YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
“Necasetten Taharet” ya da paralel çetenin dili (3)
16 Eylül 2015 11:55

Şeytanın Avukatı filmini muhtemelen izlemişsinizdir. Sinemada izlemediyseniz bir biçimde televizyonlardaki gösterimlerine rastlamış ekrandan izlemişsinizdir. İzleyenleriniz filmin son sahnesini çok net hatırlıyordur mutlaka. Şeytan, avukatının kendi safından kaçıp kurtulmasına engel olamayınca, bir şeytan olarak, insanları saptırmayı kendine görev edinmiş bir varlık olarak kendini savunacak yeni bir müttefik bulmakta gecikmez: Gazeteci. Şeytan dediysem bir mecazdan bahsettiğimi sanmayın! Hani şu batı kültüründe mephisto, bizim kültürümüzde ise iblis olarak adlandırılan yaratık sözünü ettiğim, yani büyük şeytan. Büyük şeytan deyince İranlıların Amerika için kullandığı bu deyimin de bir istiare olduğunu, bir varlığa işaret etmediğini de hatırlatmak lazım! Kastettiğimiz İranlıların büyük şeytanı değil. Basbayağı dinlerin sözünü ettiği varlığı kastediyoruz!

Filmde şeytanın hizmetinde ve onun kurduğu yapıyı savunan meslek olarak hukuk uygun görülmüştür. Şeytanı savunanlar hukukçudur, avukattır. Yaşanan yaşanır ve filmin kahramanı avukat şeytanın avukatlığını yapmaktan vazgeçer. Filmi anlatacak değilim burada, sadece son sahnesini hatırlatmak, şeytanın yeni avukatının gazeteci olarak belirlendiğini hatırlatmak için değindim ve ismini andım Şeytanın Avukatı filminin. Filmi hatırlatmam meramı aşan bir ifade olarak görülebilir, gazetecilere şeytanın avukatı muamelesi çektiğim sanılabilir! Öyle değil. Sadece Ejder – Yaşlı Kurt ve paralel çete müntesiplerini savunurken, daha doğrusu bu simge isimlerin oluşturduğu üst yapıyı savunurken ileri sürülen kaziyeleri duydukça, savunma cümlelerini okudukça bu kadarının şeytanın bile aklına gelemeyeceği kanaatine vardığım için filmin son sahnesini hatırlatmaktı niyetim. Filme konu olan avukatın bile aklına gelmez savunmanın bu kadarı!

Önceki yazılarda, Sızdığı yeri ele geçiremeyen, ya da ele geçirdiği anlaşıldığı için önlem alınmaya başlanan yerlerde paralel çete müntesiplerinin yaptıkları en önemli iş orayı tahrip, olmadı imha etmektir demiştik. Tahrip etmek istedikleri yerlerin önemi, orasının tahrip edilmesi durumunda ortaya çıkacak faturanın büyüklüğünün bir önemi yoktur paralel çete müntesipleri açısından. Zaten takiyye uygulayabildiklerine göre sızdıkları yer nasılsa tahrip edilmeyi hak eden bir yerdir paralel çete müntesiplerinin baktığı pencereden.

Meseleyi fazla dolandırmadan yine kitabın ortasından konuşalım! 17 Aralık tarihinde çok kapsamlı bir yolsuzluk soruşturması şeklinde başlatılan teşebbüsün daha sonra ortaya çıkan ayrıntılarından tamamen bir darbe teşebbüsü olduğunu öğrendik. Aslında operasyon başladığı andan itibaren biliniyordu bunun bir darbe teşebbüsü olduğu. Zaten onun için direnilmiş ve darbe teşebbüsü sırıttığı için anında görevden almalar başlamıştı. Bunu sadece o gün başlatılan gözaltına almalardan, gözaltına kişilerin durumundan hareketle söylemiyoruz. Hemen ardından gelen Mart ayı başlarında 17 Aralık’ta eğer nöbetçi hâkime imzalatılabilse 3 bin civarında kişinin 3 yıldır telefonlarının dinlendiği selam dosyası içinde yer alan kişilerin tamamının gözaltına alınacağı bilgisinden hareketle de bunu söylemiyoruz. 25 Aralık’ta akim kalan girişimi de bir kenara koyalım. Bir kenara koyalım, ama 25 Aralık teşebbüsünün de aslında Türkiye’nin hedeflerini, Türkiye’nin ekonomisini tahrip etmeyi barındırdığını gördük hedefleri arasında. Fakat Asıl tahrip adımı aslında 1 Ocak sabahı MİT TIR’larına yapılan baskınla atıldı. Bu baskının ardından Şubat ayında çok daha vahim sonuçlar doğurabilecek bir başka tahrip teşebbüsleri de ortaya çıktı paralel çete müntesiplerinin. Neydi o teşebbüs?

Servis edilen dinleme kayıtlarından sonra ortaya çıktı ki,  paralel çete müntesipleri Devletin üst kademesinin kullandığı kriptolu telefon olarak adlandırılan telefonları da dinlemişler. Dinlemekle kalmayıp, bu görüşmeleri kaydetmişler. Kaydetmekle kalmamışlar bu kayıtları servis etmişler. O dönemde Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği bilgiye göre bu kayıtları birtakım merkezlere de servis etmişler. Oysa bir Başbakan’ın telefonu mahkeme kararıyla bile dinlenemez. Mahkemelerin böyle bir yetkisi yok. İstihbarat örgütleri bir ülkenin tepe noktasındaki kişilerin görüşmelerini, telefon görüşmelerini takip edip dinleyebilmeyi ister ve dener de. Bu faaliyet için ise çok büyük miktarda bütçeler de kullanırlar. Yaptıkları faaliyetler de casusluk olarak adlandırılır. Tespiti yapılırsa da casusluk faaliyeti olarak işlem görür. Fakat devletin tepe noktasındaki kişilerin kriptolu telefonları o ülkenin vatandaşları tarafından dinlenir, kaydedilir, üstelik de birtakım karanlık merkezlere servis edilirse bunu adı basit bir telefon dinleme olayı değil, vatana ihanettir. Vatana ihanet kapsamında değerlendirildiği gibi, ayrıca hangi karanlık merkezlere servis ettiği belirlenirse ilaveten casusluk hükümleri devreye girer. “Yaşlı Kurt” ve avanesi böyle dönemlerde devreye girerek durumdan vazife çıkarır ve meseleyi sulandırırlar. Zaten onlar adına her daim durumdan vazife çıkaracak bir gelişme yaşanır ve onlar devreye girerler icra etmeleri gerekeni icra ederler ve hiçbir şey yokmuş, hatta hiçbir şey olmamış gibi kaldıkları yerden hayatlarına, gündelik hayatlarına devam ederler! Paralel çete müntesipleri de aynını yaptı.

Başbakan telefonu dinleme cüreti neyi gösterir?

Sorunun cevabını hemen söyleyelim: Meşru bir hükümeti siyaset dışı yöntemlerle işbaşından uzaklaştırma teşebbüsünü gösterir. Hele bu dinlemeyi kaydediyor ve yaptığın kayıtları henüz ortaya çıkmayan, çıkarılamayan (!) birtakım karanlık merkezlere servis ediyorsan, bu servis etme cüreti neyi gösterir? O Başbakan’ın icrayı siyaset eylediği ülkeyi tahrip etme teşebbüsünü gösterir. Devleti imha edemeyecekleri için Hükümeti ve hükümetin başındaki Başbakanı tahrip etme teşebbüsünde bulundular. Çünkü sızmanın tabiatı gereği, sızdıkları yeri tamamen kendilerine ram edememişlerse orayı tahrip etmek, orayı imha etmek zorunda görüyorlar kendilerini. Bu kanaat belirtme cümleleri tabii ki paralel çete müntesiplerinin kendi iradeleriyle hareket ettiklerini düşünüyorsak geçerliliği olabilecek cümleler! Paralel çete müntesiplerinin kendi iradeleriyle hareket etmediklerini düşünüyorsak, tahrip ve imha işleminin kelimenin tüm anlamlarıyla aldıkları talimat doğrultusunda gerçekleştirilmeye çalışıldığını gösterir! Paralel çete müntesiplerinin kendi iradeleriyle değil, onlara talimat verme mevkiinde bulunan birilerinin verdiği talimatlar doğrultusunda, o talimatların işaret ettiği sonuçları elde edebilmek adına hareket ettiklerini ortaya çıkarır bu durum.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.