YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Açılımlar
13 Aralık 2008 13:19

Türkiye, durduk yerde suni düşmanlar veya problemler peydahlayıp sonra da elleriyle hazırladığı sanal düşman ya da problemle savaşma konusunda mahir ve benzersiz bir ülke. Başka örneği var mı bilmiyorum?


Kafası çözüm üretmek için değil de devamlı sorun üretmek üzerine programlanmış bazıları, durduk yerde sıkıntı üretiyor. Başkaları da çözüm becerisi üretemediği veya üretmek istemediği için de yıllarca sanal sorunlarla zaman kaybediyoruz. Bu sanal sorunlara çözüm üretemiyoruz ama sürekli konuşuyoruz. Suni gündemleri konuşarak ve tartışarak geçirdiğimiz zamanlarsa böylece heba olup gidiyor. Çünkü ülkenin gerçek meselelerine bir türlü sıra gelmiyor.


Geriye doğru bir bakın. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde Ak Parti iktidar olursa memlekete irtica geleceği, laikliğin elden gideceği üzerine sayısız konuşmalar, tartışmalar, manşetler, polemikler yapıldı. Tayyip Erdoğan’ın milletvekili olmaması için bir sürü fırıldak çevrildi. Sonunda ne oldu? Ak Parti iktidar oldu. Kıyamet kopmadı. Tayyip Erdoğan milletvekili ve başbakan oldu. Laiklik erimedi aslında daha da güçlendi.


Bu defa Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmaması için bir bardak suda fırtınalar kopartıldı. Kimin kalesi ise sözüm ona “son kale”yi koruma muhabbeti başladı. Halkın istediği birinin cumhurbaşkanı olmasını engellemek için savaş açanlar oldu. En az bir yılımızı bu lüzumsuz tartışmalarla heba ettik. Sonunda ne oldu? Abdullah Gül, cumhurbaşkanı oldu. Aslında “son kale” daha da güçlendi.


Bu defa bazıları “Gül, cumhurbaşkanı oldu ama asker nasıl karşılayacak” tesellisi veya temennisine bel bağladı. Bazı lüzumsuzluklardan sonra asker de paşa paşa gördü ki, gayet normal bir durum. Bir sorun da yok. 


Üniversitelerdeki başörtüsü meselesi ise bunlardan çok daha saçma ve çok daha sanal bir problem. Ama yirmi yıla yakın bir süreden beri ağzımızda sakız gibi bu konuyu konuşuyoruz. Bu yasak kalkmış olsa üniversitelerde kesinlikle serbest olmasından kaynaklanan bir problem yaşanmayacak. Ama yasağın devam etmesi sayısız faciaları, adaletsizlikleri, haksızlıkları ve trajedileri beraberinde getiriyor.


Bütün bu saçma tartışmaların devamında, neredeyse tüm bu sanal problemlerin imalatçısı ve pazarlamacısı CHP’den, daha doğrusu CHP’nin başından bu balonlara iğne sokan bir hareket geldi. Aslında çok büyük gürültülerle şişirilen bir balon aniden fıssss diye patlatılıverdi. Çünkü bırakın başörtüsünü Deniz Baykal çarşafı savunmaya başlamıştı. Deniz Baykal çarşafa CHP’nin altı okunu takıyor, tek parti dönemini açık açık tenkit ediyor, CHP’nin kimsenin kıyafetine karışamayacağını anlatıyordu. Bütün bunlar bir Cem Yılmaz filmi gibi hayal ürünü veya rüya değil “Mustafa” filmi kadar gerçekti. Peki ne oldu? Kıyamet mi koptu? Hayır. Baykal CHP’nin kuma gömülü başını çıkarıp gerçeği gösterdi.


Aslında ülkemizin önemli sorunlarının çoğu bunlar kadar sahte ve çözümü de bunlar kadar kolay. Yeter ki sorumluluk makamında bulunanlar çözmek istesinler.


Bunları gördükten sonra diğer meselelerin çözümü için keşke başka adımlar da atılabilse.


Mesela Ak Parti kendisinden beklenen “Alevi açılımı”nı akıllıca bir çalışma ile yapabilse. Aleviliği siyasi ve ideolojik bir malzeme olmaktan çıkarabilse.


Keşke CHP, bir realiteyi tanıma konusunda yaptığı çarşaf açılımının ardından üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kaldırılması için olumlu adımlar atsa ve bu yasağı kaldırma puanı da CHP’nin hanesine yazılsa.
 
Keşke MHP, şu Kürt sorununun çözümü için bir açılım yapıp terör örgütünün ve Türkiye düşmanlarının istismar ettiği malzemeleri onların elinden alabilse.


Kendilerinin PKK’nın siyasi kanadı olarak algılanıyor olmalarından rahatsızlık duymayan DTP’liler de keşke bir açılım yapabilseler. Mesela DTP de PKK terörünün sorunlara çözüm olmadığını kurumsal olarak resmen açıklayarak dağdakilerin kayıtsız şartsız silah bırakmalarını istese ve bunun için çalışsa. Ve devlet de bu teröre bulaşmış olan vatandaşlarının tekrar topluma kazandırılması için bir çözüm üretebilse.


Keşke Türk Silahlı Kuvvetleri, Ergenekon belasından kurtulmak için daha hızlı adımlar atarak, derin organizasyonların, silahlı kuvvetlere bulaştırdığı çamurdan ve töhmetten bu önemli kurumu kurtarsa. Halkın seçtiği siyasetçilere saygı duyacağını da uygulamalarıyla müesses hale getirse.


Yapacağımız bu zihinsel açılım neticesinde göreceğiz ki büyük zannettiğimiz problemlerin çözümü aslında işten bile değil. Yeter ki zihni açılımlarımız göstermelik veya politik değil, çözüme dönük ve samimi olsun.


Tüm menfaatlerimizin önüne ülkemizi ve ülkemizin menfaatlerini koyup çözüm için samimi bir gayret gösterebilirsek bu ülkede çözülemeyecek bir mesele olmadığını da görmüş olacağız.
 
..ve bunların olacağından şahsen ben umutluyum. Her geçen gün daha da umutlu olacağım..
Alper TAN
13.12.2008

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.