YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Olmuş olan olacak olanlar arasında en hayırlı olanıdır
30 Haziran 2015 09:29

Yazıya başlık olarak seçtiğimiz cümle Muhyiddin İbn Arabî’ye ait. Cümlenin neye delalet ettiğini, neye işaret ettiğini, hatta neyi ima ettiğini ele almayacağız. Endülüslü mübareğin bu cümlesine benzer tevarüs ettiğimiz kültürden de cümleler aktarabiliriz: “Olanda hayır vardır” bu cümlelerden biridir mesela. Farklı bir bağlamda ayet meali de aklımıza gelebilir hemen: “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.” Ayetin tam anlamı böyle miydi, emin değilim. Fakat benzer ayetlerden sonra bir de uyarı olduğunu hatırlıyorum: “Siz bilmezsiniz Allah bilir.” Ne İbn Arabî’nin sözünün, ne tevarüs ettiğimiz kültürden benzer cümlelerin, ne de ayetlerin semantiği üzerinde duracak değiliz. Bu cümlelerin hepsini 7 Haziran’da yapılan seçim sonuçlarıyla ortaya çıkan tablo karşısında rahat olmamız gerektiğinin bir delili olarak zikrediyoruz! Evet, rahat olalım “olmuş olan olacak olanlar arasında en hayırlı olanıdır”, evet rahat olalım “olanda hayır vardır”, evet rahat olalım “bizim şer bildiklerimizde hayır vardır”. Üstelik bunu biz bilemeyiz, ancak Allah bilir.

7 Haziran’da bir seçim geçirdik ve ortaya çıkan tablo birtakım güç merkezlerini çok sevindirdi. Sevinenlerin olduğu yerde mutlaka üzülen birileri de olacak. Seçim sonuçları kendileri her ne kadar bu adlandırmaya pek itibar etmeseler de İslâmcıları üzdü! İslâmcılar bu adlandırmaya pek itibar etmiyorlar, çünkü İslâmcılık ile kendi hayatları arasında fazla bir irtibatın kalmadığını onlar da görüyor. Hatta en iyi onlar görüyor! Üstelik onların inandığı İslâmcılık farklı bir içeriğe sahipti. Şimdi o kavramın içeriği oldukça boşaltıldı. Hatta farklı bir içeriğin artık o kavramı tanımladığını bile söyleyebiliriz. Tartışabilmek için verimli bir alan. Fakat yazımızda bu kavram ve kavrama yüklenen yeni anlamlar üzerinde durmayı amaçlamadık. Ortaya çıkan sonucun bir resmini çizmeye gayret edeceğiz bu yazıda. Belki önümüzdeki zamanlarda bu kavram ve kavrama yüklenilmeye çalışılan yeni içerikle ilgili yazılar yazmaya da fırsatımız olur.

Osmanlının son döneminde çok yüzeysel bir tasnif yapacak olursak, ortaya çıkan İslâmcılar – Osmanlıcılar – Türkçüler – Batıcılar gibi dört farklı kesim olduğunu görürüz. Bu dört kesim cumhuriyet tarafından da tevarüs edildi! Anadolu topraklarını terk ederken İngilizler Batıcılara teslim ettiler yeni devleti! Batıcılardan da tek beklentileri vardı: Türkiye’yi Batı’nın tekrar uğraşmasını gerektirecek bir duruma getirmemeliydiler! Bu bir görev olarak cumhuriyeti kuran irade ve kurucu kadroya verildi! İşte İslâmcılar şemsiyesi altında tavsif etmeye çalıştığımız kesim 2002 seçimleriyle birlikte Osmanlıcılarla yaptığı ittifakla 13 yıldır iktidarda kalma başarısını gösterdi. Bu yüzeysel tasnifimiz sadece meseleyi izah edebilmek adına yapıldı! Yoksa az yukarda belirttiğimiz gibi iktidarın bir kesimini oluşturan İslâmcılar zaten bu adlandırmayı kendilerine yakıştırmıyorlar. Üstelik biz de İslâmcılık kavramının ne Osmanlı’nın son dönemindeki, hatta ne 1980’li yıllarda revaçta olan İslâmcılık kavramından farklı bir içeriğe büründürüldüğünü, yeni içerikler yüklenmeye çalışıldığına dikkat çektik. Osmanlıcılık kavramı için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Fakat bu iki kavramın kapsamı içine alabileceğimiz kesimler 2002 seçimlerinden bu yana bir nevi ittifak yapabildikleri için Türkiye açısından uzun sayılabilecek bir dönem iktidarda kalabilme başarısını gösterdiler. Bu iki kesim arasını kesin çizgilerle ayırabilmek de öyle pek mümkün değil. Üstelik her iki kesim arasındaki geçişlilik çok kolay sağlanabilecek durumda.

7 Haziran’da sandıklar açılıp da sonuçlar ortaya çıkmaya başlayınca ilk görünen bu ittifakın bozulmaya başlamasının işaretleri oldu! Osmanlıcılık şemsiyesi altında topladığımız kesimlerden en azından bir kısmı ittifaktan ayrılmıştı. Ortaya çıkan sonuçtan bunu anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu seçimlerde geçersiz oy kullananların oranı bu zamana kadar yapılan tüm seçimlerden çok fazlaydı. Muhtemelen geçersiz oy kullanan bu kadar yüksek oranda seçmenin kahir ekseriyeti İslâmcılara bir ders vermek isteyen Osmanlıcılar oluşturuyordu! Nasılsa AK Parti kıl payıyla da olsa tek başına iktidar olacak kanaatiyle bu seçimlerde geçersiz oy kullandılar. Bir kısmı da Milliyetçiler safında yer aldılar. Fakat kantarın topuzu kaçtı! Ve hiçbir parti tek başına hükümet kurabilecek bir çoğunluğu yakalayamadı. Ortaya çıkan tabloya göre ya İslâmcılar Milliyetçilerle veya Batıcılarla ittifak yapacaklar ve hükümet kuracaklar. Ya da Batıcılar Milliyetçiler (MHP – HDP) veya İslâmcılarla ittifak yaparak bir hükümet kurabilecekler. Göründüğü kadarıyla her iki ittifak şekli de gerçekleştirilmesi güç birtakım zorluklara sahip!

Bu arada başta İngiltere – Amerika – İsrail olmak üzere Türkiye ile yeniden uğraşmak istemeyen güç merkezlerinin İslâmcıları iktidardan edebilmek adına yaptıklarını, çevirdikleri dolapları görmezden geliyor değiliz. Seçim öncesi dünyanın önde gelen gazete ve dergilerinin hangi partiye oy verilmesi gerektiğine varacak kadar yayın yaptıkları gözlerimizin önünde gerçekleşti. Seçim sonrasında Türkiye dışındaki hangi gazetelerin sevinç çığlıkları atarak manşetlerini süslediklerini görmezden geliyor değiliz. Bunlara ilaveten İslâmcılarla Osmanlıcıların arasındaki ittifakın gevşemesi böyle bir seçim sonucunun ortaya çıkmasına sebep oldu denilebilir.

Seçimden sonraki haftanın üç günü Bursa’daydım. 12 Eylül darbesi öncesinden bu yana İslâmcılar olarak adlandırdığımız kesimin içinde kendine yer bulan bir arkadaşımızın anlattığı birkaç resim vardı. Onları da dinleyince seçim sürecinin neden bu kadar heyecansız geçtiğini ve böyle bir sonucun ortaya çıkmasına şaşırmamak gerektiği kanaatim kavileşti. 12 Eylül öncesinde afiş asma, duvarlara yazı yazma gibi birtakım tırnak içinde “eylemlere” katılmış arkadaşımız 7 Haziran öncesi seçim sürecinde de biraz eski günleri yad etmek, biraz da içinde ukde olarak kalmış bazı mahallelere afiş asabilme arzusunu giderebilmek için piyasaya çıkmış. Afişe çıkacak olmuş. Maruz kaldığı görüntüyü şu cümlelerle ancak ifade edebildi: “Afişe çıkayım, biraz da ben afiş asayım istedim. Falan yere gittim. Beklerken Mercedes – BMW – Volvo jeepler geldi. Arkalarında da bir minibüs dolusu işçi kılıklı genç geldi. Jeeplerden çok pahalı giyinmiş gençler indi. Minibüsten inen gençlerin afiş asmasını izlediler. Afiş asılması bitince jeeplerine binip gittiler. Tabii afiş asan gençler de minibüse binip gittiler. Bu manzarayı görünce, benim burada işim ne dedim. Afişe çıkmıştım, ama içimde ukde olarak kaldı ve döndüm geldim evime. Bu manzarayı görünce ‘bu iş bitmiş, biz kaybetmişiz’ dedim. Hakikaten de kaybettik!

Bursa’daki yeğenlerimden bir kısmı pazarcılık yapıyorlar. Haftanın neredeyse altı günü Bursa’nın farklı semtlerinde pazara çıkarlar ve sabahtan akşama halkla muhatap olurlar. Yeğenlerimden biri anlattı: “Valla dayı seçim süresince (kastı seçim süreci) hep pazardaydım. Son haftaya kadar AK Parti adaylarından hiç kimse pazara gelip dolaşmadı. Pazara gelip pazarcılarla muhatap olup ‘hayırlı işler’ demediler. Son hafta sadece bir aday geldi dolaştı pazarı. Onun da seçilme ihtimali yoktu. On ikinci sıradaki adaydı. Eskiden böyle miydi? Adaylar her pazarı dolaşır, her sokakta neredeyse bir AK Parti adayıyla karşılaşırdın. Bu seçimde AK Parti ne sokakta vardı, ne de pazarda. Bu seçimde AK Parti dernekleri ziyaretle yetindi.” Yeğenimin söylemek istedikleri arasında AK Parti teşkilatlarının yerelde seçim çalışması olarak sivil toplum örgütü olarak adlandırılan dernekleri ve birtakım kuruluşları ziyaret etmekle yetindikleri de vardı. Tabii yeğenimin sözlerini ben böyle düzgün cümleler haline getirdim. Yeğenimin tespiti çok önemliydi: AK Parti bu seçimlerde ne sokakta vardı, ne de pazarda! Bursa’da öyleydi de diğer şehirlerde farklı mıydı? Tabii ki değildi. Diğer şehirlerde seçim faaliyeti olarak birtakım ziyaretleri yeterli gördü teşkilat. Kendi şahitliklerimizden bir durumu anlatayım: 2002 yılından bu yana Ankara’da aynı mahallede 9 – 10 seçim geçirdik. 7 Haziran seçimleri de dâhil olmak üzere bugüne kadar hiçbir AK Parti mensubu evimizin kapısını çalmadı. Bugüne kadar evdeki dört seçmene rağmen hiçbir AK Parti mensubu bize telefonla ulaşmadı. Geçen yıl 30 Mart’taki yerel seçimde hep MHP, hem CHP, hem de paralel yapı mensupları kapımıza kadar geldiler ve bizden destek istediler. Telefonlarımıza ise MHP – SP de ulaştı, BBP de. 13 yılda AK Parti mensupları bir defa olsun ne telefonla aradılar, ne de bir defa olsun kapımızın zilini çaldılar! Parti teşkilatının böyle bir seçim faaliyeti takip etmesinin, sokaktan, pazardan çekilmesinin en önemli sebeplerinden biri 7 Haziran seçimlerine kadar Recep Tayyip Erdoğan çalıştı, parti teşkilatı ona ayak uydurmaya gayret etmişti. 7 Haziran seçimlerinde ise yine birkaç kişi çalıştı, ama teşkilat bu defa çalışanlara ayak uydurma gayreti içinde olmadı. Onun için ortaya çıkan sonuçtan kimsenin şikâyet etmesine gerek yok.

Olmuş olan olacak olanlar arasında en hayırlı olanıdır dedik ve bu cümlenin seçim sonuçları karşısında rahat olunması gerektiğine delalet ettiğini söyledik. Bu sonuç en azından İslâmcılar ile Osmanlıcıların tekrar ittifakını güçlendirmelerine vesile olabilir. AK Parti mensuplarında oluşan iktidar yorgunluğunun bir nebze olsun giderilmesine belki bir katkısı olur seçim sonuçlarının. En azından AK Parti mensuplarında oluşan kibrin törpülenmesine vesile teşkil etmesini temenni ederiz. Seçim sonuçları en azından AK Parti’nin halkın gönlündeki yerinden olmasını engelleyecek bir tedbir almalarını temin edebilir siyasi şahsiyetlerin. Belki bir tedbir alırlar da kendi aslî hüviyetlerine dönerler. Hükümetin kurulamaması durumunda yapılacak tekrar seçime yeniledikleri bu ittifakla birlikte gidebilirler! Ortaya çıkan sonuç da başta İngiltere – Amerika – İsrail olmak üzere birtakım güç merkezlerinin yeniden Türkiye ile uğraşmalarını gerektirecek bir sonuç olabilir!

Seçim yazılarına devam edeceğiz. Ya nasip…

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.