YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
ABD'nin zencileri kazandı, ya Türkiye'nin zencileri?
21 Ocak 2009 13:00

 

Halkı sindirmek, etkisizleştirmek, talepleri önlemek için on yıllardır uygulanan korku siyasetinin artık sonu geliyor. Devlet, karanlık geçmişiyle hesaplaşıyor. Hatalarını sorguluyor. Devlet içine itina ile yerleştirilmiş NATO-ABD güdümlü mekanizmalar adalet tarafından yargılanıyor. Millet karşıtı yapılanmaların, ortadan kaldırılması konusunda devletin tüm önemli kurumlarının görüş birliği içinde oldukları ve müşterek hareket ettikleri ortada.

 

Fakat bu kirli yapıların içinde yer almış olanlar, mensubu oldukları kurumların adına sığınarak, bunu kullanarak kişisel olarak paçayı kurtarma ve hatta mümkünse bu kirli mekanizmaların devamını sağlama çabası içindeler. Kahramanlık, vatan savunması, ulusalcılık kavramları istismar edilerek milleti efsunlayacaklarını sanıyorlar.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana görülen en büyük dava olan Ergenekon davasını hafife almaya çalışıyorlar. Meşhur Susurluk olayı olduğunda da birileri fasa-fiso demişti. Ama da şu andaki ulusalcılarımız, bu olayın önemine dikkat çekmişler ve Susurluk olayının aydınlatılması için aylarca kampanyalar düzenlemişlerdi. Ne yaman çelişkidir ki, şimdi bu kesimler Ergenekon davasına fasa-fiso diyorlar ve olayları hafife alıyorlar. Ortada yeterli belge olmadığını ileri sürüyorlar. Peki Susurluk olayında bir tek kaza(!) dışında o kadar kampanya düzenlemek için elinizde belge mi vardı? Fakat daha sonra ortaya neler çıktığını görmüş olmanız gerekir.

 

Gazete kupürü belge, cephane fasa-fiso:
Gelelim 17 Mayıs 2006’da yapılan Danıştay saldırısına. Aynı ulusalcı kesimler daha saldırının duyulduğu dakikada bu saldırıyı “Dinci saldırı” başlığı ile verdiler. Peki elinizde bunun dinci saldırı olduğunu gösteren belgeler mi vardı? Öyle bir şey olmadığı halde o günün Danıştay Savcısı Tansel Çölaşan, “Ben duydum. Saldırgan ‘Allahüekber’ dedi ve tetiği çekti” demişti. Sonra bunun tamamen yalan ve uydurma olduğu ortaya çıkmıştı. Saldırıya uğrayan hakimler böyle bir şeyin olmadığını itiraf etmişlerdi. Ama ne yazık ki bu iftira, yüksek yargının tepesindeki bir hukukçu olan Tansel Çölaşan tarafından yapılmıştı.

 

Danıştay saldırısına “Dinci saldırı” adını verenler, buna gerekçe olarak daha sonra saldırgan Alpaslan Aslan’ın kullandığı söylenen araçta eski tarihli bir Vakit Gazetesi kupürünü belge olarak gösterdiler. Yani “Dinci saldırının” belgesi, bir gazete kupürü idi. Şimdi herkes iyice anladı ki bu melun saldırı dinle imanla ilgisi olmayan Ergenekon teşkilatının işiymiş. Ama saldırı özenle ve bilinçli olarak mütedeyyin kesimlere fatura edilmek istenmiş. 

 

Eğer gazete kupüründen belge oluyarsa, İbrahim Şahin’in krokisine göre Gölbaşı’nda yapılan kazıda çıkan silahlar Milliyet Gazetesi’ne sarılmıştı. Şimdi bu da belge midir?

 

Öyleyse Ergenekon’un savunucuları ve yandaş medyası neden ortada belgeler varmış gibi Danıştay saldırısını böyle vermişlerdi? 15 Mayıs’ta beyni dağılan yapının rövanşını almak istiyorlardı. Bu saldırıyı mütedeyyin kesimlere fatura ederek hükümeti de düşürmek istiyorlardı. Susurluk’ta olduğu gibi..

 

Susurluk koalisyonu:
Çünkü Susurluk olayında da ortada bir belge olmadığı halde bu kaza üzerinden hem ülkücü kesimler sindirilmek istenmiş hem de REFAHYOL hükümetinin düşürülmesi için kampanyaya dönüştürülmüştü. Bir taraftan yeni tertipler de yapılarak hükümet devrilmiş, beklentilerin aksine yeni kurdurulan hükümetin de katkısıyla, organize biçimde Susurluk örtülmüştü. Aslında istenen şey Susurluk’u aydınlatmak değil, olayı kullanarak hükümeti düşürmekti. Ama ne yazık ki o zaman bu operasyona maruz kalan REFAHYOL hükümeti de garip bir şekilde Susurluk olayının örtülmesi için çalışmıştı. Ama faturasını acı şekilde ödemekten kurtulamadı. Umarız Ak Parti hükümeti bundan ders almıştır.

 

Türkiye’nin zencileri:
Dünya da Türkiye de değişiyor. Değişmek zorunda. Türkiye’deki bu değişimi hiç kimse durdurabileceğini zannetmesin. Bakınız Amerika’da daha 1960’lara kadar Zenciler ikinci sınıf vatandaş idiler. Beyazların oturduğu apartmanda oturamazlar, her lokantaya giremezlerdi. Otobüslerin ön kısmına binemezlerdi. Ön kapıdan bileti kullanıp sonra otobüsten inip tekrar arka kapıdan otobüsün arkasına binebilirlerdi. İnsan yerine konulmazlardı. Şimdi o zenciler, o zamanlar kendilerini “efendi” olarak gören beyazların da desteği ile ABD’nin en yüksek koltuğuna sahip oldular. O günün köleleri bu günün efendileri oldular. Şimdi beyaz sarayda siyah başkan ve siyah ‘first lady’ var artık.
 
Değişim durdurulamaz:
Türkiye’de de hayırlı bir değişim yaşanıyor.  Bir taraftan Ergenekon davası ile devlet temizlenirken, diğer taraftan toplumun ezilmiş kesimlerinin tekrar gönlü kazanılıyor. TRT Şeş ile Kürt vatandaşlarımıza uygulanan anlamsız yasaklar kaldırılıyor. Nazım Hikmet’in yasağı kaldırılarak dışlanan sol kesime tekrar el uzatılıyor. Alevi açılımı ile bu vatandaşlarımıza siz de bu ülkenin sahibisiniz deniliyor. Komşularımızla münasebetler dostluk çizgisinde yeniden şekilleniyor. Bu değişime direnmeye çalışanlar, değişim silindirinin altında kalmaktan kurtulamazlar. Değişim, devam edecek.

 

ABD’de laiklik elden gidiyor..!
Obama yeminden önce kiliseye gitti. Sonra İncil’e el basarak yemin etti. O da yetmezmiş gibi yemin metninde olmadığı halde “Tanrım bana yardım et” dedi. Ben şimdi kendi ülkemin halini unuttum ve büyük bir korkuya kapıldım. Neden mi? Galiba ABD’nin laikliği elden gidecek! Ayrıca da Amerika’nın işi “Tanrı’ya kalmış

 

Başbakan Erdoğan’ın “Hamdolsun” sözü ile haftalardır dalda geçenler herhalde bütün bunları hiç gör(e)memişlerdir. Görselerdi bu tehlikeye(!) onlar da kesin dikkat çekerlerdi çünkü!
21.01.2009


Yazarın Önceki Yazıları
Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.