YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Bildiri dağıtan Savcı mı adalet dağıtan hakim mi?
01 Ocak 2014 17:30

2013’e umutla girmiştik. Çünkü yaklaşık 30 yıllık devasa bir problemin, PKK terörünün sonlanması ve cumhuriyet boyunca devam eden Kürt meselesinin tatlıya bağlanma ihtimali doğmuştu. Böyle bir umut bile Türküyle Kürdüyle hepimizi sevindirmişti. Bu çözüm sürecine ilk sabotaj geçen yıl Ocak ayında Paris’ten geldi. 3 PKK’lı kadın katledildi. Çözüm süreci bir yılı geride bıraktı. Çok şükür süreci bozmaya dönük saldırılar amacına ulaşamadı. Bazı yönleriyle yavaş da olsa devam ediyor.

Mayıs ayındaki Reyhanlı saldırıları, Haziran’daki Gezi provokasyonları, Silivri’de mahkeme basma girişimleri, Alevi grupları tahrik ve sokağa dökme gayretleri, sonbaharda ODTÜ gibi üniversiteleri karıştırma çabaları, kızlı-erkekli tartışmaları, dershane tartışmalarının bir hayat-memat mücadelesine dönüştürülme eğilimi.. Bütün bunlar birbiri ile kesinlikle ilişkili mevzular.

En son 17 Aralık’ta başlatılan “rüşvet ve yolsuzluk” kostümlü operasyon geldi. 17 Aralık operasyonundan sonra ortaya dökülen bilgiler ve ilişkiler ağı aslında her şeyi açıklamaya başladı. İlk günlerde kafalar biraz karışmış olsa da, bugünlerde, görünen o ki artık toplumun büyük çoğunluğu 17 Aralık operasyonunun kesinlikle bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonu olmadığı noktasında kanaat sahibi.

Yapılan ve yapılamayan operasyonlara bakarak bunun Muammer Güler’in ve Zafer Çağlayan’ın oğulları ve Erdoğan Bayraktar’ı hedef aldığını zannedersek yanılırız. Veya Başbakan'ın oğlu hedef alınmış diye bakarsak büyük resmi ıskalarız. Başından beri söylüyoruz. Gerçekten rüşvet ve yolsuzluk işine bulaşan varsa Cumhurbaşkanı'nın oğlu da olsa, Başbakan'ın oğlu da olsa hesabını vermelidir. Yine ilk günden beri söylüyoruz. Bu operasyon görünürde Başbakan Tayyip Erdoğan’ı, ama gerçekte Yeni Türkiye’yi ve Yeni Türkiye’nin bölgesel ve küresel projelerini hedef alıyor.

Ankara’nın İslam ülkeleriyle yakınlaşması, Müslümanlarla ortak işler yapması istenmiyor. Müslüman ülkelerin uyanması için Ankara’nın gösterdiği yoğun çabalara çelme takılmak isteniyor. Türkiye’nin Avrupa ve ABD güdümünden çıkması arzu edilmiyor.

28 Şubat ve öncesinde “irtica” saçmalıkları ileri sürülerek Türkiye’nin Müslümanlarla ilişki kurması engellenmişti. Hristiyan dünyası ve İsrail, kendi topraklarını işgalcilere karşı savunan Hamas’ı terör örgütü olarak ilan ettiği için eski Türkiye de Hamas’ı terör örgütü kabul ediyordu. Şimdi Türkiye bu konulara Batı gözünden bakmıyor. Ankara kendi ilkeleriyle karar veriyor. Hamas’ı terör örgütü olarak görmüyor. Aksine Hamas’a destek olmak için elinden geleni yapıyor.

ABD ve Batı, Afganistan’ı işgal ettiği için Taliban kendi ülkesini savunuyor. Kendi ülkesini işgal edenler en vahşi, en korkunç silahları kullanırken Afgan halkı işgalcileri çiçeklerle mi karşılayacaktı? Elbette silahla karşılayacaktı. Ama işgalci Batı, ülkesini savunan Afganları, kan döken terör örgütü olarak ilan etti. Şimdi biz de Batı’nın terör örgütü olarak sunduğu Taliban’a terör örgütü mü demeliyiz? Eğer topraklarını savunan Hamas, Taliban gibi yapılar terör örgütü ise Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi’nde işgalcilere karşı vatanımızı savunan dedelerimiz de teröristti. Onlara da terörist demeliyiz. Böyle saçmalık olabilir mi?

ABD ve Avrupa öyle görüyor diye biz de öyle görmek zorunda değiliz. Bizim kendi değerlerimiz ve kendi değer yargılarımız var. Hadiselere o zaviyeden karar vermeliyiz. Ankara bunu yapıyor. Öyle olduğu için de Batı’dan ayrışıyor. Bu durum Batı’yı son derece rahatsız etmeye başladı. Öyle rahatsızlar ki utanmasalar Ak Parti hükümetini de terör örgütü olarak ilan edecekler. 2008 yılındaki Ak Parti’yi kapatma davası zaten buna benzer bir girişimdi.

Batı’nın bu reflekslerini anlamak ve izah etmek zor değil. Anlaşılabilir bir durum. Ancak anlaşılması zor olan şey, bu ülkenin evladı olan bir grup Müslüman'ın da olayları değerlendirirken İslami zaviyeden veya ülkemizin çıkarları açısından değil de Hristiyan Batı'nın bakış açısıyla değerlendiriyor olmaları. Bunu nasıl izah edeceğiz?

Bazı Müslümanların komşumuz İran’a bizi düşman etmek için sistematik yayın yapmalarını nasıl izah edeceğiz. İsrail hükümeti MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a İrancı dediği için bazı Müslümanların da Fidan’ı öyle göstermeleri kime hizmet ediyor? Sistematik olarak İran düşmanlığını körükleyenler ABD ve Avrupa’nın İran’la son anlaşmasını nereye koyuyorlar acaba. Türkiye hükümeti komşu İran’la ilişki kurunca kötü de Dünya'nın öbür ucundaki devletlerin İran’la anlaşmaları iyi mi?

İslam’ın barış dini olduğunu söyleyip Hristiyan, Yahudi, Budist, Ateist herkesle diyalog kurup içeriye karşı, ülkenin seçilmiş hükümetine karşı ve Müslüman komşularımıza karşı düşmanlığı körüklemek bu ülkenin değerlerine düşmanca saldırmak ne demektir? Ülkemizin istikrarını bozmak, kalkınmasını engellemek, sosyal birliğini provoke etmek kime hizmet etmektir. Eskiden Türkiye’ye ABD başkanları kafa tutardı. Şimdi ABD’de oturan bir kısım Türkiye vatandaşı Müslümanlar kafa tutuyorlar. Bu kafa tutma işi başka devletlere, İslam düşmanlarına, milyonlarca Müslüman'ı acımasızca katledenlere karşı yapılabilmiş midir? Başka örneği yoksa nasıl bir anlam taşıyor?

Son yıllarda çok büyük badireler atlattık. Sık sık olduğu gibi yine badireli yollardan gidiyoruz. Ama kimsenin en ufak kuşkusu olmasın. Ankara bu badireyi de atlatacak. Ayakkabı kutusuna veya porno kasetlerine dayadıkları namludan ülkemize ateş eden kendi insanlarımız şu dostane uyarımızı bilsinler ve unutmasınlar. Bir cihat neşvesi içinde işlenen günahı ve suçu izah edemeyecekler. Bu olayların arka planında gerçekte kimin olduğu ve o karanlık odakların kendilerini kime karşı nasıl kullandıkları deşifre olduğunda komşularının bile yüzüne bakamayacaklar. Yeni Türkiye’nin geleceğinde de bu adamların yeri olmayacak. Tarihin utanç sayfalarında yer alacaklar.

Ayakkabı kutusundan postal çıkınca selam duranlar bu ülkeye demokrasi, şeffaflık, dürüstlük, temizlik ve insan hakları dersi veremezler. Yolsuzluk, rüşvet veya başka bir suç varsa bunun hesabını bildiri dağıtan savcılar değil adalet dağıtan hakimler sorar. Sormalıdır da.. Varsa rüşvetin de hesabı sorulmalı karanlık yapılanmaların da..

Alper TAN

01.01.2014

AŞAĞIDAKİ YAZILAR DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

VESAYETÇİ MÜSLÜMANLARLA İMTİHANIMIZ-MISIR VE TÜRKİYE

MISIR'DA PISIRIK MÜSLÜMANLIĞIN SONU

KÜRESEL PROJELERE KÜRESEL DARBE

HAK ETTİN BUNU ERDOĞAN

TAKSİM DEREBEYLİĞİ'Nİ KİM KURDU?

PERES “İRAN İSRAİL’İN DÜŞMANI DEĞİL”

DERS ALMA ZAMANI

YENİ TÜRKİYE VE DİYARBAKIR

MESUT BARZANİ NİÇİN “GELECEK”

GENÇLİĞİ TEHDİT EDEN KORKUNÇ TABLO

NE DEĞİŞTİ?

ABD ANKARA’DAN SONRA RİYAD’I DA KAYBETTİ

BİRLİĞİN GÜCÜ VE DÜŞMANIN KORKUSU

EYVAAH. “MİT TÜRKİYE’Yİ KOLLUYOR!”

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.