YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
CHP'de iç hesaplaşma zamanı
17 Mayıs 2010 15:33

7 Mayıs’tan bu yana Türkiye’nin en çok konuşulan konusu “Baykal’ın filmi.” Konuşulanları ibretle izliyoruz. Baykal olay patladıktan sonra 3 gün konuşamadı. İlk konuşmasında da “komplo” dedi. Filimdeki kadın ise 5 gün sonra konuştu. “ailecek üstesinden geleceğiz” dedi.

Konu esastan çok şekil üzerinden konuşuldu. “Böyle bir kasetin yayınlanmasının etik dışı olduğu” üzerinden devam edildi. Çok az kişi işin esasına dikkat çekti. Elbette böyle bir kasetin yayınlanmasını tasvip etmek mümkün değil. O çirkef işin yapılması kadar yayınlanması da ahlak dışı.

Gelelim işin özüne. Baykalcılar, yayınlanan kasetin montaj olduğunu ileri sürdüler. Bu tür olaylar karşısında şimdiye kadar karşılaşılan ilk savunma “montaj” savunması. Şunu unutmayalım. Montaj demek sahte veya sanal demek değildir. Gerçek olduğunun en sağlam ispatlarından biridir. Var olan bir görüntünün montajı yapılır. İkincisi ise şimdiye kadar yayınlanan ama “montaj” denilen bu tür görüntülerin hiç birinin sahte olmadığı gerçeğidir. Zaten Baykal kendisi montaj demiyor. “Duvara kamera yerleştirmişler” diyor. O yönüyle de “komplo” olarak değerlendiriyor. Komplo olması görüntünün gerçekliğini ortadan kaldırmıyor.

Görüntüde olanlar Baykal’ın eşiyle olan görüntüsü değil. Evli bir erkeğin, evli bir kadınla görüntüsü. Yani karısını aldatan bir siyasi liderle, kocasını aldatan (veya kocasının bilgisi dahilinde) bir kadın. Bir parti liderinin yaklaşık 20 yıl önce sekreteri olarak işe başlattığı, sonra da milletvekilliğine terfi ettirdiği bir kadınla evlilik dışı bir münasebet. Bu durumun iki bekar veya dul kişinin münasebetinden daha farklı bir noktada değerlendirilmesi gerekir. Yayınlanan videoda olanlar, Hüseyin Üzmez’in tacizinden daha az ahlak dışı değil. Siirt’teki istismardan çok farklı bir konu değil.

Bütün bu ahlak dışı duruma rağmen CHP üst yönetiminin bu rezilliği savunması, toplumun ahlak değerlerinden ne kadar uzak yaşadıklarının apaçık bir göstergesi. Bu olayda Deniz Baykal’ın da, Nesrin Baytok’un (ve muhtemelen eşinin) de ahlaken mağdur olmadıkları anlaşılıyor. Hatta bunlardan biri veya ikisi çirkin bir oyun veya komplonun ortağı da olabilir. Ortada iki mağdur var. İlk mağdur, Deniz Baykal’ın aldatılan eşi Olcay Baykal ve diğeri ise ülkesini, namusunu emanet etmek üzere Deniz Baykal’a oy vermiş olan halk.  CHP’ye kimin genel başkan olacağı tabiî ki önemli. Ancak ülke siyasetine yıllarca damgasını vurmuş bir liderin aslında nasıl bir adam olduğunun unutulmaması gerekir. Toplumun ahlaki değerleriyle uyuşmayan insanların toplum adına siyaset yapması ne kadar sağlıklı bir durum.

Gelelim CHP’ye kimin genel başkan olacağına. Kemal Kılıçdaroğlu aday olduğunu açıkladı. Kemal Bey bu kararından vazgeçinceye kadar adaydır. Kemal Bey şimdiye kadar kıvırmaları ve “U” dönüşleriyle tanındı. Her ne kadar belli kesimler onu “Gandi” sıfatıyla cilalamaya çalışsa da bu naylon bir sıfat. Naylon Gandi’den lider olmaz. Bu kurultayda Kılıçdaroğlu da dahil kim genel başkan seçilirse seçilsin geçici bir durum olacağa benziyor. Seçilecek isim muhtemelen en fazla yıl sonuna kadar devam edebilecek. Yani hafta sonu yapılacak kurultayda CHP bir “emanetçi” seçecek. 5–6 ay sonra ise olağanüstü kongre ile esas kişiyi seçmeye çalışacaklar.

Ama CHP’de bundan sonra suların durulmasını beklememek lazım. Partide kaynama ve çatışma devam edeceğe benziyor. Mevcut yapısıyla CHP’nin sol ve sosyal demokrat kesimlerin beklentilerini karşılaması mümkün değil. Yine bu şekilde siyasi varlığını sürdürmesi de kolay değil. Muhtemelen CHP kendi kendisiyle tarihi bir muhasebe ve hesaplaşma sürecine girecek. Bu hesaplaşma sonunda büyüyen bir CHP beklemiyorum. Muhtemelen de küçülen veya parçalanan bir CHP görülebilir.

Acı olan şu: Türkiye, İran’la ilgili “Uranyum takası” konusunda komşusunu uluslar arası infazdan kurtaran tarihi bir karara imza atarken, büyük olduğunu bir kere daha dünyaya ilan ederken, bu başarıyı konuşmak yerine, siyasi hayatının “sekarat vakti”ni geçiren CHP liderinin gayr-i meşru ilişkisini ve bu bitik partinin başına kimin geçeceğini konuşmak zorunda kalıyoruz.

Türkiye’nin dış politikasını yeniden yapılandıranları bir kere daha kutluyoruz.

Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
tesekurler
 // murat gokkurt
ahmet bey yorumlariniz,analizleriniz cok isabetli ve dogru...sizi takdirle ve butun hayranimizla takip ediyoruz.......saolun varolun!!!...
26 Haziran 2010 00:34
SAĞOL
 // MEHMET BAYRAM
SAYIN ALPER TAN; YORUM VE GÖRÜŞLERİNİZ ÇOK İSABETLİ, SİZE TAKDİR ve TEŞEKKÜRLERİMİZİ SUNUYORUZ....
18 Mayıs 2010 16:02
chp de hesap hep aynıdır
 // asıl demokrat
sn tan chp de iç hesaplaşma olmaz orada hep bir dış hesap vardır ve bu hep aynıdır.Türkiyenin muhafazakar ve islama yakın bir ülke olmasını engellemek.Partinin misyonu inönüden sonra hep bu olmuştur.Partinin asıl sahipleride bu güçlerdir baykal ve diğerleri sadece bunlara hizmet ederler.Bu operasyonun hedefi budur.baykal kendi başına bir güç olsaydı eğer kılıçtaroğlunun adaylığını engeller,kendi istediği birini partinin başına geçirirdi.baykalda diğerleri d...
18 Mayıs 2010 13:17