YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Aysel Tuğluk'un çantasından barış çıkar mı?
18 Eylül 2012 18:05

Her gün şehit veriyoruz ve her gün çok sayıda PKK’lı öldürülüyor. En başta şehit aileleri olmak üzere insanlarımız dökülen kanın durmasını terörün sona ermesini istiyorlar. Evladını kaybeden, canı yanan aileler bir şeyler yapılmasını, gönüllerine su serpecek adımlar atılmasını bekliyorlar. PKK, hayatına kastettiği asker ve polis sayısının duyulmasını bir propaganda yöntemi olarak görüyor. Bu sayede sözümona “Kürtlerin haklarını savunmuş” oluyor. PKK’nın bir kanadının, bazı ülkeler adına vekaleten yürüttüğü savaş tercihi, daha önceki bazı yazılarımda da ifade ettiğim üzere örgütün yaklaşık % 70’ini oluşturan büyük kesimince tasvip edilmiyor. Örgütün büyük kısmı “silah bırakma” zamanının geldiği görüşünde.. Ancak bu, örgüt içi fikir ayrılıkları iki tarafça da itiraf edilmiyor. Köklü fikir ayrılıkları örgütün iç dengelerini etkiliyor. Örgüt içinde “silah bırakalım” diyenlerle “savaşalım” diyenlerin mücadelesi sahaya da yansıyor.

Bir taraftan yapılan büyük eylemlerle Ankara’ya mesaj verilirken, PKK’nın taşeron kanadı örgüt liderliğini de elde etmek istiyor. Büyük eylemler yaparak çok sayıda insan öldürmek, örgüt mensuplarına hükmetmenin de bir yolu olarak görülüyor. PKK’nın bu kanadı, BDP milletvekili Leyla Zana’nın birkaç ay önce başbakan Erdoğan’la görüşmesi ve ardından verdiği barışçı mesajları kanla boğmaya çalıştı. Sadece örgütün bu kanadı değil Leyla Zana’nın partisi BDP de Zana’ya destek olmadığı gibi onu eleştiren veya yalnız bırakan konuşmalar yaptılar. Kanı ve şiddeti teşvik eden kızıl siyasete devam ettiler.

Bir tarafta, askerler, polisler her gün bir bir şehit edilirken, diğer tarafta da Kürt çocukları belirsiz ve anlamsız bir hedef uğruna gruplar halinde hayatlarından olurlarken, onların siyasi sözcülüğünü yapan tuzu kuru isimlerin zevk-ü safalarını izledik, izliyoruz. BDP’li Aysel Tuğluk koluna taktığı kaç bin dolarlık markalı, pahalı bir çanta ile caka satarak sözümona “dava” adına mağdur edilmiş yoldaşların davasını yani KCK davasını “takip” ederken, BDP’nin bir erkek vekili Ertuğrul Kürkçü ise genç sevgilisiyle Antalya sahillerinde “Kürt davası” için mücadele ediyordu. Ertuğrul Kürkçü, güneş yağına buladığı ellerini genç sevgilinin sırtına sürerken, dağa kaldırılmış Kürt çocukları da kana buladıkları elleri ile geleceklerini karartıyorlar.

Elbette hiç kimsenin tatili ile özel hayatı ile işimiz olmaz. Yaptıkları onların tercihleri.. Ancak şu ikiyüzlülüğü vatandaş olarak görmek ve göstermek de bizim boynumuzun borcu. Sen Ankara’da “barış güvercinliği” numarası yapacaksın, Şemdinli’de PKK’lı Kürt gençlerin boynuna sarılıp onları ölme ve öldürme konusunda motive edecek, teşvik edeceksin, Antalya’da da genç sevgiliyle keyif yapacaksın.

Aysel Tuğluk, koluna takıp herkesin gözüne sokarcasına gösterdiği çantanın sahte olduğunu söylemiş. Özrü kabahatinden büyük. Ama keşke sahte olan sadece çantanın markası olsaydı.. Bengi Yıldız’ın, Ertuğrul Kürkçünün, Aysel Tuğluk’un sadece çantası değil, bunların politikaları da sahte, sevmeleri de sahte, düşmanlıkları da sahte. Kürt meselesini sahiplenmeleri de sahte. Herkes kendi yolunu çizmiş ve kişisel amaçlar uğruna Kürtleri açıkça istismar ediyorlar. Kürt çocukları ölüyor, Kürt meselesinden beslenenler semiriyorlar. 

BDP milletvekili Sırrı Sakık’ın oğlunun dramatik bir şekilde ölümü ve baba Sırrı Sakık’ın oğlunun ardından döktüğü gözyaşları, siyasette duygusal bir atmosfer meydana getirdi. Evlat acısı zordur. Gencecik çocuğunu asker olarak, polis olarak, korucu olarak kaybeden anne-babanın acısı tarif edilemez. Evladı terörist olarak ölen anne-babanın işi de zordur. Onların gözyaşlarını da anlamak gerekir. O bakımdan bu konuda konuşan herkesin dikkatli olması gerekir. PKK zaten terör örgütü olduğu için katlettiği asker, polis, korucu ve hatta sivil sayısının çokluğu ile övünüyor. Ama ülkeyi yönetmede sorumluluk taşıyan, hükümet edenlerin daha dikkatli olmaları gerekiyor. Öldürülen terörist sayısının çokluğu ile övünen bir görüntü, şehit ve gazi yakınlarının gönlüne bir nebze su serpiyor olsa da genel anlamda fazla bir şey getirmez. Bölgede terör örgütünün propaganda işini daha fazla kolaylaştırabilir. O sebeple toplumu bilgilendirmek ile öldürülen terörist sayısıyla övünmek arasındaki ince çizgiye çok dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum.

Sırrı Sakık’ın oğlu Sedar’ın dramatik ölümüyle oluşan olumlu atmosfere gelince.. BDP cenahından gelen “Barış için yeniden başlayalım” şeklinde ifade edebileceğimiz ve Başbakan Erdoğan’dan beklenti oluşturan çağrılar keşke samimi olsaydı. Keşke Aysel Tuğluk’un sahte çantası gibi olmasaydı. Keşke dağda kalmalarını motive etmek için PKK’lı teröristlerin boyunlarına sarılarak aldıkları riskin minnacık kısmını barışın gelmesi için de alsalardı.

Keşke terör örgütüne açıkça çağrı yapıp “Artık silahların işi bitti. Derhal silahları bırakıp dağdan inin. Biz, silahla değil siyasi mücadele ile ve barışçı yollarla eksikleri gidereceğiz” diyebilme erdemini ve cesaretini gösterebilselerdi. Bütün sorumluluğu başbakanın omuzuna atıp kenara çekilmek yerine BDP’li siyasetçiler de biraz risk alabilselerdi. O zaman samimi olduklarına inanabilirdik.

Şahsen ben hala, samimi olduklarına inanmak istiyorum. Ancak BDP’nin temsil ettiği siyasi çizginin geçmişi sayısız zikzaklar ve samimiyetsiz sicillerle dolu. O sebeple Ertuğrul Kürkçü’nün güneş kreminden ve Aysel Tuğluk’un markalı sahte çantasından barış çıkacağına dair umudum çok az.

Barış çıkacaksa anaların ve babaların, dul kalan eşlerin, öksüz veya yetim kalan çocukların gözyaşlarından çıkar. Barış çıkacaksa devlet adamlarının vicdanından ve samimi vatandaşların kalbinden çıkar. Barış çıkacaksa 30 yıldır on binlerce ölüme rağmen PKK’nın ve statükonun öldüremediği Kürtlerin yüreğinden çıkar. Ve ben bunun uzak olmadığına samimi olarak inanıyorum.

İşte tam da bu günlerde BDP’lilere iş düşüyor. Eğer BDP gerçekten kanın durmasını, silahların susmasını ülkenin normalleşmesini istiyorsa barış için risk almalıdır.  Örgüte silahlı mücadelenin sonunun olmadığını açıkça söylemelidir.

CHP, 1960 darbesine destek olmuş, darbecilerle işbirliği yapmış, Adnan Menderes’in ve arkadaşlarının hunharca idam edilmesine alkış tutmuştu. Bu günahı yarım asır savundular, boyunlarında taşıdılar. Sonunda ne oldu? 51 yıl sonra o CHP’nin başkanı Adnan Menderes’in kabrine gidip özür diledi. CHP’nin hatasını, günahını itiraf etti. Önemli olan günahına girilen ölülerden özür dilemek değil. Önemli olan insanların ölmesini önlemektir.

CHP’nin bu özrü BDP’ye de ders olmalı. Ve BDP, hatadan dönmek için 50 sene beklememeli. Bu günü iyi değerlendirmeli.

Ve son söz. BDP tüm sorumluluğu başbakanın üzerine atıp kenara çekilemez çekilmemeli.. Eğer BDP’nin söylemi gerçekse ve Aysel Tuğluk’un çantası gibi değilse..

Alper TAN
18.9.2012
 

Yazarın Önceki Yazıları
Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.