YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ayaklanma provasında ilginç koalisyon
03 Haziran 2013 14:08

Eskiden askeri kullanarak, onlar üzerinden hükümetlere ve topluma ayar veriyorlardı. PKK gibi örgütlere taşeron işler yaptırarak yapılan bu terör olayları üzerinden mesajlarını iletiyorlardı. Atatürkçülük, laiklik gibi hususları medya üzerinden yaptıkları maniplasyonlarla istismar ediyorlardı. Bu tür konularda paslaştıkları ülkelerden de içeriden de siyasi ve mali destek alıyorlardı. Başarılı da oluyorlardı.

Halkın başlattığı değişim ve dönüşümle asker büyük ölçüde asli görevine döndü. Askerden yeterince destek alamaz duruma düşen medya, iş dünyası ve üniversitelerden ilgili kesimler belli ölçüde kabuğuna çekildi. PKK çözüm sürecine girdi. Statüko bu ülkede zemin bulamaz hale geldi.

Bu defa içeride bozguna uğramış statüko uzantıları farklı yöntemlere yöneldiler. Hükümete bugünlere kadar destek vermiş kesimlerle düşüp kalkarak “Şeytanın sağdan yaklaşması” yöntemiyle iktidara olan destekten parçalar koparmaya çalıştılar. Belli ölçüde bunu da başardılar..

Masumane olabilecek duygularla başlayan Gezi Parkı eylemi, devreye giren provokatörlerin çabalarıyla Türkiye genelinde “Yönetim karşıtı ayaklanma”ya dönüştürülmeye kalkışıldı. Nasıl ki 1930’da devletin derinleri ile bağlantılı şekilde Menemen’de Astsubay Kubilay’ı öldürenler, ülke genelinde mütedeyyin insanlara karşı tasfiye ve sindirme girişimlerine zemin hazırladılarsa, nasıl ki 1960 darbesine zemin hazırlama çabaları devam ederken “Öğrencilerin kıyma makinalarından geçirildiği, asfalt makinaları ile yollara gömüldüğü” yalanını söyledilerse, bu şekilde halk galeyana sevk edildi ise şimdi de Gezi Parkı’ndaki eylemler sırasında toplulukları tahrik etmek için her türlü yalanı uydurdular. Böylece eylemlerin başka şehirlere yayılmasını sağladılar.

Bu eylemlerde çevre veya başka bazı masum hassasiyetler nedeniyle tepki gösterenleri demokrasinin bir icabı olarak görmemiz gerekir. Ancak hiçbir masum eylem veya protesto çevreye zarar verilmesini, esnafın camının çerçevesinin dağıtılmasını, polis aracı, belediye otobüsü, kamu binasının yakılmasını yıkılmasını, sivil araçların tahrip edilmesini bize meşru gösteremez. Hiç kimse eline bu ülkenin bayrağını alıp sallayarak polise saldırmayı, demokrasiyle, özgürlükle, vatanseverlikle izah edemez. “Çevre” diyerek, çevreyi, sokağı caddeyi yakmak yıkmak hangi köhne zihniyete hizmettir.

Türkiye’de medya özgürlüğü yok diyeceksiniz ama sizin zihniyetinizin haberini değil propagandasını, sizin istediğiniz biçimde yapmadığı gerekçesiyle o televizyonların, o yayın kuruluşlarının naklen yayın araçlarını ve diğer vasıtalarını yakacaksınız. Türkiye’de medyaya baskı var diyeceksiniz. Ama siz medyaya saldıracaksınız.

Hükümetin baskı yaptığını söyleyeceksiniz ama siz rakip partinin binasını ateşe vereceksiniz. Bu nasıl bir gözü dönmüşlük bu nasıl bir pervasızlıktır!

Ergenekon yargılamasından dolayı şimdilerde cezaevinde olan dönemin İnönü Üniversitesi rektörü Fatih Hilmioğlu, Ak Parti’yi kastederek “Halktan yüzde 95 de oy alsalar müsaade etmeyiz” demişti. Bunların özgürlük ve demokrasi anlayışı işte böyle bir şey. Sen, halk yüzde 95 de oy verse müsaade etmem diyeceksin yüzde 50 oy alan iktidara “Diktatör” diyeceksin. Ama yüzde 5’in yönetmesini savunacaksın. Yüzde 95 de olsa halkın iktidarı belirleme özgürlüğü olmayacak ama senin içip içip alkollü olarak kullandığın araçla insanlara çarpma ve öldürme özgürlüğün bile olacak. Alkol ve uyuşturucu kullanımının 10-11 yaşlarına kadar indiği bir dönemde alkolle ilgili bir “Yasaklama” değil “Düzenleme” yapıldığında bu, “Özgürlüklere müdahale” olarak yansıtılacak.

Hatta CHP’li milletvekilin, polise “Ana avrat küfretme” özgürlüğü bile olacak. CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2011 seçimi öncesi miting alanında seçim otobüsü üzerinde yarım bıraktığı “Ana avrat” küfrünü CHP’li Levent Gök, 2 Haziran 2013 tarihinde Kızılay meydanında bütün kameraların karşısında tamamladı.

Diğer taraftan, bu gösterilerde meydana gelen on milyonlarca zararı şimdi kim karşılayacak? Bu zararın, ödediğim vergilerle karşılanmasını ben istemiyorum. Kim bu zararı verdi ise tek tek tespit edilmesini ve bu tahribatın maliyetinin onlara ödetilmesini istiyorum. Herkesin yaptığı yanına kar mı kalacak?

Şunu açıkça söyleyelim. Bu kampanya içerdeki göstericilerin boyunu aşan bir kampanya.. Gezi Parkı ve tencere tabak eyleminin ötesinde bir durum var. Bu kampanyaya masumane duygularla alet olanları buradan uyarıyoruz. Nasıl ki CHP Suriye rejimine destek olayım derken kendini derin bir çukurda buldu ise.. Ve bu gerçek, Reyhanlı saldırılarıyla deşifre oldu ise.. Bu protesto eylemlerinde dolduruşa gelen masum insanların da bir süre sonra kimin hangi emellerine alet oldukları, deşifre olduğu açığa çıktığında pişmanlık duymamaları için dikkatli olmaları gerekir.

Bu kampanya masum bir çevre hassasiyeti değil. Geldiği nokta itibariyle, tamamen uluslararası bir kampanya. Hemen topu taca atma kolaycılığına kaçmak için söylemiyoruz. Bu kampanyanın koalisyon ortakları arasında belki anlaşılması ilk bakışta zor ama ilginç bir ittifak var. Kendi aralarında farklı ihtilaflar olsa bile “Türkiye düşmanlığı” temelinde şekillenmiş bir ittifak var. Bu, Türkiye karşıtı cephe, ABD’li Neoconlar, İsrail, İran Devleti’ndeki Baas destekçileri ve Suriye’den oluşuyor. İçeride ise kökten laikçiler, marjinal sol örgütler, CHP’nin Aydınlıkçı kanadı, CHP içindeki Demirelciler, İşçi Partisi ile ulusalcı-Ergenekoncu küçük bir grup asker olduğu anlaşılıyor. Emniyetin içinde ise yangına körükle giderek hükümete belli mesajlar vermek isteyen küçük bir kesim de olabilir.

Bu kampanyanın uluslararası bir kampanya olduğunun bariz bir misali de şudur. Bazı uluslararası ticari markalar, içerideki bağlantıları ile birlikte, reklam vermeyerek medyayı “Terbiye” etmek maksadıyla reklamları kestiler. Mesajı aldık. Şimdi biz de bir mesaj verelim. Siz reklamları keserek bizi terbiye etmeye çalışıyorsunuz. Peki. Biz de sizin kim olduğunuzu halka anlatarak halkın da size karşı kampanyasına öncülük edersek, bunun nereye varacağını hesap ettiniz mi? Eğer hesap etmediyseniz artık hesap edin.

Bir hatırlatma da, Ak Parti içinde “Anayasa konusunda umutlarımız tükenmeye başladı. Artık bu iş zor” diyenlere.. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız koalisyonun eylemleri sizi hala rehavetten uyandıramadı mı? Görmüyor musunuz? Türkiye’nin İMF’ye borcunun tamamlandığı, özelleştirmenin astronomik seviyelerde yapıldığı, eleştirdiğiniz uluslararası derecelendirme kuruluşlarının arka arkaya not arttırdığı, PKK terörünün sona erdiği bir süreçte Yeni Türkiye’nin engellenmesine çalışılıyor.

Buna fırsat verilebilir mi?

 

Alper TAN

03.06.2013

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
02:47
 // Mahmut Kaçar
Tebrikler hocam tespitler süper, aynen benim düşündüğüm gibi, inşallah çoğu kişi Okur'da ders çıkarır!.....
04 Haziran 2013 02:47