YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Terör bu kadar mı sevilir!
12 Ekim 2015 07:08

Nebbaşlar sözümüzün muhatabı değil. Çünkü onların ölü bedenler dışında sevdiği bir başka nesne yok şu yalan dünyada! Sözümüzün eğer bir muhatabı varsa, onlar da içlerinde bir nebze de olsa insanlıktan nasip taşıyanlardır! Cumartesi günü sabah sayılabilecek saatlerde Türkiye büyük bir acıya uyandı. Pazar günü gece saatlerine kadar verilen resmi rakamlar 95 vatandaşın kendini patlatan iki canlı bombanın eseri olarak öldüğü bilgisini içeriyordu. Gerçi cici çocuk ölenlerin sayısının rakamını 128 olarak açıklamıştı. Bir bildiği vardır mutlaka! Çünkü sonuçta eş başkan olduğu partinin 1 Kasım seçimlerinde baraj altında kalmasının önüne bir set çekiyor ölen her bir vatandaş! 7 Haziran’da neyin sonuç aldığı görüldüyse 1 Kasım öncesinde de hepsi deneniyor, denenmeye de devam edecek!

Biz bugünkü yazımızda kendi kavlimizce Yaşlı Kurt’un yaşlılığını bahane ederek üzerindeki görevleri, kendine göre oldukça genç sayılabilecek birine, bir vakfın kurucu başkanına devrettiği bilgisinden hareketle özellikle medyada bizi nasıl bir geleceğin beklediği üzerine birtakım temrinlerde bulunacaktık! Demek ki nasip bir başka zamana imiş! Gerçi Ankara’da kendini patlatan iki canlı bombanın sebep olduğu sonuçları medyanın nasıl gördüğü masaya yatırılarak da yeni medya baronu döneminde Türkiye’nin maruz kalacağı gavurca saldırılar örneklenebilir! Fakat bu yazıda medyanın bu canlı bombaların sebep olduğu sonuçları nasıl gördüğü meselesine girmeyi düşünmüyoruz. Bir günlük bir yayınla sağlıklı bir sonuç resmi çizilebilir mi, diye de tereddüt ettiğimi söyleyebilirim!

Gerçi canlı bombaların kendilerini patlattığı sabah saat 10’dan itibaren bu gazetelerin internet sayfalarında, televizyonların ise canlı yayınlarında örnek teşkil edebilecek çok fazlasıyla malzeme kullanıldı! Yine de medyanın eteklerindeki taşları dökmelerini, yeni medya baronunun eteklerden dökülen taşlara müdahale edip etmeyeceğini de görerek daha sağlıklı ve daha kesin çıkarımlarda bulunulabileceği varsayımıyla Yaşlı Kurt’un emekliliği üzerine yazımızı sonraya bırakıyoruz. Bakalım nasip ne zamana, ya da hangi vesile ile önümüze gelir göreceğiz! Fakat hemen şunu da söylemeden geçmeyelim: Yeni dönemde medyanın Bağımsız ve Müslüman Türkiye düşmanlığı dozunu artırarak, çok farklı ittifaklarla hep birlikte el ele vererek yürütecekler saldırılarını! En büyük müttefikleri de paralel çetenin medyası olacak! Esik medya baronu Yahudi idi! Yeni medya baronu ise Sabetay! Üstelik havuz – yandaş tesmiye olunan gazete ve televizyonlarda çok fazla eli var! Üstelik bunların bir kısmı yeni medya baronu ile doğrudan kan bağıyla birbirine bağlılar! Üstelik içlerinde 1970’li yıllarda Amerikan Büyükelçisinin talebi ile Cumhurbaşkanı ile Başbakanı barıştıracak kadar da zamanında etkin olmuş biri! Artık siz hesap edin Türkiye düşmanlığının ne kadar azgın bir gavurlukla sahneye konulacağını!

Bombaların patladığı ilk andan itibaren sosyal medya nam zeminde birçok hesap üzerinden akıllarını yitirmişçesine bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na, bu ülkenin Başbakanı’na saldırılar aldı başını gitti! Cici çocuk boş durur mu? O da alışkın olduğu üzere hemen aldı sazı eline! Bombaların patlamasının 1 Kasım seçimlerine etkisini dolayıverdi diline! Hangi parti bu saatten sonra seçim kampanyası yapmaya cesaret edebilirmiş de, hangi parti seçim mitingi yapmaya cesaret edebilirmiş de ve saire, ve saire! Bereket geçen yıl Kurban Bayramı’nda olduğu gibi, ya da geçtiğimiz Temmuz ayında Türk jetleri terör kamplarını bombalamaya başladığında olduğu gibi Kürt halkını sokağa çağırmadı! Hatırlarsınız cici çocuk Amerika’dan döner dönmez ayağının tozuyla Kürt halkını sokağa çağırmıştı! Sonuç mu? PKK ve HDP’ye teslim olmamış 60 civarında Kürt vatandaşını sokak ortasında katletmişlerdi, üstelik Kurban Bayramı’nın iki – üç ve dördüncü günü! Geçtiğimiz yaz da Almanya’dan döner dönmez yine ayağının tozuyla Kürt halkını silahlanmaya çağırmıştı! Bereket silahlanmaya çağırdığı Kürt halkı cici çocuk çağırdı diye silahlanmak için adım atmamıştı! Bu cici çocuk biliyorsunuz Ankara’daki patlamalardan sonra da birtakım açıklamalar yaptı, bu bombaları devlet patlattı falan gibi! Orada miting de yaptı (partilerin miting yapamayacağını söyledikten sonra üstelik) ve 1 Kasım için partisine oy istedi! Bunun üzerine de ayrıca bir yazı inşa edilmesi gerekiyor. Görüyorsunuz, durmadan yazı borçlanıyorum!

Kürt halkı silahlanmazsa HDP milletvekilleri ne güne duruyordu! Milletvekilleri sıraya girip terör ve silah sevdalarını aşikâr etmek için neredeyse yarıştılar! Bir baktık milletvekilinin biri PKK için silah sevkiyatına kendi arabasıyla kurye taşıyor! Dokunulmazlığı olduğu için gözaltına bile alınmadı! Bir baktık bir başka milletvekili PKK için yiyecek içecek taşırken yakalandı! Tabii yine dokunulmazlığı olduğu için gözaltına bile alınmadı! Bir başka milletvekili güvenlik güçlerince öldürülen PKK’lının cenazesi taşıyor! Bir başkası Diyarbakır’ın Bodrum’a o kadar uzak olmadığını söyleyerek kendi aklınca sahil kesimindeki insanları tehdit etmişti! Bir başkası ise ülkenin batısında, sahil kesiminde yaşayanları tehdit etmeyi gereksiz bulmuş olmalı ki uğruna mücadele ettiklerini söyledikleri kendi halkını tehdit etmişti: “Bu keleşleri size doğrultmasını çok iyi biliriz.” Çok yüzeysel, çok kısa olarak zikrettiğim bu meselelerin hepsi 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşandı. Üstelik ülkenin güneydoğusundaki belediye başkanlarının ağzına geleni söylediklerine atıf bile yapmadım! Özerklik ilanlarını, bazı ilçelerde yaşanan sokağa çıkma yasaklarını gündeme bile getirmedim! Stalin’in 1913 yılında teori haline getirmeye çalıştığı özerklik meselesi 201o5 yılında HDP isimli terör destekçisi parti tarafından taklit edilmeye çalışıldığı için ayrıca üzerinde durulması gereken bir mesele. Fakat bu mesele de sonraki bir yazıda masaya yatırmamız gereken bir mesele şimdilik. Bakalım, ya nasip!

Geçtiğimiz Eylül ayında PKK ve onun siyasi destekçisi HDP iyice köşeye sıkışınca çözüm masasının yeniden kurulması, BM’nin, AB’nin, NATO’nun devreye girerek masanın kurulması, hatta üçüncü kişi olarak masada yer almalarını yüksek sesle dillendirmeye başlayınca Devletin bu konudaki kararı Cumhurbaşkanı tarafından çok sarih bir dille açıklandı ve ilan edildi. Silahlar gömülüp üzerine beton dökülmeden, Türkiye sınırları içindeki teröristler sınır dışına çıkmadan masayı rüyanızda bile göremezsiniz. Geçtiğimiz günlerde ise Başbakan’ın ağzından tekrar dile getirildi bu karar: Silahlar mağmaya kadar gömülmeden terörle mücadeleye asla ara verilmeyecek. Bu kadar kesin ve sarih bir dille ilan edildiği halde ne hikmetse birçok kesim ısrarla medya desteğini de arkasına alarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Türk Polisinin silah bırakmasını isteyen çağrılara başladılar! PKK silah bırakamazmış! Kürt halkı silah bırakamazmış! PKK’nın silah bırakamayacağını bu ülkenin ana muhalefet partisi olduğunu iddia eden bir partinin genel müdürü Aydın Doğan’ın kanalında utanmadan iddia edebildi! Üstelik PKK’nın silah bırakmayacağını PKK merkez komite üyesi bir terörist açıkça ilan ettikten sonra dile getirdi bu düşüncelerini!

Cumartesi günü Ankara’da yapılmak istenen de bu çağrıların bir devamı niteliğinde bir mitingdi. Barış isteyeceklerdi! Tamam, siz gayet iyi niyetle barış istemek için eylem yapmak isteyebilirsiniz. Bu da en doğal haklarınızdan biridir. Fakat savaş baronları kusura bakmayın ama barış falan istemiyor! Savaş baronlarının ellerinde satmak istedikleri çok fazla sayıda silah var. Akıtmak istedikleri çok fazla miktarda kan var. Ellerine kelepçe takmak istedikleri bir Cumhurbaşkanı ve Başbakan var. Diz çöktürmek istedikleri bir bağımsız ve Müslüman Türkiye var. Onun için barış falan istenmiyorlar. Üstelik barış denileni bu defa Devlet denilen soyut varlık da istemiyor!

Devletin halen eski Devlet olduğunu sanmaktan vazgeçin. Bu sözüm saf niyetlerle eyleme çıkan gariban halk çocuklarına. Diğerleri umurumda bile olmaz! Diğerleri, yani Nişantaşı’nda, Cihangir’de, Teşvikiye’de, Boğaz’da oturanlar ve viskilerini yudumlarken ahkâm kesenlerle, mutena semtlerde oturanlar ve steril rezidanslarda fetva verenler umurumda olmaz benim! Olan gariban saf halk çocuklarına oluyor çünkü. Sopa yiyen onlar, gaz yiyen onlar, kafaları kırılan onlar, hatta ölen onlar. Ateş sadece düştüğü yeri yakıyor. Üzülen ve ağlayan sadece aileleri oluyor. Ölen gariban saf halk çocuklarının kanı üzerinden saltanat süren savaş baronlarının ne o çocuklar ve onların kanı umurlarında, ne de o çocukların ailelerine düşen ateş umurlarında! İşin vahameti şurada: Devlet denilen soyut varlık çok büyük bir tehdit algılaması içinde ve ölenler onun için de artık sadece istatiksel bir rakamdan ibaret. Devlet şu anda sadece algıladığı tehdidi bertaraf etmekle meşgul! Ölenlerle ilgilenmiyor bile! Algıladığı tehdidi atlattıktan sonra “bu topraklara 70 milyonluk bir nüfus çok bile” der ve geleceğine bakar!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.