YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
14 Nisan dikkate alınmalı
25 Şubat 2008 14:59
Yönetimde demokrasi, çoğunluğun azınlığa tahakkümü ve ülkeyi kendi istediği gibi idare etmesi değil, çoğunluğun oylarıyla, diğer kesimlerin hakları ve beklentilerini de dikkate alarak ve onları da mutlu edecek şekilde ülkeyi idare etmesidir.

Ülkede sayıları fazla olmamasına rağmen cumhuriyetin kurulmasından bu yana sesi kütlesinden fazla çıkan etkin bir kesim feryat ediyor. Diğer kalelerini kaybettiklerini varsayarak, son kale olarak gördükleri Çankaya köşkünü de kaybetme aşamasında olduklarını düşünüp, yasal yolları çiğnemekten bile çekinmeden bir mücadele yürütüyorlar.

Bu kesimler, şimdiye kadar aslında ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu içine alan hakim unsuru da dahil milleti iç düşman olarak gördüler. Dini hassasiyeti olan İslami kesimi “gerici” “irticacı”, milliyetçi kesimi “faşist”, solcuları “kömünist”, Kürtleri “ayrılıkçı”, olarak yaftaladılar. Siz kimsiniz sorusuna da aslında verebilecekleri mantıklı bir cevapları yoktur. “Çağdaş” veya “Atatürkçü”. Çağdaşlık veya Atatürkçülük sizlere babanızdan miras mı kaldı. Bu değerleri sizin tekelinize veren birileri mi var?

Bütün bunlar çok iyi düşünülmesi gereken konular. Ancak unutulmamalı ki hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Her birimiz bazı konularda diğerlerinden farklı düşünüyor olabiliriz. Din de, Atatürk de, Laiklik de Cumhuriyet de, demokrasi de hiç birimizin şahsi malı veya sermayesi değildir. Bu değerleri hiç kimsenin istismar etmeye, kişisel çıkarlara alet ederek yıpratmaya hakkı olamaz.

Cumhuriyeti kurtarmak, darbecilere, korsancılara, bir siyasi partiden alınan milyon dolarlar karşılığında vatan kurtarmaya(!) kalkanlara kalmadı. Hele hele üniformasını çıkararak başına geçtiği derneği emir komuta zinciriyle yönetip, devletin en yüksek kurumundan alınan yüz milyarlar tutan paralarla, bir de yaptığı işe sivil toplum işi demeye çalışanlara hiç kalmadı. Ayrıca resmi görevdeyken darbecilik yapmaya çalışanların sivil toplum faaliyeti kisvesiyle darbe davetiyesi çıkaran komik nutuklar ve toplantılar düzenlemesine de bu milletin karnı tok.

Fakat herkesin, 14 Nisan’da gösteri yapanları dikkate alması gerekir. O toplantıya katılan bir takım menfaatçi kesimlerin kişisel beklenti ve kaygılarının dışında bazı nedenlerle kaygı duyan vatandaşlarımızın kaygıları ciddiye alınmalıdır. Bu kaygıların doğruluğu tartışılabilir. Hatta kaygı duyacak bir şey olmadığı da ifade edilebilir. Unutmayalım ki kaygı duyulacak şeylerin varlığından çok, “var olduğunun zannedilmesi” önemlidir. Tabir caizse bu “su-i zannın” ortadan kaldırılması için sorumluluk makamında olanlar çözüm bulmalı böylece bu kaygılar giderilmelidir. Bu kaygılar giderildiği takdirde, o kesimler de bazı istismarcıların tuzağından kurtarılmış olacaklardır.

14 Nisan mitingini dikkate almak gerektiği gibi, on yıllardır hakaret edilen, dışlanan, ezilen kesimler de en az onlar kadar dikkate alınmalıdır. Meslek liselerinde çözümsüzlüğe mahkum şekilde heba edilen gençlerimiz, üniversite kapısında içeri sokulmayan, ikna odalarına mecbur edilen kızlarımız, yeşil sermaye damgasıyla dışlanan iş adamlarımız, inançları sebebiyle “iç düşman” olarak görülen, ama sınır boylarında şehit düştüğünde cenazesinin üzerinden siyaset yapılan insanlarımız da dikkate alınmalıdır. Sesi gür çıkan küçük gruplar kadar sessiz çoğunluklar da dikkate alınmalıdır.

Bu dikkate alma işini 14 Nisan mitingini yapanlar da dikkate almalılar. Eğer meydanda söyledikleri gibi milyonlar, on milyonlar onlar gibi düşünüyorlarsa zaten kaygı duyulacak bir durum yoktur. çünkü o milyonlar yanlış bir şeye müsaade etmezler. Eğer milyonlar, on milyonlar onlar gibi düşünmüyorlarsa o zaman da bunu, o mitingi düzenleyenlerin dikkate alması gerekir.

Ağızdan köpükler fışkırarak, cuntacılık yaparak, oraya buraya hakaretler yağdırarak, caka satarak, siyasi partilerden, ordan buradan milyon dolarlar kopararak, tehditle, şantajla vatan kurtaramazsınız. Olsa olsa kendinizi kurtarabilirsiniz.

Hepimiz bir birimizi dikkate almalıyız. Hepimiz diğerimizi anlamaya çalışmalıyız. Cumhurbaşkanı Sezer’in giderayak yaptığı gibi millete hayali tehlikeler göstererek korku cumhuriyeti empoze etmek yerine konuşmaya, uzlaşmaya ve anlaşmaya dair yollar aramalıyız. Çünkü hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bir birimizi düşman görmeye devam edecek olursak, bu sanal düşman ve düşmanlıklarla sadece gerçek düşmanların işini kolaylaştırmış oluruz.

17.04.2007
Alper TAN
Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.