YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Alman derin devleti fena yakalandı
27 Aralık 2011 14:19

Almanya’da çalışan Türklere yönelik olarak 2000’li yılarda yapılan suikastlar konusunda geçen ay ortaya çıkan skandallar, hem Almanya’da hem de Türkiye’de en önemli gündem maddeleri arasına girdi. Alman devleti ve medyası bu cinayetleri “Dönerci cinayetleri” diye isimlendirdi. Türkiye medyasının çoğunda da bu isim aynen kullanıldı. Almanlar, öldürülen kişiler, Türkiye uyruklu oldukları için etnik kimliklerinden kaynaklı olarak maktülleri aşağılama niyetiyle mi “Dönerci cinayetleri” diye nitelendirdiler? Ya da dönercilik mesleğini hedef alan bir cinayetler serisi olduğu için mi bu isim verilmişti? Yoksa başka sebeplerden dolayı Türkleri hedef alan, çok daha derin sebepleri olan ve Alman devleti eliyle planlanmış, uygulanmış bir cinayetler zinciri miydi olanlar? 

Yıllar önce olan olaylar, güya araştırılmış ve uygun(!) şekilde üstü kapatılmışken ne oldu da yeniden ve bu şekilde cinayetler yeniden gündeme getirildi? Almanya’da yüzlerce cinayet işledikleri ortaya çıkan gruba ait çeşitli mekanlarda yapılan aramalarda başka öldürülecekler listesi de bulundu. Adına “Neonazi” denilen yapı, bir yasadışı örgüt mü yoksa Almanya’da Anayasayı Koruma Örgütü (BfV)’nin kontrolünde hareket eden “Yasadışı görünümlü resmi bir örgüt mü?”

“Neonazi” diye adlandırılarak, daha baştan hukuk dışı bir yapı olduğu imajı verilmeye çalışılan grubun, Almanya’da Anayasayı Koruma Örgütü desteğinde, yüzlerce ırkçı cinayet işledikleri ortaya çıkıyor. Bu “resmi” katillerin Alman ordusu (Bundeswehr) tarafından eğitildiği gerçeği de gün yüzüne çıktı. 122 bin üyeli olan, aralarında muvazzaf generallerin de bulunduğu ve Savunma Bakanlığı’na bağlı çalışan kuruluşun, Türkleri hedef alan cinayetleri gerçekleştiren katillerin üyesi olduğu NPD’nin yöneticilerine silah eğitimi verdiği de tespit edildi. Bu skandal, NPD’nin yazışmalarının incelenmesiyle ortaya çıktı.

Almanya Yedekler Topluluğu’nun asbaşkanı Michael Sauer de, olayın basına yansımasının ardından, devletten yıllık 16 milyon Euro ödenek aldıklarını ve NPD üyelerine silah eğitimi verdiklerini itiraf etti. Katillerin, resmi bağlantılarının deşifre olması ve Alman ordusu tarafından eğitildiklerinin ortaya çıkmasının ardından, Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maizie’ne bu gelişmeler için ‘İstinsai bir durum’ ifadesini kullandı. Bakanın bir nevi cinayetleri tasvip eden böyle bir üslup seçmesi bazılarını şok etmiş olsa da bu, çok yadırganacak bir şey değil.

Çünkü Almanya’da resmi bir devlet organı olan “Anayasayı Koruma Örgütü (BfV)’nin ne olduğunu anlarsak Türklere dönük bu cinayetlerin esas amacı ve bağlantılarını daha iyi tespit edebiliriz.

Avrupa’da çok büyük bir Alman imparatorluğu kurma hayaliyle girdiği İkinci Dünya Savaşı’ndan yorgun düşmüş, çok fena biçimde cephelerde hezimete uğramış olan Almanya, mağlubiyet sonrasında ABD dayatmalarına boyun eğmek zorunda kalmıştı. Almanya, 1946’dan itibaren sistematik olarak ABD’nin dümen suyuna girdi. ABD, Almanya’da, adı GLADİO olarak da ifade edilebilecek gizli bir yapı oluşturdu. ABD güdümlü olarak kurulan gizli yapı, perde gerisinden Almanya yönetiminde etkili olmaya başladı. Bütün bunlar daha çok Sovyet korkusu öne sürülerek yapılıyordu. Tıpkı 1944’den itibaren Türkiye’de olduğu gibi. O tarihlerde kısaca GLADİO veya Derin Devlet olarak adlandırılan, görünen devlete paralel kurulan gizli devlet örgütlenmeleri, İtalya, Türkiye, Almanya başta olmak üzere bir çok ülkede devreye sokuldu. Devletlerin en önemli kurumlarının bile üzerinde bir yetki ve etkiye sahip bu yapılar, ABD odaklı çalışıyorlardı. Yani bunlar için esas önemli olan bulundukları devletlerin milli çıkarları değil ABD’nin çıkarları idi.  

Zaman içinde Almanya’daki ABD güdümlü bu yapının evrildiği ve başka şekiller aldığı anlaşılıyor. Almanya’da Anayasayı Koruma Örgütü adında çok önemli resmi bir kuruma dönüşmüş olan yapının, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tarafından kurulun derin yapının devamı olduğunu unutmamak gerekir.

Alman derin devleti üzerine yazdığı kitaplarla tanınan yazar Jürgen Elsässer, “Neonazi katillerin daha büyük örgütleri saklamak için kılıf olarak kullanıldığını” söylüyor. Neonazi diye adlandırılan grup için “Hatta hiç Nazi bile olmayabilirler” diyor.

Jürgen Elsässer, Türklerin ölümünden sorumlu tutulan “Neonazi”lerin, “Gizli servis operasyonları için sahte bir kılıf” olduğunu söyledi. Cinayetlerden sorumlu tutulan iki Alman’ın belki de Nazilikle hiçbir ilgisi bile olmayabileceğini ifade eden Elsässer, Almanya ve Türkiye’deki “Uyuyan GLADİO hücreleri” olduğunu ve cinayetlerde bu hücrelerin parmağı olduğunu savundu. Elsässer, şunları söyledi: “8 Türk ve bir Yunan’ın öldüğü Almanya’daki olaylar bir Neonazi üçlüsü ile bağıntılıdır. Burada Anayasayı Koruma Örgütü (BfV) adındaki gizli servisin elemanlarını bulmak mümkün. Ama bir başka faraziye de mümkün: Bu üçlü hiç Nazi olmadı. Devletin ajanlarıydılar ve sonuna kadar da öyle kaldılar. O nedenle profesyonelce hazırlanmış, devlet istihbaratının kendilerine verdiği sahte kimlik belgeleri bulundu.”

Jürgen Elsässer devam ediyor: “GLADİO Amerikan kontrolünden çıkmak üzere olan ülkeleri ve devletleri istikrarsızlaştırmayı amaçlar. 1970 ve 80’lerde İtalya’daki sahte bayrak operasyonlarıyla GLADİO sağ ve sol terör örgütlerini bir kılıf olarak kullandı. Türkiye ve Almanya kendi yollarını bulmayı amaçladılar. Almanya, Libya savaşında geri durdu. Türkiye ise İran’a karşı saldırıyı engelledi. GLADİO’nun birçok uyuyan hücresi var. Bence Almanya ve Türkiye’de de mevcutlar. Alman ve Türk gizli servislerindeki Amerikan hücrelerini araştırmalı. GLADİO ulusal değildir. Angloamerikan aracıdır.”

Yani Almanya’da Türklere yönelik bir GLADYİO operasyonu ile karşı karşıyayız. Tıpkı Türkiye’deki Rumların kaçırılmasına yol 1955 yaşanan ve “6-7 Eylül Olayları” diye anılan tedhiş olayları gibi. Hatırlanacağı üzere 6-7 Eylül olayları sırasında Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevli olan, 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan, Türkiye’deki derin devletin önemli bir operasyonel görevlisi General Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu'na verdiği röportajda şöyle demişti: "6-7 Eylül olayları bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.” ABD, kurumun ödeneklerini kestiği için kaynak talebinden dolayı dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in Genelkurmay’dan tesadüfen 1974’de öğrendiği Özel Harp Dairesi, Türkiye başbakanının bu kurumun varlığını öğrendiği tarihten 19 sene önce yani 1955’te 6-7 Eylül olaylarını yapıyor.

Acaba Doğu-Batı Almanya’ların birleşmesinden sonra, özellikle Doğu Almanya’dan gelenlerin istihdam ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan Almanya devleti bu cinayetlerle, ülkedeki Türkleri ürkütüp, korkutup kaçırarak yerli istihdamına alan açmak için böyle kirli işlere tevessül etmiş olabilir mi? Alman makamları, bu cinayetlerin gerçek failleri ve azmettiricileri ortaya çıkmaya başladığında neden bu kadar paniklediler ve telaşlandılar?

Acaba Alman gizli servislerinin Türkiye veya Türklere yönelik şu ana kadar deşifre olmamış başka vahim işleri de var mıdır? Varsa bu olaylar da deşifre olduğunda Alman makamlar bunları acaba nasıl izah edecekler?

Can alıcı başka bir soru: Almanya’da Türklere yönelik cinayetlerin faillerini ve bunların bağlantılarını, Alman güvenlik servisleri mi ortaya çıkardı, yoksa bunları, Türkiye istihbaratı mı deşifre etti? PKK’nın Alman derin yapılarıyla bağlantıları neler? Alman gizli servisleri son yıllarda Türkiye içinde hangi operasyonları yaptı? Türkiye ERGENEKON’u ile “Almanya Derin Devleti” iki ülkede yapılan bazı kirli işlerde karşılıklı paslaşmış olabilirler mi? Alman liderlerin telaşının altında bu kirli işleri Türk istihbaratçıların deşifre etmiş olması, dolayısıyla üstünün örtülme imkanı kalmamış olması yatıyor olabilir mi? Bunların deşifre edilmiş olması, Almanların başka kirli işlerinin de deşifre edileceği korkusuna yol açmış olabilir mi? Belki bütün bunları zamanla daha iyi anlayacağız.

Almanya, kendi karanlık işlerinin iyice ortaya çıkmasıyla beraber bunu, medeni(!) AB kriterleri ile nasıl açıklayacağını da şimdiden planlasa iyi olur. Avrupa Birliği’nin İngiltere ve Fransa gibi lider ülkeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de ortaya çıkacak diğer gerçekler karşısında nasıl bir siyasi kılıf bulacaklarını şimdiden düşünseler fena olmayacak.

Alper TAN

22.11.2011

Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
Aman devleti
 // Dünyanin sonu
Zavali Gelismis Devletler Alman Ingiliz ve Fransa.Insan haklari kendi cikarlari icin kullana Zavalilar...
05 Ocak 2013 03:12