YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
28 Şubatçılar 3 600 cinayetin hesabını da vermeli
16 Nisan 2012 15:25

Dönemin kudretli generali Yaşar Büyükanıt hakkında iddianame hazırladığı için savcı Ferhat Sarıkaya, meslekten ihraç edildiği vakit umutsuzluğa kapılıp, öfkelenerek “Böyle adaletsiz ve zalim kararlardan sonra suçun ve suçlunun üzerine cesaretle gidecek savcılar ve hakimler bulabilecek misiniz” diye yazmıştım. İtiraf etmeliyim ki yanılmışım. Şimdi ümitle ve övünçle ifade etmeliyim ki bu ülkede aynı işi cesaretle yapacak binlerce savcı ve hakimin olduğunu Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi soruşturma ve davalardan görüyoruz.

Bu durum ülkemiz adına son derece umut verici. 28 Şubat darbesi ve hukuksuzluklarını hukuken, kalben ve aklen tasvip etmedikleri halde elinden bir şey gelmeyenler veya korkudan sinip, sessiz kalanlar, şimdi o dönemin hesabını sorma konusunda cesaret buldular. ABD oğlanlarının yaptığı 12 Eylül darbesinin hesabının sorulmaya başlamasının ardından şimdi ABD ve İsrail uşaklarının maşalığını yapmış olan 28 Şubat darbecilerinin de hesabı görülmeye başlandı.

Darbelerle hesaplaşma sürecine geçmiş olmamızın temelinde son on yılda millileşme, sivilleşme ve demokratikleşme konularında atılan adımlar var. Darbelerle hesaplaşmaya başlamış olmamız, artık gerçekten bağımsız Türkiye’nin gerçekleştiğinin de göstergesidir. “Bağımsızlık” konusunu mecazi anlamda, lafın gelişi olarak söylemiyorum. Gerçek manada kastediyorum. Osmanlı’nın dağıtılmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti, son birkaç yıldır bağımsızlığına kavuşmuştur. İlerleyen yıllar ve özellikle de Ergenekon ve darbe davalarının neticeleri ne demek istediğimizi daha anlaşılır hale getirecektir.

Gelelim 28 Şubat’a. 28 Şubat darbesi, 27 Mayıs, 12 Eylül gibi açık darbelerin üçüncüsüdür. 28 Şubat darbesi, her ne kadar “postmodern” ambalajı ile sunulmuş ve tank, top kullanılmadan silahsız kuvvetler kullanılarak hedefine ulaşmış bir darbe olarak gösterilmiş olsa da bu kesinlikle büyük bir yalandan ibarettir. 28 Şubat, bilinen yaygın kanaatin tam aksine Cumhuriyet dönemi darbelerinin en kanlısıdır. Bu dönemde kamuoyunca bilinen ve bilinmeyen faili meçhul cinayetler zirve yapmıştır. 28 Şubat döneminde çatışma, terör olayı, kaçırma, kayıp, kaza veya faili meçhul türü gerekçe veya kılıflarla ortadan kaldırılan insan sayısının 3 600’den fazla olduğu belirtiliyor. Türkiye’de, 1990-2003 arası meydana gelen yaklaşık 17 800 faili meçhul cinayetin 3 600 kadarının 28 Şubat darbesinin ürünü olduğu anlaşılıyor.

Bu “resmi” cinayetlerin bazılarının PKK, bazılarının Hizbullah, bazılarının DHKP-C veya başka örgüt ya da yapılarca uygulandığı tahmin ediliyor. Bu durum, adı geçen terör örgütlerinin gerçekte kimin taşeronu oldukları konusunda da fikir veriyor. Eğer 28 Şubat döneminde “meçhul” bırakılmış cinayetler araştırılır ve gerçek müsebbipleri aydınlatılırsa 28 Şubat darbesinin “postmodern” mi yoksa “en kanlı” mı olduğu da ortaya çıkacaktır. Soruşturmayı yürüten savcılar ve davaya bakacak mahkemeler, kapatılan DGM’lerin tozlu raflarında sıralanmış faili meçhul dosyalarını umarım karıştıracaklardır.

28 Şubat darbesi soruşturmasında ilk aşamada darbenin asker kanadı toplandı. Zannediyorum önümüzdeki bir-iki ay içinde asker olmayan darbecilere de sıra gelecektir. Bürokratlar, siyasetçiler, iş adamları, akademisyenler ve medya kesimi. Açıkça belirtelim ki 28 Şubat darbesinin başında o dönem Çankaya Köşkü’nde oturan Süleyman Demirel geliyordu. Ülke içindeki senarist oydu. Aksiyon planlarını ise MGK Genel Sekreterliği ve Genelkurmay yürütüyordu. Bu darbenin toplum nezdinde “meşruiyetini” ve zeminini ise tamamen medya ve dönemin siyasetçileri sağlıyordu. Eğer o dönemin muhalefet partileri ve medyası darbecilerden yana değil de demokrasiden yana tavır koymuş olsalardı bu darbenin yapılması, yapılsa bile başarılı olması mümkün değildi.

28 Şubat darbesinin en büyük günahı Süleyman Demirel’le birlikte darbeci askerler ve darbeci medyanın boynundadır. Bunlar ömürleri boyunca bu utanç ve bu veballe yaşayacaklardır. Çocukları ve torunları kendilerinden utanç duyacaklardır. Zaten bazıları şimdiden birbirine düşmüş vaziyetteler. Bu darbeci sümsüklerin haince dış bağlantıları henüz toplum tarafından tam olarak görülmedi. Halkın şah damarına yapışmış bu sivil ve asker sülüklerin gerçekte hangi menfaatler uğruna hangi ülkelerle işbirliği içinde darbe yaptıkları belgeleriyle aydınlandığında her şey daha da netleşecektir.

Şimdilerde o dönem kullanılan bazı gazeteciler “Evet kullanıldık, hepimizin günahı var” diyorlar. Kusura bakmasınlar. Hepimizin günahı yok. Kendini gönüllü olarak hevesle ve ağzını şapırdatarak kullandıranların günahı var. Sizler, darbecilerin makbul gazetecileri olarak darbe değirmenine su taşırken bizler, o sürece karşı mücadele ediyorduk. Sizler eğlenceli resepsiyonlarda kadeh kaldırarak darbecilere cesaret ve sufle verirken, soru sormak için gittiğimiz karargahta kapılar bizlerin yüzüne kapatılıyordu. Sizler, askere akredite olmayı bir caka satma vesilesi sayarken, demokrat gazeteciler, darbecileri eleştirmenin cezası olarak darbecilerin mahkemelerinin kararıyla oturduğu evi kaybediyordu.

Siz “Basın özgürlüğü” numarasıyla bu günlerde iki güne bir başarısız darbecileri kurtarmak için Silivri yollarını aşındırıyorsunuz. 28 Şubat döneminde askerin medyaya akredite uygulamasına bir kelime edebildiniz mi? Darbecileri eleştirdiği için evine el konularak cezalandırılan, susturulmaya çalışılan gazetecinin derdini, fikir, ifade ve eleştiri özgürlüğünü dile getirmeyi bırakın hiç aklınıza getirdiniz mi? Darbecilere karşı çıkan yayınlar yaptığı için defalarca kapanmanın eşiğine gelen veya defalarca isim değiştirmek zorunda kalan yayın kuruluşlarının düşürüldüğü durum sizin sütunlarınızda veya haberleriniz de hiç yer aldı mı?

Darbeciler acaba neden bizleri kullanamadı da sizleri kullanabildi? Darbeciler neden bizleri düşman gördü de sizleri dost ve işbirlikçi kabul etti?

Eğer harbi iseniz ve eğer samimi iseniz, sadece “Bizi kullandılar” diyerek kendinizi aklamaya çalışmayın. Bunu bu günlerde söylemenizin çok anlamı kalmadı. Kullanıldığınızı zaten hepimiz biliyoruz. Nerde, nasıl, kim tarafından niçin kullanıldığınızı da, sizin dışınızda bilginiz dahilinde başka kimlerin nasıl kullanıldığını da detayları ile bu halka ve mahkemelere anlatın. Türkiye’nin aydınlanmasına katkıda bulunun.

Pişman ve samimi olduğunuzu o zaman anlayalım. Aksi halde son pişmanlık fayda etmez. Bir de o dönem 3 600 masumun neden öldürüldüğünü düşünün. Nelere vesile olduğunuzu.. Hala vicdanınız, idrakiniz ve kalbiniz varsa.. Anlayabilirseniz anlamaya çalışın..

Alper TAN

16.04.2012
 

 

Yazarın Önceki Yazıları
Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
Suçlular ne olacak?3
 // Süleyman
Bu arada ABDv İsrail'in hatta İngiltere,Fransa ve Almanya gibi batılı devletlerin Türkiye'de ağırlığı olduğunu vatandaş bile biliyorken birilerinin ABD ve İsrail'i masum suçsuz gösterme çabaları hakiakaten onları çok küçültüyor ve millet gözünde itibarsızlaştırıyor. Elbette zalimleri destekleyen bu şer devletler de bu yargıda kendi payına düşeni almalı ve bunların ajanları da artık ülkeden defedilmelidir. Böyle bir ülke nasıl olabilir ki zaten! Bunlar...
17 Nisan 2012 21:56
Suçlular ne olacak?3
 // Süleyman
Bu arada ABDv İsrail'in hatta İngiltere,Fransa ve Almanya gibi batılı devletlerin Türkiye'de ağırlığı olduğunu vatandaş bile biliyorken birilerinin ABD ve İsrail'i masum suçsuz gösterme çabaları hakiakaten onları çok küçültüyor ve millet gözünde itibarsızlaştırıyor. Elbette zalimleri destekleyen bu şer devletler de bu yargıda kendi payına düşeni almalı ve bunların ajanları da artık ülkeden defedilmelidir. Böyle bir ülke nasıl olabilir ki zaten! Bunlar...
17 Nisan 2012 21:52
Suçlular ne olacak?2
 // Süleyman
Hükümet milletin değerlerine ait bir anayasa yapmak konusunda da samimi olmadığını yavaş yavaş ortaya koymaktadır. Seçimle gelen Cumhurbaşkanı ne iş yapacak merak konusu? Neden başkanlık sistemi ve anayasa değişikliği birlikte yapılamıyor? Kaldı ki son dönemde sistemin bir parçası gibi olan AKP artık böyle bir niyeti de açıkça ortaya koymuyor. Ancak, bundan sonra oy devşirmesi kolay olmayabilir! İzmlerin izleri olmayan askerin konumu ve sayısı iyice sınırland...
17 Nisan 2012 21:49