YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
ABD'nin "Yeni Yüzyıl Projesi" ve Türkiye'nin bakışı
25 Şubat 2008 12:52

11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan İkiz Kule senaryosuyla birlikte ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” bölgemiz ülkelerinin en çok tartıştığı konu oldu. ABD’nin özel ismiyle “Yeni Yüzyıl Projesi” dediği ve onlara göre yeni milenyumun siyasi-idari sınırlarını ve şekillerini ihtiva eden Büyük Ortadoğu Projesinin gerçek hedeflerini çok iyi anlamamız lazım. Bu planı, tam olarak anlamadan yapılacak değerlendirmeler son derece yanlış ve yanıltıcı olabilir.
 

Acaba ABD, BOP ile gerçekten bu bölgede yaşayan halklara mı, yoksa kendine mi hizmet etmek istiyor? Bu bölgede yaşayanları son derece ileri insani duygularla, çok sevdiği için, demokrasi, insan hakları ve özgürlük mü getirmek istiyor, yoksa üzerinde bu evrensel değerlerin filminin oynadığı perdenin arkasından kendi küresel hedeflerine mi ulaşmak istiyor? Diğer bir ifade ile BOP bölgeye yüksek insani değerler getirecek iyi niyetli bir plan mı, yoksa bölgenin medeniyet anlayışının, daha açık ifade ile dini inancının, yani İslam’ın vahşice hırpalanarak, sözüm ona ehlileştirilmesi mi?
Türkiye örneği:
Osmanlı’dan sonra, onun yerini alan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş gerekçelerine ve devrimlerin gerçek amaçlarına baktığımızda İslam halklarını 400 yıl idare etmiş olan “Hilafet” makamının kaldırılmasıyla, Türk milletinin yüzünü batıya döndürerek alışılagelmiş dini yaşamının başka bir düzene sokulma çabası ve arayışı olduğu anlaşılacaktır.
Neden Ortadoğu?
Bu gün Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de, Lübnan’da gördüğümüz acı tabloların çok daha ağır olanını, 1915-1920 yılları arasında Türkiye iliklerine kadar yaşamıştır. Bugün Afganistan ve Irak’ta yanan, yarın Lübnan ve Suriye’de yakılması planlanan ateşin, acı ve ıstırabın gerçek sebebi bu ülkelerde yaşayanların Müslüman olmalarıdır. Eğer bölgede bulunan ülkeler, ABD’nin “Yeni Yüzyıl Projesi” istikametinde yeniden yapılandırılabilirse şu anda olduğu gibi Ortadoğu’da çok sayıda küçük devlet olmayacak büyük yarımadanın üzerinde 5-6 ülkeden oluşan yeni bir siyasi harita ortaya çıkacaktır. Elinizde bulunan haritalara dikkatle bakar ve üzerinde biraz düşünürseniz ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayabilirsiniz. Bu harita ABD resmi makamlarının 1999 yılında yani 21. yüzyıla girmeden bir yıl önce hazırlanan dokümanlardan yararlanılarak hazırlanmıştır. 1999 haritası toplam 27 ülkeyi hedefleyecek şekilde daha geniş çaplı değişiklikler hedeflemesine rağmen gittikçe iflasa doğru yol alan ABD politikaları neticesinde şimdilik bu haliyle sınırlanmaktadır. ABD’nin hedefinde yer alan 27 ülke şunlardı: Afganistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin, Irak, İran, İsrail, Katar, Kuveyt, Konar Adaları, Lübnan, Libya, Mısır, Moritanya, Pakistan, Somali, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün, Yemen. Size sunduğumuz harita ABD’nin “Yeni Yüzyıl Projesi"ndeki hedeflerini gösteren haritanın revize edilmiş son halidir. Yani ABD şu an diğer hedeflerinden vazgeçmiş veya ertelemiş olup şimdi bu haritayı uygulamaya çalışmaktadır.
Ortadoğu’nun yeni haritası:
Size sunduğumuz ABD haritasına göre, İsrail ve İran’ın sınırlarına dokunulmuyor. Lübnan, Katar, Kuveyt, Filistin ve Bahreyn ortadan kaldırılıyor.
Suriye, Irak’ın kuzeyi ile birleşip “Mezopotamya Demokratik Kürt Arap Cumhuriyeti” oluyor.
Ürdün, Irak’ın güneyi ile birleşip “Irak-Ürdün Birleşik Arap Cumhuriyeti” oluyor.
Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan’ın güney doğusundan önemli bir toprak parçası alarak “Birleşik Arap Umman Cumhuriyeti” oluyor.
Yemen ise Suudi Arabistan’ın güneyinden yine önemli bir parçayı alıp birleşerek “Yemen Arap Cumhuriyeti” haline geliyor.
Haritadaki siyah çizgiler mevcut sınırları, kırmızı çizgiler de ABD’nin kafasındaki ve “Yeni Yüzyıl Projesindeki” sınırları gösteriyor.
Söz konusu Amerikan projesine göre, mevcut bazı devletlerle, etnik ve dini gruplara da kendi bölgelerinde “özerklik” veriliyor. Bunlar:
Irak Türkmenleri,
Irak’lı Şiiler,
Filistin,
Bahreyn,
Katar ve
Birleşik Arap Emirliklerinde yer alan bazı emirliklerdir.
“Yeni Yüzyıl Projesine” göre Türkiye:
Amerikan projesinin bizi ilgilendiren kısmına gelince:
Türkiye’nin doğusu ve İskenderun’a kadar dayanan, Hatay’ı da içine alan Güneydoğusu ABD’nin bölmeyi düşündüğü bölgeyi oluşturmaktadır. Amerika, Türkiye ile ilgili politikasını şu şart üzerine oturtmaktadır: Türkiye, “Yeni Yüzyıl Projesinde” kendisi dışındaki ülkelerde yapılacak operasyonlarda ABD’ye destek olmalıdır. Destek olmasa veya olamasa bile en azından bölgede yürüyecek ABD politikalarına sesini çıkarmamalı, engel olmamalıdır. Türkiye böyle yaparsa doğu ve güneydoğusuna en azından şimdilik dokunulmayacaktır. Eğer Türkiye tersini yaparsa ülkenin doğu ve güneydoğusunun koparılması için ABD elinden geleni yapacaktır. Son zamanlarda ortada hiç bir makul gerekçe yokken bir anda artan PKK terörünü az önce anlattıklarımız ve bu harita çerçevesinde yeniden düşününüz.
ABD, Türkiye’yi iki kötü arasında tercih yapmaya zorlamaktadır. Fakat şunu hemen belirtelim ki eğer Türkiye bu iki kötü tercihten birini seçerse, ikinci kötüden de kurtulamayacaktır. Türkiye ikisini de reddetmeli, ikisine de karşı çıkmalıdır. Türkiye hedefteki ülkelerle mümkün olduğunca işbirliği yaparak Amerikan politikalarının uygulanmasının önünü kesmelidir. Bu imkansız değildir. Ferasetli, dirayetli ve istikrarlı olmak kaydıyla bu başarılabilir. Bu başarıldığı takdirde devam eden süreçte bu haritanın akıbeti de ABD açısından hayal ve hüsran olacaktır.
Derin yapılanmalar:
Bu proje hedefine ulaşabilirse yeni kurulacak ülkelerde oluşturulacak devlet içi derin yapılar vasıtasıyla bu memleketler kurumsal olarak gizlice ve doğrudan ABD’ye bağlanacaklardır. Zahiren özgür ve bağımsız görünecek halkların ve ülkelerin modern esaret dönemi yeniden başlayacaktır. Dünyada bu tür yapılar yeni değildir. 20. yüzyılın başından bu yana dünyada çok sayıda örneği olağanüstü başarı ile uygulanmıştır.
Denilebilir ki Ortadoğu’da yer alan ülkelerin yönetimlerinin tamamına yakını zaten ABD’nin ve diğer batılı ülkelerin kontrolünde değil miydi? Bu yönetimlerin bir kısmının güvenliğini şu anda bile ABD sağlamıyor mu? Bu yerinde bir sorudur. Bu soruya şu şekilde cevap verebiliriz. Geçen asrın başlarından itibaren batılı ülkelerin faaliyetleri sonucu Osmanlı hakimiyetinden kopartılan, sınırları cetvelle çizilerek muhtelif parçalara bölünen Ortadoğu coğrafyası parsellenmiştir. Parsellenen bu ülkeler batılı ülkeler arasında bölüşülmüş olup her patron ülke buralarda kendi kukla yönetimlerini oluşturmuştur. Zaman içinde söz konusu gizli patronlarda değişiklikler de olmuştur. Fakat patronlar değişse bile bölge halklarının kaderleri değişmemiştir.
“Yol ayrımındaki ülkeler”:
Baskıcı, otoriter ve halktan tamamen kopuk olan bu idari yapıları yönetenler batılı patronlarına sadık, patronları da bunlardan memnun olmalarına rağmen halklar son derece rahatsızdır. İletişim çağının sınırları aşan etkisi bu halkaları da etkilemiş, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen topluluklar ve gruplar kendilerine anlatılan ninnilere önce inanmamaya sonra da itiraz etmeye başlamışlardır. Yapılan zulüm ve baskılardan bıkan insanlar artık patlama noktasına gelmiştir. Gelişen bu toplumsal patlamanın karşısında krallıkların, emirliklerin ve totaliter rejimlerin çok daha fazla dayanma şansı kalmamıştır.
Baskı altında yaşayan bu halklar her an patlayarak onları yöneten yapıları al aşağı edebilirler. O zaman, bu gizli patronların da taşeron yönetimlerin de sonu demektir. Bu gelişmeyi yakından takip eden ABD yönetimi bölgede bulunan bu durumdaki ülkelere “yol ayrımındaki ülkeler” demektedir. Yani bu ülkeler kendilerine yeni bir yol belirleyeceklerdir. Seçilecek yeni yol, ya yine mevcut patronlarının yolu olacak, ya da halkın belirlediği yol. “Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya ya da zurnacıya kaçar” anlayışıyla hareket eden ABD Ortadoğu’daki halkların bu isteklerinden yararlanarak sözüm ona özgürlük ve demokrasi vaatleriyle mevcut taşeronları indirip yeni kukla demokrasi ve kukla yönetimler getirerek Ortadoğu’nun kaderine yeniden hükmetmek istiyor. Bölge halklarının kendi başlarına hareket etmelerini kesinlikle istemiyor.
Türkiye ve bölge ülkeleri ne yapabilir?
İşte özetle ABD’nin “Yeni Yüzyıl Projesi” budur. Buna karşı Türkiye, bölge ve İslam ülkeleri hangi taktik ve yöntemleri kullanmaktadırlar?
Bölge ülkelerinin direnme gücü yoktur. Bölgenin en güçlü ülkesi İran’ın zaten kendi başı beladadır. Diğer bölge ülkelerinin mevcut yönetim yapıları ve patronları nedeniyle güç birliği ve ortak hareket edebilme imkanı şu anda gözükmemektedir.
ABD, “Yeni Yüzyıl Projesini” başarıya ulaştırmak, mutlu, huzurlu, müreffeh güvenli ve güçlü bir İsrail yani Yahudileri rahatlatmak maksadıyla yeniden önemli bir girişimde bulunacaktır. ABD, Lübnan’dan girerek Suriye üzerinden İran’a dayanmak isteyecektir. Afganistan ve Irak’tan sonra böyle bir hareketi mutlaka denemek istemektedir.
Eğer ABD bu hareketinde başarılı olursa Lübnan ve Suriye de ABD kontrolüne girecek hem Afganistan hem de Irak ve Kuzey Irak’tan kıskaca girecek olan İran boyun eğmek zorunda kalacak Türkiye ise iyice kuşatılmış olacaktır. Böylece Türkiye’nin her türlü çıkış planının önüne geçilmiş, eli kolu bağlanmış olacaktır.
Bu durum kesinlikle Türkiye’nin kabul edebileceği bir şey değildir. Ve etmemelidir. Türkiye bu Amerikan projesine karşı kendi planını uygulamak için azami çaba harcamaktadır. Ancak bu planını uygulayabilmek için hala yeterince bağımsız değildir.
15 Mayıs Hareketi:
Şimdi sizlere Türkiye’de tarihin dönüm noktalarına işaret eden çok önemli bazı gelişmelerden söz etmek istiyorum. TBMM’nin 1 Mart 2003 tezkeresini reddiyle birlikte Türkiye bir yol ayrımına girmiştir. Bu, yukarda anlattığım Ortadoğu ülkelerinin yol ayrımı gibi bir şeydir. 15 Mayıs 2006 tarihinde ise Ankara’da büyük bir bağımsızlık meşalesi yakılmıştır. 15 Mayıs 2006 özgür ve bağımsız olduğunu zannettiğimiz ülkemizin gerçek bağımsızlık mücadelesinin başlama tarihidir. Bu tarihten itibaren Türkiye ve ABD’nin bilek güreşi başlamış, bu tarihin üzerinden daha bir ay bile geçmeden 11 Haziran 2006’da ABD ile ipler tamamen kopma noktasına gelmiştir. Türkiye’nin yakasını bir türlü bırakmak istemeyen ABD ile Türk devletinin yönetimi ve Ortadoğu konularında yeniden başlayan çetin pazarlıklar Ankara’da bu gün bile (23.09.2006) halen devam etmektedir.
Eğer Türkiye gerçek bağımsızlığını temin edebilirse ABD’nin “Yeni Yüzyıl Projesinin” karşısında durabilecek en önemli güçtür. Çünkü ABD’nin Türkiye’yi karşısına alarak bu savaşı kazanması mümkün değildir. ABD, Lübnan’dan girerek Suriye’yi de işgal edecek olursa, Türkiye buna çok ağır cevap verecektir. Güneydoğu sınırımızda aylardır bekletilen 240 bin asker, emir beklemektedir. Türkiye, muhtemel Amerikan çılgınlıklarına karşı hazır tutulan bu birlikleri Kuzey Irak’a sokarak Neocon planlarını alt üst etme niyet ve iradesine sahiptir.
Türkiye’nin bunu yapabilmesi için stratejik devlet kurumları, sivil toplum örgütleri, medyası ve iş adamlarıyla 15 Mayıs 2006’da başlattığı bağımsızlık hareketini başarıyla sonuçlandırması şarttır.
ABD’nin gizli planındaki gerçek amacı ne?
ABD’nin bölgeye getireceğini söylediği şey demokrasi ve yüksek insani değerler değil, tam ve en açık manasıyla İslam düşmanlığıdır. Bunu hem çok gizli ABD dokümanlarından ve planlarından, hem de uygulamalardan net olarak biliyoruz. Afganistan ve Irak’ta yaşananları demokrasinin hangi yönüyle izah edebiliriz? Guantanamo ve Ebu Greyb aşağılamasını, İngiltere’de sahneye konulmak istenen ucuz uçak düşürme senaryosunu, Danimarka basınında başlayıp, diğer bazı Avrupa ülkelerinde tekrarlanan ve İslam peygamberini aşağılayan karikatür provakasyonunu, Bush’un ağzından kaç defa ilan edilen “Haçlı seferi” zihniyetini Katoliklerin başı olan Papa’nın dinimize ve peygamberimize hakaretini, demokrasi ve evrensel değerlerin hangi erdemiyle açıklayabiliriz?
Hıristiyan dünyası, aralarında yüz yıllarca süren din ve mezhep savaşlarını unutarak Vatikan öncülüğünde birlik ve bütünlüğe doğru yol almakta, Papa Katolikler tarafından şimdiye kadar düşman olarak görülen İstanbul Ortodoks Kilisesini “Doğu Kilisesi” anlayışıyla himayesine almaya çalışmaktadır. Göreve yeni başlayan Papa'nın Türkiye’yi ziyaretinin amacı Türk devlet başkanını ziyaret değil Patrikhane'yi ziyaret ederek ona uluslar arası bir misyon yükleme hedefine yöneliktir. Bizim cumhurbaşkanını ziyareti ise işin kılıfından ibarettir. Hıristiyan alemi, bir taraftan hem toplumsal hem de kurumsal olarak birlik ve bütünlük içinde hareket ederken İslam dünyası da mikro milliyetçi akımlar, mezhep çatışmaları ve siyasi kavgalarla şimdikinden daha parçalı hale getirilmek istenmektedir. Cehalet, öngörüsüzlük ve küresel propagandalar İslam toplumlarının bu niyetleri anlamasını zorlaştırmakta ve geciktirmektedir. ABD’nin, Batı dünyasının ve Kiliselerin bu hedefinin İslam dünyasına hızla anlatılması ve İslam ülkelerinin dağınıklığının bir an önce giderilmesi için çaba sarf edilmesi gerekmektedir.
Papa bir taraftan bu hedeflere hizmet ederken diğer yandan da Müslümanlara karşı savaşan Hıristiyan askerlere ve başta ABD olmak üzere bunu destekleyen Ülkelere moral ve motivasyon desteği vermektedir.
Bu komplolara karşı en duyarlı ülkelerden biri Türkiye’dir. Artık Türkiye, sivil toplum örgütleri, siyasetçileri, bürokratları olarak bu yanlışlara cevap verebiliyorsa, emin olun yakında askeri olarak da cevap verebilecektir. İşte o zaman yeni haritalar, ve yeni kanlı demokrasiler yerine halkın kendi istek ve arzusuyla özgür ve müreffeh bir bölge sağlamaya adım atabiliriz.
ABD’nin askeri gücü, parası, nüfuzu ve büyük planları, projeleri olabilir. Başkalarının da başka planları vardır. Neticeyi, yaşayan herkes görecektir.
Alper TAN
19.09.2006
alpertan@kanala.com.tr
Yazarın Önceki Yazıları
ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ben türk um dogruyum
 // hamza keskın
ben bır turk vatantası olarak vatanım ıcın kanımın son damlasına kadar savasırız bız tuk milletıyız bır vurulur bın dogarız ıyılıgı unutmaz kotulugude unutmayız ıyılık yapmasını sonuna kadar yaparız kotuluge gelınce en ıyısını yaparız korku nerdır bılmeyız basımız dık yüregimiz ak damarlarımızda türk kanı oldugu muttetce bır dag gıbıyız okyanus gıbıyız yerıne gore...
01 Şubat 2011 09:28