YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ve karşınızda 2015 model mandacılar!
23 Ekim 2015 07:24

 

İnsan Türkiye’de yaşıyorsa her gün yeni bir yaşa daha girmemesi için hiçbir sebep yok! O kadar hareketli bir ülkemiz var ki, ipin ucunu bir kaçırdığınızda her şeyi de kaçırmış olabilirsiniz! Takip etmekte zorlanıyor insan. Her şeyi takip edeceğiz derseniz oraya buraya bakmaktan kısa sürede başınız dönebilir. Başınız dönmesiyle birlikte birçok şeyi algılayamaz duruma bile gelebilirsiniz. Paralel çete müntesiplerinin, ya da bu çetenin besleme kadrosundan maaşla yemlediklerinin içine düştükleri durum iyi niyetle bakarsak, tam anlamıyla bu. Yani oraya buraya bakmaktan başları o kadar dönmüş ki artık hiçbir şeyi algılayamaz duruma gelmişler!

Besleme kadrosundan yemlenen eski bir İslâmcı CHP’yi övebilmek için o kadar fazla akrobatik hareket yapmış ki, insanın “aman belini kıracaksın, dikkat et” diyecek noktaya geliyor. Bu eski İslâmcı kısa zaman önce de NATO’nun Türkiye’ye müdahalesinden falan bahsetmişti. Sonra nasıl bir çam devirdiğini herhalde birileri ona göstermiş olmalı ki, yazısı arşivde durduğu halde NATO’yu davet etmediğini, kendisine bu bühtanı yakıştıranlara da hakkını helal etmediğini yazmak durumunda kaldı. Bir yazıyı yayınladığınız anda, yazı artık sizin elinizden çıkar, onun denetlenmesi, ya da nasıl anlaşılması gerektiğini kontrol edemezsiniz. Çünkü okur, önündeki metne bakar ve o metinden ne anlayacaksa onu anlar. Yazarın niyeti dediğimiz şeyi bilmez okur. Yazarın niyetiyle de sorumlu değildir zaten. Metin ona ne söylüyorsa onu görür. Metin dediğimiz de öyle karmaşık bir şey değildir. Önünüzde birçok harfin bir araya getirilerek kelimeleri, kelimelerin de cümleleri oluşturduğu bir yapıdır sonuçta. Herkes birikimi, nasibi kadarını alır metinden. Onun için de yazarın niyetine falan bakmaz. Yazar orada, yani önünde duran metinde bir yapıyı eleştiriyormuş, onu görmez. NATO’nun Türkiye’ye müdahale edebileceğini söylüyorsanız mesela, o cümleden NATO’nun eleştirilmesini değil, NATO’nun Türkiye’ye müdahale etmesi gerektiğini okur ve yazarı öyle değerlendirir. Çünkü o cümlenizi tasrih edecek, okları NATO’ya yöneltmenizi gerektirecek izah edici cümleleriniz o cümlenizi takip etmiyorsa, bilmem nerenizi yırtsanız da okur o cümleyi sizin istediğiniz gibi okumaz. Üstelik sizden çok kısa bir süre önce gazetenizin genel yayın yönetmeni NATO’ya aynı çağrıyı yapmışsa, terör örgütünün en büyük siyasî destekçisi partinin eş genel piyonu kamuoyu önünde BM – NATO – AB gibi kurumları Türkiye’ye müdahale etmeye çağırmışken, sizin bu konuda yazdığınız her cümle aynı sayfaya yazılacaktır. Nasıl cümle kurarsanız kurun, bundan kurtaramazsınız yazınızı.

Paralel çetenin besleme kadrosundan istihdam edilen o eski İslâmcı da bunu çok iyi biliyor tabii ki. Bildiği halde o cümlelerini tasrih edecek cümleler kurmamışsa aynı yazıda, hadi meseleye iyi niyetle yaklaşalım, yazarlık acemiliği, ya da günlük gazetede yazmanın aceleciliğine verelim! Okurun nasıl okuduğu ve anladığını gördükten sonra öyle hakkımı helal etmiyorum demekle devirdiğiniz çamı geri dikemezsiniz. Ayrıca insanları hakla hukukla tehdit etmek de bir yazarlık tavrı değildir! Meseleyi doğru düzgün ifade edemeyecekseniz yazmak zorunda değilsiniz. O meseleye girmezsiniz olur biter. Bakalım bu eski İslâmcımız CHP güzellemesinin ardından gelebilecek eleştiriler üzerine nasıl akrobatik hareketler yapacak. Yine tutup “hakkımı helal etmiyorum” gibi tehditler mi yöneltecek okurlarına, yoksa bu defa CHP güzellemesini haklılaştırmak için farklı yollar mı deneyecek? Bekleyip göreceğiz. Ayrıca CHP güzellemesinin haklılaştırılması nasıl olur açıkçası düşünemiyorum bile! Yaptığı CHP güzellemesini haklılaştırma yazısı yazarsa, böylece biz de CHP güzellemesinin nasıl haklılaştırılabileceğini de öğrenmiş oluruz!

Yazıya başlım yaptığımız meseleyle bunun ne alakası var diye bir soru gelebilir aklınıza! Haklısınız. Belki hatırlarsınız, yine paralel çetenin besleme kadrosundan istihdam edilen eski bir ülkücü var bu eski İslâmcının köşe komşusu: Mümtazer Türköne. Kendisi bir profesör! Ben çok uzun yıllar onun Devlet Terbiyesi’nden geçtiğini falan sanmıştım! Eğer Devlet Terbiyesi dedikleri şey bu eski ülkücü profesörün içinde bulunduğu terbiye ise kalsın! Toplu iğne ucu kadar da olsa bir onur taşıyan birinin asla yazmaya cesaret edemeyeceği şeyler yazıyor paralel çetenin gazetesinde! 1970’li yılların ikinci yarısında Devletten terbiye alacağına muhtemelen sokaktan sadece şiddetin meşrulaştırılmasının terbiyesini almış! Çünkü geçtiğimiz günlerde kendince şiddetin antropolojisinin övgüsünü yapıyordu paralel çetenin gazetesindeki köşesinde! 3 Kasım 1996’da yaşanan Susurluk Kazası sonrasında dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e “Kurşun atan da, kurşun yiyen de…” cümlesini kurduran bu eski ülkücü profesör, paralel çetenin gazetesinde dünkü köşesinde 2015 model manda taleplerini haklı gösteren bir yazı yazdı ve hayâ bile etmeden, hicap bile duymadan o yazısını yayınladı.

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta sonu Almanya Başbakanı Merkel Türkiye’ye geldi. Üstelik onu Türkiye davet etmemişti, kendi istemişti gelmeyi. Niçin geldiği, Devletin başındaki kişilerle neler konuştuğu, ne türden mutabakatlara varıldığı bu yazının meselesi değil! Ve yine biliyorsunuz kendisi için hayâ etmeden, hicap duymadan aydın sıfatını kullanan 100 kişi Merkel’e bir mektup, bir dilekçe verdiler! Mektuplarında, dilekçelerinde neler söyledikleri de bu yazının meselesi değil! Özet olarak Almanya Başbakanı’na Türkiye’ye niçin gelmemesi gerektiğini, Türkiye’ye gelmesinin kimlere destek anlamına geleceğini anlattılar! Buna rağmen Almanya Başbakanı Türkiye’ye geldi! Bu dilekçeci 100 aydın arasında eski ülkücü profesör de var mıydı bilmiyorum! Daha doğrusu bu hayâsız 100 kişi arasında kimler var, merak da etmedim, bilmiyorum da!

Bildiğim bir şey var: Kendileri için aydın sıfatını kullanan bu güruhun ilk öncüleri arasında Hürriyet Şairi tesmiye olunan Tevfik Fikret gibi, Cumhuriyetin en büyük edebiyatçıları arasında baş kısımlara oturtulan Halide Edip gibi isimler var. Benim bildiğim ilk örnek Tevfik Fikret. O kadar eskiye gitmeye gerek yok, Tanzimat’ın paşalarından İngiliz muhibbi Reşit Paşa’ya kadar gitmeye gerek yok! O paşa neredeyse günümüzden 150 yıl geride kaldı. Fakat Tevfik Fikret ve Halide Edip’le aramızda 100 yıl bile yok.

Hürriyet Şairi Tevfik Fikret İngilizlerin Güney Afrika’da Beoerler karşısında kazandıkları zafer karşısında İstanbul’da İngiliz Sefiri’ni tebrik edecek kadar İngilizlere meftun bir Hürriyet Şairidir! Hatta İngilizlere meftunluğu o kadar ileri gider ki, İstanbul’daki en küçük bir karışıklıkta gidip İngiliz Sefaretine sığınmayı marifet saymaktan herhangi bir hicap duymaz! Tıpkı Merkel’e dilekçe, mektup veren kendileri için aydın sıfatını kullananlar gibi! Tıpkı bu 100 aydının hayâsızlığını savunmaktan en küçük bir hicap duymayan eski ülkücü profesör gibi!

Cumhuriyetin en büyük edebiyatçıları arasında baş sıralara oturtulan Halide Edip ise Anadolu’ya gazeteci olarak geçmeden önce Amerikan Mandası’nı savunmayı bir marifet olarak göstermişti! Amerikan Mandası’nı savunmanın ödülünü ise kanonun onu en büyük edebiyatçılar arasında göstermesiyle almıştı!

Paralel çetenin gazetesinde besleme kadrosundan istihdam edilen bu eski ülkücü profesör acaba ödülünü ne olarak bekliyor? Öyle ya hem ülkücü olup, hem de 2015 model mandacıların yaptıklarını savunmanın bir ödülü olacaktır değil mi? Acaba o ödül ne olabilir?

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.