran bayanları iradeleri dışında, devlet baskısıyla kapatıyor, siz de okumak isteyen kızları devlet baskısıyla açmaya çalışıyorsunuz. Bunu yaparken biriniz din için, diğeriniz laiklik için yapıyor.
Halkın inançlarına saygı duymak mı irtica, yoksa, dogma, boş inanç irtica adı altında millete savaş açıp kavga çıkarmak mı?
Cumhurun inançları mı irtica, Cumhurbaşkanıyım deyip cumhuru hakir görmek mi?
Kendi görev alanınızı hatırlatmak mı irtica, yoksa başarısızlığınızı, her derde deva “irtica” örtüsü altına saklamak mı?
İnsanların, sizin dolduramadığınız manevi ihtiyaçlarını sağlamak için, söylediği ile yaptığı çelişkili sözüm ona hocalara gitmesi mi daha irtica, yoksa oralara giden insanlara sosyo-kültürel ve ekonomik imkan sağlamayan, bunun için uğraşmayan ve fakat belli bir zümrenin kasalarını devlet imkanlarıyla ihya edenler mi daha irtica.
Şalvar giyip, cüppeyle dolaşınca irtica oluyor da kıravat takıp, takım elbiseyle belli makamlarda oturarak halkı bölmeye çalışmak, ayrımcılık yapmak, ilericilik ve makbul mü sayılıyor.
Devletin eksik veya yanlış politikaları veya uygulamaları neticesi uçlara kayan insanları, despotik yöntemlerle tedip etmeye çalışmak mı irtica, çare bu değil yanlış yapıyorsunuz diye uyarmak mı?
İrtica kullanışlı bir malzeme:
İrtica muhabbeti Osmanlı döneminde başlamış cumhuriyet döneminde de rejimi koruma refleksini harekete geçiren çok önemli mir malzeme olmuştur. Şeyh Said olayından sonra Cumhuriyet döneminin en popüler “irtica” örneklerinden biri Menemen Olayı olarak bilinenidir. Dikkat ediniz güdümlü bir sapık cinayet işlemiş ama olay Menemen halkına koca bir ilçeye mal edilmiştir. Devlet kurulalı 86 yıl oldu. Hala aynı sözlerle aynı “öcüler” gösterilerek bu mazlum milleti cezalandırmaya çalışmak, korkutmak ve sindirmeye çalışmak için ayıp olmuyor mu?
Ezanın Türkçe değil de aslı gibi okunması bile irtica ve güya karşı devrimcilere taviz olarak ifade ediliyor. Bu arada hiçbir Hıristiyan memleketinde bir komutanın çıkıp çanın modası geçti kiliselerde artık saksofon çalalım dediği duyulmamıştır.
Geçmişi unutmadık:
Doksanlı yıllarda Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Muammer Aksoy cinayetleri gibi arka planı hala karanlık olan cinayetler, hiçbir ciddi ip ucu olmadığı halde mütedeyyin kesimlerin üzerine atılarak bu melun cinayetlere İslami kisve verilmeye çalışıldı. Bu cinayetlerin üzerinden bazı siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının önü kesilmeye çalışıldı. 28 Şubat döneminde Müslüm Gündüz, Fadime Şahin ve Ali Kalkancı’nın omzundan yine mütedeyyin insanlara ateş edildi. Peki bu “kakofoni” sırasında ne oldu. 8 yıllık eğitim adı altında İmam Hatiplerin orta kısmı yok edildi. Lise kısmı ise, çıkarılan “meslek liseleri” mevzuatıyla hadım bırakıldı. Kur’an öğrenmeye 12 yaş sınırı getirildi. Mütedeyyin insanlar siyasetten, iş dünyasından, bürokrasiden dışlanmaya çalışıldı.
İrtica konulu gölge oyunları:
Bu tarafta bunlar olurken bizim vatan kurtaran kahramanlarımız irticanın koyu gölgesinde diğer vatanperver (!) patronlarımızla birlikte devletin içini boşaltıyorlardı. On milyarlarca dolar bu gariban milletin cebinden bu kahramanların cebine akıtılıyor muzaffer medyamız aracılığıyla bu hortumlama vaziyetleri yerlere göklere sığmayacak şekilde bir başarı olarak övülürken böylece “vatan kurtarılıyordu”.
Ama nedense kurtarılan vatan, Cumhurbaşkanı Sezer’in çevik manevrası sonucu başbakan Ecevit’in yüzünde patlayan Anayasa kitapçığı ile tekrar bu vatanperverlerin kucağına yığılacaktı.
Son yıllarda memleket tekrar biraz toparlandı. Anlaşılıyor ki yeniden “kurtarmak” gerekiyor. Ne var ki Müslüm Gündüz yaşlandığı, Ali Kalkancı’nın yüzü eskidiği, Merve ile Fadime de ticaretin tadını aldığı için bu tatsız işlere vakit ayıramıyorlar.
Postmodern irtica:
Her zaman darbenin postmoderni olmaz ya bazen de irticanın postmoderni olur. Allah'tan Cüppeli Ahmet Hoca villalı hayatını, jet ski macerasını ve Malta’da nasıl denize girdiğini mümtaz medyamıza açtı da irticanın bu fetret dönemi sona erdi. Şimdi bir iki Ak Partili'nin Cüppeli hoca ile çekilmiş fotoğrafı, görüntüsü de çıksa aslında tadından yenilmez. Artık taptaze postmodern bir irticamız var. Vatana millete hayırlı olsun. Kıskananlar çatlasın.
Şimdi BABA bizi kurtarsın.
Biz bando eşliğinde MARŞ söyleriz:
“Ay akşamdan ışıktır yaaaylalar yaylaaalar..”
“Her şey vatan için, her şey vatan için..”
Cüppeli manevralar:
Bu arada Cüppeli Hoca ve benzerlerinden rahatsızlık beyanında bulunan bazı kesimlerin, bu kişilerden gerçek manada rahatsızlık duyduklarına inanmadığımı da söylemek istiyorum. Çünkü bunların derdi irtica ile mücadele etmek değil “irtica” yaygarasını kullanarak “ağa babalarıyla” birlikte memlekete vaziyet etmek. Cüppeli benzeri olaylar olmalı ki “kurtarıcılar” imdada yetişsin. Cüppeli Hoca’nın önünde Jet skiyi kullanan irtica düşmanının gazetelere çıkan resminin yüzünün neden kapatılarak yayınlandığını da doğrusu çok manidar buldum. Ama doğru yapmışlar. Yazık çocuğa, deşifre olmasın ki başka yerlerde de lazım olur.
Laiklik kılıcı:
Son söz olarak şunu söylüyorum. Türkiye’de bir irtica tahdidi yoktur. Devletin, “Laiklik” ilkesini, mütedeyyin toplum üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallamasından kaynaklanan sebeplerle bazı insanların uçlara kayması gerçeği vardır. Devletin şefkat göstermesi, çözüm araması ve bu insanlara da değer vermesi ile bu problem rahatlıkla aşılabilir. İrtica yaftasıyla suçlanan insanların nerdeyse hiç birisi devlet düşmanı, ordu düşmanı değildir. Şehit cenazelerine bakılırsa birilerinin irtica dediği olgunun tamamı orada görülebilir. Sakallı, başörtülü, çarşaflı insanların çocukları bu ülke için canlarını feda etmektedirler. Onlar vatan için, devlet için şehadet şerbetini içmişlerdir. Ama ne tesadüftür ki şimdiye kadar hiçbir general çocuğunun ya da yakınının gazi olduğu veya şehit olduğu haberine rastlanmamıştır. Nutuk atarak “vatan kurtaranların”, canını vererek bunu gösterenlere ve bunların ailelerine laf söylemeye hakları yoktur.
Üflenen senaryolar ve demokrasi sınavı:
Kimse sanal korkular ve okyanus ötesinden üflenen senaryolarla bu milleti korkutmaya kalkışmasın. Her darbe bu ülkeyi yaklaşık yirmi yıl geriye götürmüştür. En büyük irtica darbedir. En şöhretli mürteciler de bu darbeleri yapanlar ve alet olanlardır. Türkiye yeniden bir demokrasi sınavına girmiştir. Daha önce sınavı geçemeyen çok sayıda kişi bu sınavdan başarıyla çıkacağını göstermekte gerçek bir münevver olma başarısına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Kimin güdümlü kimin demokrat olduğu daha net ortaya çıkacaktır. Kimlerin iyi gün demokratı olduğunu bu millet de görecektir. Ama kim ne yaparsa yapsın hiçbir güç milli iradeyi yıldıramayacak, onun önünde direnmeye kalkışanlar da altta kalarak ziyan olacaktır. Anadolu denizinde kim boğulacak tüm dünya görecektir.
Hakimiyet kayıtsız şartsız milletin olacak:
Milletimizin korkmasını gerektirecek bir şey yok. Bu milleti kabullenemeyenler korksunlar. Hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletin olacaktır. Cumhuriyet de, demokrasi de, laiklik de bu milletin eseridir. Millet, eserini nasıl koruyacağını çok iyi biliyor. Bu konuda başkasının aklına da ihtiyacı yok.
25.11.2006
Alper TAN
alpertan@kanala.com.tr
Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.