YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
O Polis Şefleri FBI’da Eğitildi
28 Haziran 2015 13:43

Neredeyse iki yıldır Devlet’in resmî belgelerine paralel yapı olarak girmiş kesimin emniyet ve yargıdaki ayaklarına operasyonların ardı arkası kesilmiyor. Devam edeceğe de benziyor. Çünkü ortada artık bir MGK Kararı var. MGK tarafından bu ülkenin, bu milletin değer ve çıkarlarına düşmanlık eden, hatta bazı ülkeler adına casusluk yapan bir çete, bir şebeke olarak adlandırıldılar. Bu Devletin milli güvenlik siyaset belgesi değişmeden, o çete ve şebekeye düzenlenen operasyonları durdurmaya kimsenin gücü yetmez. O yapı elemanları için ilk casusluk cezası yargı tarafından verildi bile! İki polis şefi casusluktan yedi buçuk yıl ceza aldılar! Müdahil avukat cezanın devletin gizli bilgilerini elde etmekten verildiğini, oysa casusluktan ceza verilmesi ve bu cezanın da 25 yıldan az olmaması gerektiği kanaatini açıkladı, ama Başbakan’ın ofisini dinlemekten cezalandırılmalarının yine de kayıtlara geçmesi önemliydi. Neyse hakim kararını tartışmak değil niyetimiz, onun için meselenin ayrıntı kısımlarına girmeyeceğiz.

Paralel yapının emniyetteki ve yargıdaki ayakları 2007 yılı Haziran ayında başlatılan Ergenekon operasyonlarıyla kamuoyu tarafından görünür hale geldi. Ergenekon operasyonları, ardından Balyoz operasyonları esnasında ortalığa saçılan belgeleri görünce nasıl bir cendereden geçtiğimiz üzerine ciddi kaygılar yaşadı bu toplum. Ortalığa saçılan her belge “bu kadarı da olmaz” dedirten cinsten belgelerdi çünkü. O dönemde başta resmî makamlar olmak üzere medyanın kahir ekseriyeti de dâhil hiç kimse bu belgelerin üretilmiş belgeler olabileceği ihtimali üzerinde durmadı bile. Çünkü belgelerin muhatapları cihet –i askeriyeden kişilerdi ve bunların 27 Mayıs darbesinden bu yana bu toplumu vesayet altında tutabilmek için her şeyi yapabileceklerine inanmış hazır bir kitleydik. “Askerdir, yapar” dendi. O belgelerin mağdurlarının dışında söz konusu belgelerin kurgulanmış ve üretilmiş belgeler olduğunu kimse dile getirmedi. O itirazlar ise Ergenekon operasyonlarının, daha sonra davalarının sulandırılması için ileri sürülen iddialar olarak görüldü. Yapılan yayınlar ve çıkartılan gürültüler sonucunda davalar sulandırılmadı mı? Tabii ki sulandırıldı. Fakat yine de kimse belgelerin sahihliğinin üzerine toz kondurmak istemedi.

Davaların sulandırılması, 28 Şubat Davası esnasında paralel yapının medya organlarında takınılan tavır insanların zihinlerinde bir “acaba” sorusu oluşturdu, ama yine de Sabri Uzun gibi, Hanefi Avcı gibi polis şeflerinin dışında paralel yapının bu işlerdeki rolü üzerine kelam edenlerin, kalem oynatanların sayısı oldukça azdı. Onlar da bilgi sahibi (özellikle paralel yapının emniyet içindeki durumu hakkında) olmaları hasebiyle dile getirdiler söylenmesi gerekenleri, ama dikkate alındıkları konusunda endişem var. 2008 ilkbaharındaydı Sabri Uzun’un, paralel mensubu emniyet unsurlarına hükümetin haddinden fazla güven duyduğunu, bu güvenin ilerde başta hükümet olmak üzere Türkiye’nin başına çok çoraplar öreceğini dile getirmesi. Ankara’da fazla da ayakaltında olmayan bir mekânda idik Sabri Uzun bu endişelerini dile getirdiğinde. Yanımızda da Ökkeş Şendiller vardı. Daha doğrusu Ökkeş Şendiller bir araya getirmişti bizi. Kafamızda soru işaretleri oluşmasına rağmen, meselenin vahametini görememiştik maalesef. Sabri Uzun’un uyarısının üzerinden 7 yıl geçti. Paralel yapı tesmiye olunan kesimin Emniyette tehlike arzedecek kadar güçlenmesinin ve başka yerlerden emir almasının farkına ise bu uyarıdan ancak 5 – 6 yıl sonra varılabildi. Ya da tehlike kamuya görünür hale getirildi.

Neyse niyetimiz Ergenekon – Balyoz – 28 Şubat gibi davaların başına gelenleri, bu davaların safahatlarını dile getirmek değil. Sadece şu kadarını belirtip asıl meseleye öyle geçeceğiz: Paralel yapının emniyet ve yargı ayaklarının bu davalar sürecinde yaptıkları, bu davalara delil teşkil eden belgelerin bir kısmını üretmiş olmaları her üç davada da aslında cezalandırılması gereken isimlerin ceza almadan kurtulmalarına vesile oldu. Belki de zaten sadece bu amaca matuf olmak üzere üretilmişti o belgeler! Bizim bilemeyeceğimiz şeyler bunlar. Bilenler gün gelir bu konuları izah ederler mi, onu da bilemeyiz!

Bilenler bilir Türk Silahlı Kuvvetleri’nden, Türk İstihbaratı’ndan, Türk Emniyeti’nden bazı memurlar meslek içi eğitim almak üzere birtakım ülkelere gönderilirler ve o memurlar gider o ülkelere ve almaları gereken eğitimleri alıp Türkiye’ye dönerler. Genellikle NATO ülkelerine ve yoğun olarak da Amerika’ya gönderilir bu memurlar. Yine bilenler bilir, Türkiye’nin ilk özel harpçi askerleri Türkiye’nin 11 Haziran 1944’te ABD yörüngesine girmesiyle Amerika’da eğitilen askerlerdir. Uzun zamandır emniyetten de bazı memurlar Amerika’ya hizmet içi eğitim almak, görgü ve bilgilerini geliştirmek üzere eğitime gönderilirler. Merhum Turgut Özal’ın emniyetin belli şubelerini paralel yapıya açmasının ardından ABD’ye meslek içi eğitim alıp görgü ve bilgilerini geliştirmek üzere gönderilen emniyet mensupları kahir ekseriyetle bunlardan meydana gelmekteydi. Emniyetin bazı şubelerini neredeyse tamamen ele geçirdikten sonra Amerika’ya eğitime gönderilen emniyetçiler paralel yapı mensupları oldu. ABD’ye eğitime gönderilen emniyet mensupları arasına paralel yapının elemanı olmayan emniyetçiler de girmişse, mesela rutin eğitim dışında alınan eğitimlere onlar dâhil edilmediler. Emniyetten gidenlerin eğitimlerinin genel olarak FBI tarafından verildiği bilinir, daha doğrusu söylenir. Paralel yapı müntesibi bu emniyetçilerin FBI’da ne neviden eğitimler aldıklarını bizler bilemeyiz! Alınan eğitimlerin ne neviden eğitimler olduğunu ancak bu işlerin erbabı olanlar bilir! Bizim uzmanlık alanımızın dışında meseleler bunlar.

İddia odur ki, FBI’da meslek içi eğitim alan paralel yapı müntesibi polis şeflerinin aldıkları eğitimler arasında “suç delili temin etme, suç delili oluşturma” gibi netameli konular da varmış! Doğru mudur değil midir biz bilemeyiz tabii. Suç delili temin etme, suç delili oluşturmanın ise teknolojinin bu kadar gelişkin olduğu bir ortamda pek de zor olmadığı kanaatine varmaya hazır bir zihnimiz var.

Zihnimizin bu hazırlığı yine medya aracılığıyla temin edilmiş bir durum. Medya derken sadece gazete ve televizyonları kastetmediğimiz anlaşılıyordur umarım. Medya şemsiyesi altına sinemayı da, elektronik ortamı da, televizyon dizilerini de, roman başta olmak üzere bazı edebî türleri de dâhil ediyoruz. İzleyenler hemen hatırlayacaktır bir Amerikan televizyon dizisi vardı, 24 ismiyle Türkiye’de de gösterildi. 24’te bir sezon boyunca dizinin kahramanı elektronik ortamda oluşturulmuş, daha doğrusu kurgulanıp üretilmiş suç delillerinin peşinden gider ve sonuçta üretilen suç delillerinin sahteliğini ortaya çıkartır. Fakat bu arada hem istihbarat, hem de yönetim kademesi ciddi darbeler alır. Ajan film ve dizilerinde de üretilen suç delillerinin sahteliğinin ortaya çıkartılıncaya kadar neler yaşandığını, ne badireler atlatıldığını izleyenler hemen hatırlayacaktır. Hepsinde de bir şer odağı vardır ve bu sahte delillerin hepsinin üretilmesinden o şer odağı mesuldür! Sonuçta hakikatin ortaya çıkmak gibi bir özelliği galip gelir ve sahih olan ortaya çıkar, ama çekilen acılar unutulur mu, ya da çekilen acılara değmiş midir? İşte bunun cevabı yoktur o filmler ve dizilerde!

Zihnimizin bu izlediklerimizden dolayı hazır olması hasebiyle son birkaç yılda yaşananlar insanda “acaba” soru işaretinin oluşmasını temin ediyor. Şemsiye ismi Ergenekon, Balyoz ve 28 Şubat olan operasyon ve davalarda görev alan polis şeflerinin çok kısıtlı bir çevre teşkil ettiği gözlerden kaçmış olabilir mi diye insanın zihnine acayip sorular takılıyor!

Biliyorsunuz neredeyse bir yıldır çok sayıda polis şefi önce gözaltına alındı, sonra bu polis şefleri tutuklandılar. Tutuklanan polis şeflerinin kahir ekseriyeti benzer suç isnadıyla suçlanıyorlar. Yüzeysel ve çok kabaca suç delili oluşturma şeklinde özetlenebilir bu suç isnatları. Ve bunu örgütlü yaptıkları iddiasından hareketle haklarında açılan davaların da kahir ekseriyeti örgüt davası.

İnsanın aklına geliyor işte, acaba böyle bir suç isnadıyla haklarında dava açılan bu polis şeflerinin ne kadarı ABD’ye meslek içi eğitime gönderilenler arasında yer almıştır? Kaç tanesi FBI’da “suç delili oluşturma” eğitiminden geçmiştir?

Yine biliyorsunuz 7 Haziran’da seçim sandığına gitti Türkiye. Ve bu tutuklu polis şeflerinden 4’ü İstanbul ve Ankara’dan bağımsız aday olarak seçimlere katıldılar. Zihni hazır insanın aklına takılıyor işte, bu 4 polis şefi Amerika’da meslek içi eğitime gitmiş midir? FBI’da “suç delili oluşturma” eğitimi almış mıdır?

Bizimkisi de merak işte!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.