27 Mart 2017 Pazartesi
  • Altın144,263
  • BIST90.383
  • Dolar3,6117
  • Euro3,9021
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5095
  • İstanbul8 °C
  • Ankara6 °C
  • İzmir11 °C
  • Konya7 °C
  • Adana14 °C
  • Antalya14 °C
  • Diyarbakır6 °C
  • Bursa8 °C
  • Kayseri5 °C
  • Kocaeli8 °C
  • Şanlıurfa7 °C
  • Gaziantep1 °C
  • İçel15 °C
BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIR OLUN
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Atatürk Yaşasaydı ADD'ye Üye Olur muydu?
25 Şubat 2008 13:45
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk aklı ve bilimi referans olarak tavsiye etmiştir. Akıl ve bilim okumayı kafa yormayı ve araştırmayı gerektirir. Atatürk aslında bir dogma bırakmamıştır. Dogmalara sürekli karşı çıkmış, bizlerin de karşı olmasını istemiştir. Atatürk zaman zaman bazı konuların doğru olacağına inanmış ancak yanlış çıktığını gördüğü anda vazgeçmeyi de bilmiş, yanlışta ısrar etmemiştir.
Fakat daha sonra onun yolunu takip ettiğini, ilkelerini benimsediğini ve koruduğunu iddia eden bazı çevreler, Atatürk'ün bizzat kendisini ve onun konuşmalarını, düşüncelerini dogma haline getirerek büyük çelişkilere düşmüşlerdir. Bu çevrelerin önde gelenlerinden biri de Atatürkçü Düşünce Derneği çatısı altında faaliyet gösterenlerdir.
Derneğin internet sitesinde "Kuruluş Nedeni" başlığı altında yer alan ve Kurucular Kurulu'nun 19 Mayıs 1989'da kaleme aldıkları metinden bazı pasajları fiili durumla karşılaştırmak ve gerçekleri gözler önüne sermek istiyorum.
Bazı kesimlerin çoğu kez yaptıkları gibi buradaki metinde de muğlak ve anlaşılmaz bir düşman tanımlaması mevcut. Kimin kastedildiği belli olmayan sanal düşman veya düşmanlar var. Yada bu metnin ruhundan ülke nüfusunun tamamına yakınını düşman statüsünde görmek de mümkün.
Derneğin Atatürkçülük algılamasının tamamen "şekli" bir algılamadan ibaret olduğu anlaşılıyor. Dünyada ve Türkiye'de gelişen her şey Atatürkçülük kalıbına sığdırılmaya ve bu çerçeveden değerlendirilmeye çalışılıyor. Halbuki biz, Atatürk'ün böyle değişmez bir düşünce kalıbı bırakmadığını, aklın ve bilimin ışığını tavsiye ettiğini biliyoruz. O halde günümüz şartlarında akıl ve bilim, Atatürk'ün kendi zamanında söyledikleri veya uyguladıklarını değiştirmişse yeni hale göre hareket etmek gerçek Atatürkçülüğün ta kendisi olarak görülmelidir.
Fakat derneğin kuruluş amaçları arasında "İçten ve dıştan kaynaklanan her tür sömürüye karşı çıkarak, halkın yalnız siyasal değil, ekonomik ve sosyal alanda da gerçek efendi durumuna gelmesini ve tüm yurttaşların gönencini devletin varlık nedeni ve amacı saymak;" ifadesine yer verilirken, fiili durum başka bir manzara oluşturuyor. Böyle denilerek sömürgeye karşı çıktıklarını belirten bir çokları bizzat Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü sömürüyorlar. İçerdeki ve dışarıdaki sömürgecilerle kol kola hareket edenler kimler acaba diye baktığınızda da gözlerinize inanamıyorsunuz. Bir yandan "Tüm yurttaşların gönencini devletin varlık nedeni ve amacı saymak" ilkesi ifade edilirken bunu söyleyen kesimlerin Anadolu sermayesini boğmak için her türlü harekete başvurduklarını, ülkede büyük sermaye sahipleri ve kene gibi milletin sırtından geçinen mutlu azınlıkla kol kola olduklarını görüyorsunuz. Dışarıdaki sömürgecilerin de yine bu kesimler üzerinden politika yürüttüklerini bariz örnekleriyle görebiliyoruz. Burada Atatürk bu kesimler tarafından bir zırh olarak kullanılıyor.
Sömürgecileri iç ve dış planda ayrı ayrı ele alalım. İçerde, Ekonomik güçler, siyasi güçler, ideolojik güçler ve silahlı güçler var. Dış sömürge güçleri, 1944'e kadar İngiltere ve 1944'ten sonra ise ABD. Şimdi bu zaviyeden bir bakın. Atatürkçü Düşünce Derneğini temsil edenlerin söylemleri ile bu güçlerin söylemleri arasında bir fark bulabilecek misiniz. Cevap verelim. Bulamayacaksınız. Aksini iddia eden varsa ispat etsin. ADD ve onun gibiler 86 seneden bu yana sömürgecilere karşı ne yaptılar? Onlara karşı mücadele mi ettiler, yoksa mücadele edenlere karşı mücadele ederek sömürgecilere destek mi oldular?
"Yüzyıllarca ikinci sınıf insan durumuna düşürülmüş Türk kadınını gerçek yerine yükseltip, eşit haklara ve eşit onura sahip insan ve yurttaş yaparak ,yapay eşitsizlikleri kaldırmak;" ilkesi de yine derneğin kuruluş amaçlarından birini oluşturuyor. Ama her nedense ülkemizdeki kadınların büyük çoğunluğunun okuyabilme ve çalışabilme konusunda eşit haklara sahip olmalarını engellemek için bizzat bu kesimler canhıraş bir mücadele veriyorlar. Mütedeyyin bayanların bazıları başörtülü oldukları için eğitim hakkını kullanamıyorlar. Ama bu hakkı engelleyenler göğsünü gere gere Atatürkçülüğü kalkan olarak kullanıyorlar. Sormak gerekiyor. Okumak isteyen kadınları şekli nedenlerle engellemek mi Atatürkçülüğe uygun yoksa okuma mücadelesini bırakmayıp Avrupa'da Amerika'da tahsilini yaparak başarıyla ülkeye dönmek mi? Ayırımcılık yaparak şekli sebeplerle kızların okumasını engellemek onları ikinci sınıf görmek anlamına gelmiyor mu? Bu bir yapay eşitsizlik değil mi? Bu yaman bir çelişki değil mi?
Aslında Anadolu kadınının sosyo-kültürel yapısının bırakın gelişmesi için çalışmayı, gelişmemesi için bizzat kendine Atatürkçü ve çağdaş süsü veren ama temelde ne Atatürkçü ne de çağdaş, sadece sömürge taşeronu olan kesimler mücadele veriyorlar. Çünkü bunlar sadece kadınların değil bütün Anadolu insanının önünü kapatmak isteyenlerdir ve Anadolu'nun gözünün açılması ile sömürgecilerin hakimiyetini kaybedeceğini biliyorlar. Bunların ideolojilerine, inançlarına tek tip düşünce, giyim-kuşam ve hayat tarzlarına uyuyorsanız yol açık, uymuyorsan yollar kapalıdır.
"Ulusal ekonominin girişimcilerin keyfine, yalnız kâr ve rekabet mekanizmasına göre başıboş biçimde işlemesine değil, toplumun ve tüm yurttaşların gereksinimlerini karşılayacak biçimde devlet tarafından yönlendirilmesini ilke olarak benimsemiş ve benimsetmiş olmak" ifadeleri ile 21. yüzyılda hala ekonomide her şeyin devlet tarafından yapılmasını, bu kafaya 70 yıldan fazla dayanamayıp iflas eden Sovyet sisteminin uygulanmasını Atatürkçülüğün gereği gibi sunuyorlar. Ekonomiyi her alanda devlet yönetsin, yönlendirsin deniliyor. Şimdi sormak gerekiyor. Son yıllarda sadece bankalar vasıtasıyla giden, milletin 57 milyar Dolar parasını kim uçurdu? Bu paralar nereye gitti? Nerde sömürgeye karşı mücadeleniz? Sizlerin en fazla hoşlandığınız dönemlerden biri olan 28 Şubat zihniyetinin en güçlü olduğu dönemde uçan bu paraları ve çöken ekonomiyi hiç sorguladınız mı? Samimi iseniz ve cesaretiniz varsa bunları bir sorgulayın da sömürge taşeronu olmadığınıza bizler de inanalım.
"Her yurttaşın eğitimden, bilimden ve sanattan payını almasını, "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kuşaklar"ın yetiştirilmesini devletin başta gelen görevi yapmak" denilmesine rağmen İmam Hatipler bahane edilerek tüm meslek liselilerin önü sınavda katsayı kullanılarak kesiliyor, bu çocukların eğitim hakları teorik olarak verilmekle birlikte fiilen ellerinden alınıyor. Fikri, irfanı, vicdanı hür kuşaklar bir yana aksine fikirlere, düşüncelere, irfana, vicdana inanılmaz baskılar yapılıyor. Üstelik ne yazık ki bütün bunlar Atatürkçülük kisvesi altında onun namına yapılıyor. Bu kesimler fikirlerinin ideolojilerinin doğruluğuna ve sağlamlığına gerçekten inanıyorlarsa fikir mücadelesinden neden korkarlar? Düşüncelerin özgürce ifade edilmesini neden istemezler? Atatürk'ün çağdaşlaşmak istemesi, demokrasi demesi, özgürlüklerin en güçlü anlamda kullanılması demek olduğu halde belli kesimler özgür bir Türkiye'yi istemiyorlar.
Derneğin kuruluş amaçları anlatılırken "Türk Ulusunun tarihini, çağdaş insan kökenine bağlamak" diye bir ifade de var. Ben dört yıl tarih tahsili yaptım. Tahsilin haricindeki ilgimi katmıyorum. Bir milletin tarihini çağdaş insan kökenine bağlamanın nasıl olacağını doğrusu anlayamadım. Bu tarih, istendiği zaman her hangi bir yere bağlanan bir şey midir? Halen araştırıyorum.
Derneğin kuruluş amaçlarından biri de şöyle:
"Yurtta barış, Dünyada barış" ilkesi ile devlet yaşamında ve uluslararası ilişkilerde kaba kuvveti, ırkçılığı, saldırı savaşını mahkûm etmek". İç ve dış siyasette çok kullanılan sözlerden biri de budur. Yurtta barış her on yılda bir darbe yapılarak mı sağlanacak? Darbe. Kime karşı? İdeolojik mücadele. Kime karşı? Bu, "yurtta barış, dünyada barışı" dillerine dolayanlar acaba barış için mi uğraşıyorlar yoksa darbecilere davetiye çıkarıp "yine de şahlanıyor atlar" marşını mı söylüyorlar? Yoksa memlekette barışı "Ordu göreve" pankartlarıyla, orduyu halka karşı savaşa davet ederek mi sağlayacaklar. Ülke içinde halkın hakim unsuruyla bile barışı temin edemeden üstelik kendi halkına karşı mücadele vererek, "kamusal alanı", "tabusal alana" çevirerek yurtta barış ve Dünyada barış nasıl olacak? Sözden öte bir anlam taşıyacak mı?
Bu kesimlerin işlerine geldiğinde "çağdaşlaşmayı, batılılaşmayı" kullanmalarını, bu işlerine gelmediği zaman da "ülkenin özel şartlarına" sığınmalarını da doğrusu ibretle izliyorum. Bu, tam da Avrupa Birliği'nin özgürlüklerine karşı çıkıp, ama kaymaklı fonlarından yararlanma cazibesinin inanılmaz çekiciliğinden kurtulamamak gibi bir şey olsa gerek.
Ben Atatürkçü Düşünce Derneği mensuplarının, kurucular kurulu tarafından 19 Mayıs 1989'da kaleme aldıkları ve derneğin internet sayfasında yer alan "kuruluş amaçlarını" yeniden okumalarını tavsiye ediyorum. Zamanları varsa "tüzüğü" de okusunlar.
Neticede masum bir soru sormak istiyorum. Sizce Mustafa Kemal Atatürk şu an hayatta olsaydı, Atatürkçü Düşünce Derneğine üye olur muydu?
Yazarın Önceki Yazıları
Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.