YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Büyük Oyun
30 Temmuz 2013 16:00

Ülkemizde seçimler öncesinde yaşanan süreçler öteden beri hep hareketli ve sancılı olmuştur. Devlete egemen kurulu düzen kendi varlığını gerilim üzerinden sürdürmeyi tercih ettiği için normal zamanlarda zaten gergin yaşayan ülke, seçim önceleri daha da gerilir. Halkı kutuplaştırarak yönlendirmek psikolojik savaş taktiklerinden biridir. Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler, toplumu, korku, endişe ve yılgınlığa sevk eden terör ve tedhiş olayları insanların bilinçaltını esir aldı on yıllarca..

İnsanlar korkudan hayal kuramadılar, bu korkular, gençlerin tahsilini engelledi. Yapmak istedikleri mesleğin yolları kapatıldı. İş adamlarının bazı bölgelere yatırım yapmaları zorlaştırıldı, önlendi. Statüko, kendine mahsus sanal değerler üretti, sahte kahramanlar icat etti. Sonra da o sanal değerler ve sahte kahramanlar vasıtasıyla toplumdaki çeşitlilik yok edilmeye ve halk tektipleştirilmeye çalışıldı.

Yasakçı düzen, ustalıkla uyguladığı ters köşe stratejileri, iyileri kötü, kötüleri iyi olarak göstermeyi başardı. Çünkü ülkenin üniversiteleri, bürokrasisi, siyasi sistemi, medyası, ordusu, yargısı,  sözde sivil toplum kuruluşları, genelde ve sistematik olarak düzenin değirmenine su taşımaya ayarlıydı. Buna uygun olmayanlar zaten sistemin çarkları arasında kısa zamanda öğütülerek, ya yok ediliyor ya da sisteme uyarlı hale getiriliyordu. Önümüzdeki sene de seçimler var. Gerilim yine tırmandırılacak. Ama son 10 yıla baktığımızda bu gerilim stratejileri, hep planlayanların zararına olmuştur.

Düzenin içeride uyguladığı gerilim ve kutuplaştırma stratejisi, devletin ve toplumun dış ilişkilerinin yönünü de belirliyordu. Bu yön, alternatifsiz olarak elbette Batı idi. Çünkü düzenin halka öğrettiğine göre en olumlu evrensel insani değerler Batı'da. En ideal yönetim sistemleri Batı'da. Bilim, sanat, teknoloji, çağdaşlık, gelecek Batı'da. Her olumlu ve güzel şey Batı'da. Ama savaş, terör, geri kalmışlık, barbarlık, cehalet Doğu'da. Aklınıza gelen ne kadar kötülük ve olumsuzluk varsa bunların kaynağı Doğu, düşünebildiğiniz düşünemediğiniz her güzelliğin kaynağı ise Batı.. Halka bu öğretildi bu empoze edildi.

Batı hep demokrasi ile övündü, sözde, halkların hürriyetini savundu. Bu değerleri uygulamadığı için Ortadoğu’daki diktatörleri eleştirdi. Ancak zahiren ve isim vermeden eleştirdiği o diktatörleri istikrarlı ve sistematik olarak desteklediler. Zaten o diktatörlükleri 20. yüzyılın başından itibaren kuran ve ayakta tutan kendileriydi. O diktatörlükler, zaten Batı'nın çıkarlarını korusunlar diye bizzat Batılıların eliyle inşa edilmişlerdi. Ama bunu egemen bir söylemle ve etkili biçimde kamufle edebildiler. Gerçekleri görenler veya buna inanmayanlar ise itiraz etseler bile bu itirazlar sistematik ve güçlü bir şekilde yapılamadığı için etkili olamadı. Bu itirazları seslendirenler ve bunun mücadelesini verenler yasakçı düzenin hışmına uğradı. Ya susturuldular, ya “ikna” edildiler ya da yok edildiler. Trafik kazaları, zehirlenmeler, faili meçhul cinayetler, kör kurşunlar hep onların semtlerinde dolaştı.

Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen Allah’ın da bir hesabı var ve onun hesabı dışında diğer bütün hesaplar şaştı, engeller bir bir aşılmaya başlandı. Yalanlar patlamaya, gerçekler alenen görünmeye başlandı.

Hem Türkiye hem de topyekun diğer Müslüman topluluklar esaret zincirini kırmaya, zulme karşı haykırmaya başladılar. Maskeler düşmeye, karanlıklar aydınlanmaya başladı. Hiç şüphemiz yok ki istikbal bugünlerden çok daha parlak çok daha güzel olacak.

Bunu Mısır’da 25 Ocak Devrimi’nin kazanımlarının ters yüz edildiği görüntüsünün hakim olduğu günlerde söylüyoruz. Bunu Suriye’de Esad diktatörünün yıkılamayacağı ve giderek güçlendiğine dair söylemlerin yükseldiği günlerde söylüyoruz. Bunu Türkiye’nin Somali elçiliğine yapılan saldırının hemen ardından söylüyoruz. Bunu Filistin’deki umutların tekrar azalmaya başladığı günlerde söylüyoruz.

Bütün bu olumsuz görünen tablodan nasıl bir sonuç çıkacağını kısa zamanda göreceğiz. Adı geçen ülkelerde olanlar, başka benzer ülkelerde de olabilir, kaldı ki bu yönde planlar yapıldığı biliniyor. Ancak bu olumsuz gelişmelerin içinden çok daha güçlü ve çok daha güzel yeni ışıklar doğacak.

Eğer bugün Silivri Cezaevi’nde yatanların bu ülkede neler yaptıkları bu topluma gösterilmiş olmasaydı, halkımız, gerçekleri bu kadar net görebilir miydi, değişim ve demokratikleşme için bu kadar güçlü bir tavır alır mıydı? Mısır’da Mursi gelse bile sistem değişmediği sürece bir devrimden söz edilebilir miydi? Arkanızdaki halk desteği devam etmeden gerçek bir devrim yapılabilir mi? Şimdi Mısır halkı, -darbeye destek verenler de dahil- Mısır ordusunun tepesindeki generallerin halkını katleden birer cinayet makinası olduğunu daha net görüyor. Mısır ordusunun generalleri, içinden çıktığı kendi halkına, İsrail generalleri gibi davranıyor.

Mısır’da yapılan darbenin ve darbeyi planlayanların amacı, elbette Mısır halkını özgürlüğe ve güvene kavuşturmak değil. Bunların amacı Batı’nın ve İsrail’in çıkarlarını ve bu çıkarların güvenliğini temin etmek. Darbecilerin ilk icraatları zaten bunu teyit ediyor. Ancak unutmayalım ki bu oyun içinde başkaları da kendi oyununu kuruyor. Çünkü Türkiye eski Türkiye olmadığı gibi Mısır da eski Mısır değil.

Karşı oyunlar, karşı stratejiler, karşı operasyonları bekleyin. İslam dünyasında en az bir asırdır, karanlık bir oyun oynanıyor. Ancak bu oyunun son sahnelerini izliyorsunuz. Önümüzdeki süreçte yer yer hoşunuza gitmeyen veya rahatsızlık duyduğunuz başka şeyler de olabilir. Lakin karşı oyun başladı. Bu daha büyük bir oyun. Bu oyunun senaryosunu bir asırdır ezilenler, sömürülenler masa başında değil, tecrübeyle yazdılar. Tunus’ta, Mısır’da son 3 senedir bu büyük oyundan sahneler izledik. Şimdilik Mısır’da perde kapandı gibi görünüyor. Evet öyle. Ama bu çok geçici bir durum. Hiç endişeniz olmasın çok kısa zaman sonra perde yeniden açılacak. O zaman kim sevinecek kim şaşıracak hep birlikte göreceğiz. 

Alper TAN

30.07.2013

AŞAĞIDAKİ YAZILAR DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

 

VARİLE BAYRAK DİKTİK ARTIK ÖZERKİZ!

DARBE YAPMAK İNSAN HAKKIDIR

MISIR’DA PISIRIK MÜSLÜMANLIĞIN FATURASI

KİM KAZANDI KİM KAYBETTİ?

BAŞBAKAN “ŞEY”İNİ Mİ KESTİ?

SİLAH SENİN OMZUNDA TETİK BAŞKASININ ELİNDE

DERİN “GEZİ”NTİ

KİMLER GEZİ PARKINDA MİLLET BUNUN FARKINDA

TAKSİM DEREBEYLİĞİ’Nİ KİM KURDU?

BÜYÜK SAVAŞIN KÜÇÜK PROVALARI

AJANLAR İÇİMİZDE FİNK ATIYOR

AYAKLANMA PROVASINDA İLGİNÇ KOALİSYON

Yazarın Önceki Yazıları
Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
YAŞAYAN ANALİZ
 // l l l_l
Şu analize baksanıza, sanki az önce yazılmış gibi taptaze. Gerçekler asla bayatlamaz. Oyun büyükse, Evvel Allah, bu ümmet de büyüktür. İnadına Mısır, inadına Suriye, inadına Filistin, inadına İSLAM BİRLİĞİ. Krallar, firavunlar, şefler ve şahlar bir bir yerle yeksan olacak....
19 Ağustos 2013 Pazartesi 19:13