YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Çözüm mutabakatında ne var ne yok?
27 Şubat 2013 14:27

 

Çözüm süreci devam ediyor. Bu süreçten memnun olanlar var, rahatsız olanlar var. Rahatsız olanlar ikiye ayrılıyor. Rahatsızlık duyduğu halde bir reaksiyon göstermeden pasif kalanlar ve rahatsızlığı sebebiyle süreci engellemek için harekete geçenler...
PKK kanadında zihni en net olan kişi Abdullah Öcalan olarak görünüyor. BDP’de çözüm sürecini gönülden destekleyenler de var, destekliyormuş gibi yapanlar da. BDP’de çözüm sürecini tam olarak istemedikleri halde destekliyormuş gibi görünenler, ülke normalleşirse kendilerinin bir kıymet-i harbiyelerinin kalmayacağını düşünüyorlar. Ama daha önce yapmış oldukları konuşmalar onları bağlıyor.
 
En önemlisi de Abdullah Öcalan’ın bizzat ve açıkça desteklediği sürece karşı durmaları halinde dayandıkları tabanın kendilerini yalnız bırakacağını görüyorlar. Tam bir çaresizlik içindeler. İçinde bulundukları durum yüzlerine yansıyor. Yüzlerinden düşen bin parça. Kürt sorununun çözüleceği umudunun bu kadar güçlü şekilde ortaya çıktığı ortamda başta Selahattin Demirtaş olmak üzere bazı BDP yöneticilerinin bu kadar somurtgan ve agresif konuşmalarını ve davranmalarını ne ile izah edebiliriz?
 
Daha birkaç hafta öncesine kadar hükümete, “Muhatabınız sayın Öcalan’dır. Gidin onunla görüşün” diye tutturan Demirtaş, son günlerde, “Her şey Öcalan’ın iki dudağı arasında değil,”  “Öcalan tek muhatap değil,” ''Bu süreç sadece Sayın Öcalan'ın üstlenebileceği, onun omuzlarına yıkılarak götürülebilecek bir süreç değil” demeye başladı. Demirtaş’ın üslubundaki değişiklik gözden kaçmıyor. Önceleri ısrarla ve inadına her vesile ile “Sayın Öcalan”diyen BDP Genel Başkanı, son günlerde Öcalan’dan bahsederken isim kullanmamaya “İmralı adası ile yapılan görüşme” demeye başladı. Acaba sebebi ne olabilir ki!
 
Biz yine de bu sürecin sağlıklı yürümesi açısından olumsuzlukları bilmeli ama olumlu gelişmeleri daha fazla önemsemeliyiz. Çünkü dünyayı değiştirenler olumsuz düşünenler değil her zaman için olumlu ve umutlu olanlardır. Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, daha çözümün adından bahsedildiği bir zamanda Kürtler arasında özerklik arzusunda olanların sayısı geçen yıla göre yarıdan fazla düşmüş durumda. Toplumun her kesiminde bir bayram havası var. Bu hava bu umut bozulmamalı.
 
Daha önce de defalarca yazdık. Şimdi de tekrarlayalım. Abdullah Öcalan’ın bağımsızlık talebi yok, özerklik talebi yok, anadilde eğitim talebi yok, Kürtçenin resmi dil olması talebi yok, federasyon talebi yok. BDP’de bazılarını da zaten bu durum rahatsız ediyor. Görünen o ki Abdullah Öcalan, uluslararası servislerin oyuncağı bir Kürdistan istemiyor. Kürtlerin mutlu bir şekilde Türklerle birlikte yaşayacağı bir Türkiye istiyor. Çünkü bugüne kadar yaşadığı tecrübeler onu böyle bir noktaya getirdi. Ama ne yazık ki bu tecrübe on binlerce Kürdün ve Türkün kanıyla kazanılmış bir tecrübe.. Geldiği doğru nokta onun elindeki Kürt ve Türk kanını temizlemez ama bu noktaya gelmesini de değersiz görmemek gerekir. Bu tahlili, Öcalan’ı temize çıkarmak için yapmıyoruz. Bir tespitte bulunuyoruz. Yazdıklarımızın doğruluğunun testi için en fazla bir seneye ihtiyaç var.
 
Devletin Öcalan’la vardığı mutabakata göre süreç zaten işliyor. Anadilde savunmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte adı konmamış bir eylemsizlik durumu yürüyor. Mutabakatın devamında şunlar var.
 
4. Yargı paketinin yürürlüğe girmesiyle KCK’lıların bir kısmı serbest bırakılacaklar ve PKK Mayıs sonuna kadar silahları gömerek yurt dışına çıkacak.
 
Bu arada önümüzdeki aydan itibaren anayasa yapım sürecinin hızlanması gerekiyor. Anayasa etnik vurgulardan temizlenecek ve referanduma hazır hale gelecek. Bunun üzerine PKK, Temmuz kongresinde silah bırakma kararı alacak ve açıklayacak. Silah bırakma kararının ise bu sene en geç Ekim sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.
 
Önümüzdeki 3-4 sene içinde ise yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve valilerin halk tarafından seçilmesi planlanıyor. Ancak valilerin iller bazında mı yoksa bölgeler bazında mı olacağı belirlenmiş değil. Bu konu Türkiye’nin yönetim sisteminin nasıl olacağı ile de bağlantılı. Siyasette yeterli bir mutabakat olursa başkanlık veya yarı başkanlık sitemi de gelebilir, parlamenter sistem de devam edebilir. Ama 12. Cumhurbaşkanı’ndan sonrasının başkanlık şeklinde olma ihtimali çok yüksek görünüyor. Çözüm sürecinden sadece Türkiye değil, Irak ve Suriye Kürtleri de olumlu etkilenecekler. Ancak bu durum Türkiye’de birilerinin sürekli pompaladığı Türkiye’nin bölünmesiyle ilgili değil. Aksine Türkiye’nin büyümesiyle alakalı..
 
Dua edelim bu çözüm sürecine en ufak bir zarar gelmesin. Bu arada son cümle olarak analiz takipçilerine küçük bir notum var. İmralı’da yapılan görüşmelere dair 25 Şubatta kaleme aldığım yazıda yer alan tespitlerden dolayı bir BDP milletvekili küplere bindi. Kanal A’da stüdyoyu terk etti. Başka bir kanalda uzun uzadıya aleyhimde konuştu. Benim ona iftira ettiğimi, küfür ve hakaret ettiğimi ileri sürdü. Öfke gelince mantık savuşurmuş. İftira küfür ve hakaret bizim kitabımızda yazmaz, bize de yakışmaz. Kendisiyle alakalı 15 saniyelik bir konuyu neden bu kadar abarttı ve öfkelendi! Kendisini anlıyorum.
 
Şimdiye kadar güvenmediğim, inanmadığım, doğru olmayan hiçbir şeyi yazmadım ve söylemedim. İnsan hata yapabilir. Eğer hata yaparsam özür dilemekten de çekinmem. Ortada bir yalan, iftira ve hakaret yok. Bazı BDP’lilerin bu konuyu, sürece zarar verecek bir malzemeye dönüştürme çabasına girince, çözüm sürecinin hassasiyeti gereği o yazıyı yayından çektim. O yazıyı kullanan veya kullanmak isteyen yayıncı dostlarıma da kullanmamaları ricasında bulundum. Bana anlayış gösteren tüm yayıncı dostlarıma buradan teşekkür ediyorum. Olay budur. Bunun altında başka şeyler arayanlar boşa yorulurlar.
 
“Her söylediğin doğru olmalı. Ama her doğru her yerde söylenmez.” Vecizenin ikinci cümlesi, bu olay açısından açıklayıcı olabilir.
 
 
Alper TAN
 
27.02.2013

 

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.