YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
“Necasetten Taharet” ya da paralel çetenin dili (1)
11 Eylül 2015 09:54

 

Paralel çetenin dilini ele alacağımız bu yazıda bu dil ile ilgili “yüzeysel bir giriş denemesi” yapmaya çalıştık. Yüzeysel, çünkü ayrıntılı bir şekilde ele alarak veya teorik lafazanlıkları da katarak bu yazıyı kotarmaya çalışmak, meseleyi dallandırıp budaklandırmak anlamına gelecekti. Mesela 12 Haziran 1944’te üst yapı dediğimiz oluşum “eksen değiştirdi”. Bu “eksen değişimi”ne teorik olarak izah bulunmalıydı. Mesela 1950’lerin başlarında üst yapı kendine Seferberlik Tetkik Kurulu ismini alan bir kurum meydana getiriyor ve bunu Devlete eklemliyor. Buna da teorik izah gerekiyordu. Bu operasyon biriminin 1950’li yıllarda yaptıkları ve akabinde gelen 27 Mayıs darbesi de teorik izaha muhtaç gözüküyor buradan bakınca. Bu birimin 1963 yılında Özel Harp Dairesi adını alması, mekân olarak ABD’nin JUSMATT isimli kuruluşunun binasını kullanması akla yatacak bir şekilde pek izah edilmedi. Bu dairenin o yıllarda, 1950’lerde içine sızdığı grupların yanı sıra yoğun olarak sol örgütler içinde kendine operasyon zemini bulması, daha sonra milliyetçi kesimde bir taban bulması, akabinde de 12 Eylül darbesinin gelmesi hep farklı teorik izahları gerektiren aşamalar olarak çıkıyor karşımıza. Hele bugün paralel çete olarak tesmiye olunan kesimin oluşturulması, çetenin başındaki zatın ABD’ye özel harp eğitimine gönderilen ilk subay grubu içindeki Malatyalı bir subay tarafından yetiştirilmesi üzerinde ise neredeyse hiç durulmadı. Yeni Şafak gazetesi yazarı Tamer Korkmaz dışında bu meseleye değinen biri de çıkmadı bugüne kadar! Bırakın teorik izahının yapılmasını, sadece bir gazeteci dışında değinen bile olmadı!

12 Eylül darbesinden sonra ise üst yapının kendine bağlı bu birimin çok sofistike bir hal alması, özellikle de 1984 yılında ittifak yapılan kesimlere dinî hassasiyetleri olan bir grubun katılması teorik olarak izah edilmeli. Avni Özgürel’in Ejder’in bu kitleyle gezi olaylarıyla birlikte ittifak yaptığını söylemesi aslında karşı karşıya bulunulan tehdit ve tehlikeyi küçültmek anlamına gelebilir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin karşısında çok ciddi bir tehlike olarak dikilen bu yapıyı, bu kadar keskin bir dönüşüm geçirecek bir kitle olarak ele alırsak meselede “eksen kayması”na vesile olabilecek bir yola girilebilir. Bugün Türk Devleti’ne diz çöktürmek isteyen yapı, kitlesini üst yapıya 1984 yılında teslim etmişti. 1960’lı yılların ortasında CIA’in Türkiye istasyon şefleri arasında bulunan Fuller’in, çetenin başındaki zatla tanışmasının hemen ardından (iki yıl gibi bir zaman aralığı var) bu kesimin bir cemaat yapılanması içine girmesinin izleri de yeni yeni ortaya çıkmaya başladı! Ve o tarihten bu yana obez bir yapıya bürünmesini hepimiz seyrettik. Şematik olarak meseleyi tekrar hatırlatalım: Bugün her ne kadar Devlet üzerindeki etkisi kırılmış olsa da kendini bu memleketin sahibi sayan çok dar bir kesimden oluşan bir üst yapı var. Bu üst yapının başındaki kişiyi artık Avni Özgürel’in adlandırmasıyla Ejder olarak biliyoruz. Ejder namını taşıyan bu zat Türkiye’nin en büyük işadamlarından biri olarak biliniyor. Ejder’in altında başka büyük işadamları da var. Bunlar arasında Yaşlı Kurt olarak tesmiye olunan büyük işadamı hem medyanın yönetim ve denetiminden sorumlu, hem de bir dönem şu an hayatta olmayan ortağıyla birlikte sağ ve sol örgütlerin lojistiğinden sorumluydu. Ortağı sağ örgütlerin lojistiğinden, kendisi ise sol örgütlerin lojistiğinden sorumlu bir işadamından bahsediyoruz. Ortağı hayatını kaybedince, ortağının sorumlu olduğu örgütlerin lojistiğini temin etmek de kendisine kaldı bu işadamının. Bu üst yapının patronları ise okyanus ötesinde ve güneyde “çok sevdikleri ülkede” bulunuyorlar.

Bu paralel çete “geleneksiz – köksüz” bir çete

Yazının başlarında bu yazıda “teorik ahkâm kesmeyeceğiz” sözünü etmiştik. Fakat mesele gelip dil konusuna dayanınca mecburen bir iki söz söyleme gereğini duyduk. Bundan sonraki birkaç paragrafta söyleyeceklerimiz de bizim meseleye bir nevi teorik katkımız olarak görülsün!

Geleneksel İslâmî cemaat ve tarikat yapılanmalarının Devlet karşısında son tahlilde Devlete sahip çıkan, açıklanması da zor olmayan bir tavırları var. Tamam, özellikle cumhuriyetin kurulmasından bu yana cemaat ve tarikat yapılanmaları açısından mevcut Devlet yönetimi tasvip edilebilecek, kabul edilebilecek bir grubun elinde değildir. Fakat hal böyle diye Devlete başkaldırıp, Devlet ile savaşmak da gerekmiyor geleneksel cemaatler açısından bakıldığında. Cemaat / tarikat olarak adlandırılan bu yapılar kendi tariklerinde yapmaları gereken ne ise onları yapmaya karınca kararınca devam ettiler. Tıkandıkları, ya da Devlet ile karşı karşıya kaldıkları noktada ise Devlet “hadi herkes kendi yerine” dediğinde itiraz etmeden kendi alanlarına çekildiler. Bunun temelinde Devlete, yöneticilere “ulu –l emr” olarak bakmalarının yattığını sanıyorum. Sonuçta Sünni ve geleneksel cemaat için Devlet “Devlet –i ebed müddet”tir.

Bu geleneksel cemaat ve tarikat yapılanmaları arasında İskenderpaşa – İsamailağa – Erenköy – Menzil – Kubbealtı – Karagümrük vb tüm cemaat ve tarikat gruplarını sayabiliriz. Bütün modernliğine rağmen mesela Kubbealtı cemaatinin yine de belli bir geleneğe yaslandığını gözlemleyebiliyoruz. Devlet karşısındaki tavrı ise eskiden bu yana bilinir bu cemaatin / tarikatin. Adını zikretmediğimiz ve Anadolu’nun hemen şehrinde faaliyet gösteren küçük cemaat ve tarikat yapılanmaları da var. Bu cemaat ve tarikatların birçoğu açısından, elde ettikleri mevziler Devlet tarafından dikkate değer bulunur ve “yeter artık” denilirse hiç tereddüt etmeden mevzilerini terk etmişler ve bunu yaparken de “ulu – emr”e itaat ettiklerinden şek ve şüphe etmemişlerdir.

Kendilerini Hizmetçiler (kendilerine cemaat denildiği zaman ‘biz Hizmet Hareketiyiz’ demişlerdi, hatırlayın) olarak adlandıran paralel çete ise Sünniliğine rağmen bir gelenek üzerine inşa edilmemiş, geleneksiz bir cemaattir. Gelenekselin karşıtı olarak modernin tercih edildiği bazı durumlar olmasına rağmen, paralel çete tesmiye olunan kesim gelenekselin karşıtı da değildir. Geleneksel olarak adlandırılan cemaat ve tarikat yapıları da her ne kadar geleneksel kabul edilseler de kendilerini moderniteye bir biçimde eklemleyebilmiş yapılardır. Yani geleneksel, ama modern cemaat ve tarikat yapılarıdırlar. Paralel çete tesmiye olunanlar ise modern olmasına modern, ama geleneksiz – köksüz bir cemaattir. Biz cemaat diyoruz, ama onlara paralel çete müntesipleri dememiz gerekiyor. Kendi talepleri böyle çünkü.

Geleneksiz – köksüz bir cemaat olmanın her neviden sıkıntılarını, özellikle de bir dil oluşturmanın sıkıntılarını sonuna kadar yaşadılar ve yaşıyorlar. Devlet karşısındaki, daha doğrusu Devlete bakışlarının geleneksel yapılardan farklı olduğunu 17 Aralık, 25 Aralık ve 1 Ocak ile başlayan, ama akim kalan darbe teşebbüslerinden sonra gösterdiler.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.