YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Seçim yapılabilirse darbe ortamı rüyada kalır!
24 Ağustos 2015 07:29

Yazının başlığına bakıp sakın ola ki seçim olamayacakmış gibi, seçimin yapılması engellenebilirmiş gibi bir ihtimali aklınıza getirerek olumsuz bir kanaate varmayın. Çünkü araya olur da bir Allah işi girmezse seçimin yapılmama ihtimali yok. Türkçemize yakışan bazı deyimler aslında düşünce düzeyinde birtakım galatların oluşmasına vesile teşkil edebiliyor. Çünkü diye başlayan cümlede olduğu gibi. Sanki diğer işler Allah işi değilmiş de bazı olaylar Allah işiymiş gibi düşünce galatının da oluşmasına zemin hazırlıyor böylesine deyim ve söyleyişler. Kast –ı mahsusamızın böyle bir düşünceyi ima etmek olmadığını bilmem ayrıca belirtmeye gerek var mı! Allah işi derken kastettiğimiz seçimin yapılmasına bile ihtiyaç bırakmayacak bir özel gelişmedir!

Bu yazı okumanız için sizin huzurunuza çıktığında muhtemelen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan geçici seçim hükümetini kurmak üzere birini görevlendirmiş olacak. Görevlendireceği kişi yine muhtemelen Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu olacak. Bu görevlendirme ve bu seçim Cumhuriyet tarihinde aynı zamanda bir ilkin yaşanmasını da beraberinde getirecek. Türkiye defalarca erken seçim yaşadı, ama bu Kasım’da yaşanacak olan bir ilk. Çünkü Türkiye ilk defa Cumhurbaşkanı tarafından erken seçime götürülüyor. Geçtiğimiz 7 Haziran’da yapılan seçimde ortaya çıkan tablo tek başına bir partinin hükümet kurması imkânı vermediği gibi, Meclis’e giren dört partiden en az ikisinin güvenoyu alabilecek bir koalisyon hükümeti kurması temin edilemedi. Koalisyon hükümeti kurulamadığı için de seçimlerin yenilenmesi şart haline geldi.

Dün itibariyle anayasanın verdiği 45 günlük süre bitti. 45 gün içinde Meclis’teki partiler bir hükümet kurmayı başaramadılar. Hükümet kurmayı başaramadıkları gibi anayasal süreç bitmeden Meclis olarak bir seçim kararı alamadıkları için Cumhurbaşkanı’nın devreye girmesi zorunlu hale geldi. Cumhurbaşkanı’nın önünde de başka bir seçenek yok aslında: Meclis Başkanı’nı çağıracak, onunla müzakere edecek ve geçici seçim hükümetini kurmak üzere birini görevlendirecek. Buraya kadar ortada bir sorun yok. Siyasilerin beceriksizliği dışarıda tutulursa tabii, ortada bir sorun yok! Sorun bu noktadan sonra ortaya çıkıyor!

Aslında sorun da yok! Ne seçimin yapılmasını geciktirecek, ya da engelleyecek bir sorun var ortada, ne de kaosu gerektiren bir sebep! Fakat farkındaysanız 7 Haziran seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından hemen bilumum terör örgütleri devreye girerek Türkiye’nin yönetilemez bir ülke olduğunu zihinlere çakmak için canhıraş bir gayretin içine girdiler! Daha önce de burada dile getirdik, bilumum terör örgütlerinin birden bire sahne almalarının birden fazla ulaşmaya çalıştığı gayeleri vardı. Bunlardan biri Türkiye’nin yönetilemez bir ülke haline geldiği görüntüsünü dünya âlemin gözüne sokmak idiyse, bir diğeri de Türkiye’yi kaosun içine yuvarlamaktı. Türkiye’ye diz çöktürmekti sizin anlayacağınız. Diz çöken bir Türkiye “bağımsızlık iddiasını” da geri çekmek zorunda kalacak bir Türkiye haline gelecekti. Türkiye’nin diz çökmemesi için ise önüne koydukları tek çıkış yolu vardı: AK Parti – CHP koalisyon hükümetine rıza göstermek ve 2006 yılı ortasından bu yana dile getirdiği tüm iddialarından nedamet getirdiğini aşikâr etmeliydi. Aslında tercihleri AK Parti’yi dışarıda bırakan bir koalisyon hükümetinin kurulmasıydı. Bunu da yüzde 60’lık blok iddiasıyla dile getirdiler. Fakat MHP Lideri Devlet Bahçeli 7 Haziran sonrası yaptığı ilk açıklamalardan itibaren bu projenin içinde yer almayacağını açıkça dillendirdi. Eş genel başkan cici çocuk eliyle Devlet Bahçeli’ye kamuoyu önünde rüşvet bile teklif ettiler: “Üçlü koalisyonun başbakanı sen ol” dediler. Bu teklifleri de reddedilince sahaya sürülmesi gereken ne kadar terör örgütü varsa sahaya sürdüler, yapılabilecek ne kadar provokasyon varsa yaptılar.

Tehditlerinde ne kadar ciddi olduklarını göstermek için de terör örgütü destekçisi partinin diğer eş genel başkanının ağzından da arkalarına bilumum ayrılıkçı terör örgütlerini arkalarına destekçi olarak aldıklarını açıkladılar. Bu da yetmedi bölge halkını bu partinin milletvekili aracılığıyla tehdit ettiler: “Bu keleşi size çevirmesini biz çok iyi biliriz. Hepiniz defolup gideceksiniz buradan” tehdidini savurdular. Bununla da yetinmediler bu partinin bir başka milletvekilinin arabası vasıtasıyla PKK’ya silah taşımada kuryelik yaptırdılar. Paralel şebeleklerin yaptıkları ise kendilerine göre ellerini alabildiğine rahatlattı. Terörü yenice tırmandırmaya çalıştıkları sıralarda buradan “Bu Devlet bildiğiniz Devlet değil artık. Eşiği aştınız ve artık bu noktadan sonra ölenlerin sayısı, ocaklara düşen ateşler Devlet için artık sadece istatiksel bir rakamdan ibarettir. Merhametinin olmadığı bir noktaya çektiniz Devleti” şeklinde uyardık. Fakat küresel baronlardan ve bu küresel baronların sadece peçeteciliğini yapan İstanbul baronlarından aldıkları talimat “emir demiri keser” özdeyişinin işaret ettiği üzere ortalığı karıştırmak için yaptıklarından geri adım atmalarına izin vermedi! Devlet çok sert tepki gösterip “para depolarının, uyuşturucu depolarının, lojistik destek depolarının” tahrip edilmesi üzerine bağırmaya, yalvarmaya başladılar: “Çözüm masası tekrar kurulsun” diye. Verilen çok sert cevapta terör destekçisi partinin eş genel başkanı “cici çocuk”un abisi de Kandil’de ağır yaralanmıştı. Eski Devlet, bir yerlerden gelen bir telefon üzerine ya saldırıyı durdururdu, ya da vurulması gereken hedeflerin yakınına bile isabet etmeyen bombalamalar yapar çekilirdi. Yeni Devlet’in de öyle yapacağını sandılar. Onun için başta ABD olmak üzere Almanya’sından İngiltere’sine, NATO’sundan BM’sine her kurum ve kuruluşa şikâyet ettiler, ama Yeni Devlet’in bunlara bile aldırış etmediğini görünce ne yapacaklarını şaşırmış vaziyetteler.

Şimdi de şehit cenazelerinde PKK – DHKP – C mensubu değilse bile, bu terör örgütlerinin sempatizanı bazı insanları kalabalığı tahrik etmek, milleti galeyana getirmek için sahaya sürdüler. Paralel şebelekler de şehit cenazelerini tahrik etmek, milleti galeyana getirmek için elinden gayreti sarfetmekten imtina etmiyor. Onlar da milliyetçi muhafazakâr özelliğiyle öne çıkmış şehirlerdeki şehit cenazelerine katılarak milleti galeyana getirmenin binbir yolunu deniyorlar. Başarabilecekler mi? Gaybı Allah bilir, ama görünen köy de kılavuz istemez! Savunulacak son kaledir çünkü Türkiye. Anadolu’nun düşmesi Sünni İslâm’ın da düşmesi anlamına gelir çünkü. Türkiye’nin bir Devlet olarak varoluş, tek parça halinde ayakta kalma savaşının tam da ortasındayız. Hedef       e bunu koymuyorlar. Hedefte güya sadece Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan varmış görüntüsü çiziyorlar. Biliyorlar ki Sayın Cumhurbaşkanımızı düşürürlerse Anadolu’yu düşürmek, Türkiye’ye diz çöktürmek çok kolay hale gelecektir. Milletin Cumhurbaşkanı’nın ardında saf tutmasını engelleyebilmek için de paralel şebelekler tarafından ısrarla 17 – 25 Aralık darbe teşebbüsü yolsuzluk soruşturması imiş gibi sunularak ikide bir bu yönüyle gündemin başköşesine oturtulmaya çalışılıyor. Düşürebilecekler mi? Görünen köy kılavuz istemez!

Geçtiğimiz haftadan itibaren de başlıkta dikkat çektiğimiz darbe ihtimalini gündeme taşımaya başladılar. Paralel şebelekler darbe ihtimalini bir müddettir fısıltı gazetesi aracılığıyla dolaşımda tutuyorlardı zaten: “Merak etmeyin, darbe geliyor. Yedi sülalelerinin bir daha belini doğrultmaları mümkün değil. Hazırlıklar hızla devam ediyor. Asker bu gidişe dur diyecek. İşte o zaman tutuklanan tüm polislerimiz birer kahraman olarak çıkacaklar dışarı ve kimlerin ellerine kelepçe geçirmek istiyorlarsa onların bu talepleri yerine getirilecek” şeklinde cümlelerle darbe güzellemelerine başlayalı epey oldu. Geçtiğimiz hafta da Mahir Kaynak’ın kızı Deniz Ülke Arıboğan aracılığıyla darbe beklentileri kamuoyu ile de paylaşıldı. Deniz Ülke’nin kocası biliyorsunuz İstanbul baronlarıyla pek de içli dışlı biridir. Ayrıca konuyla ilgisi yok, ama Mahir Kaynak Kilisliydi! Başka meşhur kişiler de var Kilisli. İlk aklımıza gelenleri sıralayalım: Doğan Güreş – Hıncal Uluç – Ahmet Taner Kışlalı – Mehmet Ali Kışlalı – Doğan Güreş. Durun ilk etapta aklıma gelenlerden ikisini sona sakladım: Ergenekon operasyonları sırasında bir güneş gibi parlayan dönemin gazetecisi Şamil Tayyar. Şimdinin AK Parti milletvekilidir kendileri. Bir de korkunç yenge lakaplı hariciyecimiz Bilge Erol. Kendileri, Küresel Baronların emrindeki Özel Harpçi İslâmcı Gazeteci’nin eski Derin Yapı’yla irtibatını sağlayan kişidir! Tanımış olmanız gerekir, hani kısa süre önce burada Bellagio Şatosu’ndaki toplantıya katılan gazeteci diye sizlerle paylaşmıştık. Tamer Korkmaz da bu toplantıyı Yeni Şafak gazetesi okurlarıyla paylaşmıştı hani. İşte o, tanıdınız. İşte o korkunç yenge bu gazetecinin derin yapıyla irtibatını kuran hanımefendidir!

Darbe rüyasına yatmaya başladılar. Rüyalarında her daim darbenin gerçekleştiği güzel rüyasını görüyorlar, ama seçim yapılırsa o beklentileri rüyalarında kalacak maalesef! Bırakalım onlar darbe rüyasına yatmayı sürdürsünler. Erken kalkan darbe yapmaz, yol alır!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.