YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Mümtaz’er de Perinçek de benzer iş yapar: Mikserlik! (3)
31 Ağustos 2015 07:27

Yeni Şafak gazetesinde haberin devamının yayınlanmasının engellendiği sırada Mustafa Karaalioğlu gazetenin Ankara Temsilcisi, Mehmet Ocaktan ise gazetenin Genel Yayın Yönetmeniydi. Ne Ankara Temsilcisi, ne de Genel Yayın Yönetmeni haberin akıbetiyle ilgili bana bilgi vermediler. Haber yayınlanmayınca benim sormam üzerine haberin yayınlanmamasının rica edildiği bilgisi verildi!

Bu arada Ankara’daki bazı arkadaşlar Mümtaz’er’in bana çok kızdığı, beni bir yerde yakalarsa fena benzeteceği gibi nahoş dedikodular aktarmaya başladılar. Benim için bu dedikoduların anlamı yoktu. Beni ilgilendiren haber yaptığım raporu onların hazırlayıp, hazırlamadığı mevzusuydu! O dönem çakma raporların (her zaman öyleydi gerçi!) ortalıkta dolaştığı bir dönemdi! Hatta Refahyol Hükümeti yıkılmadan önce Mümtaz’er’in üslubunu çok andıran, fakat üzerinde Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi evrakı olduğunu gösteren ibarelerin bulunduğu bir rapor bile okutmuşlardı bana! Ben raporu okuduktan sonra “raporu falan yerden, falan kişiden mi aldınız?” diye bir soru yöneltince raporu bana akıtan kuruluş başkanı bunu nereden bildiğimi sordu! Ben de meseleyi fazla dallandırıp budaklandırmadan “İslâmcı kesime (aslında kastım Refah Partisi tabanı idi) bu türden bilgi ve belgelerin salt psikolojik baskı oluşturmak kastıyla bu ve benzeri kişi ve kesimler tarafından özellikle servis edildiğini, belgenin üzerinde Genelkurmay damgası olmasına rağmen, belgenin muhtemelen çakma bir belge olduğunu, kastının da psikolojik baskı oluşturmak” olduğu cevabını verdim. O kuruluşun başındaki kişiye diyemedim ki “bu ve benzeri belgeler ilk olarak size servis edilir, sizin vasıtanızla da İslâmcı kesimde yaygınlık kazanır!”.

Genelkurmay belgesi olarak servis edilen belge Carl Schmith’in dost – düşman ayrımı üzerine kurulu siyasal yaklaşımının tipik bir örneğiydi. O dönemde cihet –i askeriyeye bu ve benzeri belgelerin hazırlanmasında yol gösterebilecek ve dost – düşman siyasal teorisini bilebilecek kısıtlı bir çevre vardı. Bunlar da birbirini bilirlerdi. Sağdan say üç kişi, soldan say üç kişi denilebilecek kadar kısıtlı bir çevreydi. Belgeyi okuduktan sonra “bunun tek gayesi var: psikolojik baskı oluşturmak, belgeyi de falanlar hazırlamış” dedim kuruluşun başındaki kişiye. Sanıyorum o belgeyi benim bu değerlendirmem üzerine yaygınlaştırmaktan vazgeçtiler. O belgeyle ilgili Refah Partisi’ne yakın çevrelerden başka belgelerle ilgili dedikodular duyduğum halde, o belgeyle ilgili kulağıma benim sağda solda söylediklerimden başka bir dedikodu gelmedi!

Onun için o raporun Mümtaz’er’lerin kaleminden çıkıp çıkmadığı tereddüdü yaşadım sadece. Mümtaz’er’le ilgili aktarılan tehdit içerikli mesajları dikkate bile almadım. Bir müddet sonra merhum Şükrü KaracaGel Mümtaz’er’e gidelim. Seni barıştırayım!” teklifi yaptı ve birlikte Aşağı Ayrancı’daki ofislerine gittik. Mümtaz’er’in beni görünce selam sabahtan önce ilk cümlesi “Ali Sali dizden mi istersin, topuktan mı?” oldu. Ben yeni tıraş olmuştum. Ne cevap verdiğimi kendisi hatırlar. Şahit de gösteremem, çünkü Şükrü Karaca 2014’ün Ocak ayı başında aramızdan ayrıldı, dar –ı bekaya göç etti.

Mümtaz’er’in ülkücü mafya ağzıyla yaptığı bu tehdit ciddi miydi, yoksa ortamı yumuşatmak adına yapılmış bir latife miydi bunu bilebilecek olan sadece kendisi! Belki merhum Şükrü Karaca da bilirdi. Fakat bunu ondan öğrenme şansımız yok artık. Ben bu tehdidi ciddiye aldığım için “tehdidini dikkate almıyorum” havasında ve biraz da ortam gergin başlamasın diye o cevabı vermiştim. Sonrası ne oldu, orada neler konuştuk şu an hiçbirini hatırlamıyorum. Hatırladığım o raporun ve benim yaptığım haberin bir cümleyle de olsa gündeme gelmemesidir. Hatırlıyorum, kendimce şu neviden bir soru gelirse şunları söylerim, böyle bir soru gelirse bunları söylerim gibi kendimce birtakım kurgular yapmıştım. O kurgular sadece zihnimde kalan birer kurgudan öteye geçemedi! Aşağı Ayrancı’daki ofisten tek hatırladım bu! O ofise ondan sonra bir daha gitmedim, zaten onlar da o ofisi daha sonra değiştirdiler. Mümtaz’er ile o günden sonra AK Parti Hükümeti kurulduktan sonra faaliyetlerine başlayan SETA kuruluncaya, daha doğrusu SETA ilk iftarını verinceye kadar bir daha karşılaşmadık bile. Muhtemelen 2004 Ramazan ayıydı. O günden bu yana da bir daha karşılaşmadık.

Belki bu yazılardan sonra birileri vasıtasıyla tekrar ülkücü mafya ağzıyla bir tehdit daha gönderir! Bu konuda tereddüdüm var yalnız! “Bana çizmelerimi giydirmeyin” dayılanması yapan birinin bu kolpanın ardından bir de tehdit kolpasına girer mi, emin değilim! Mümtaz’er çirkefliği – çamurluğu ile ilgili, kahramanlarından birinin ben olduğum, diğerinin ise şahidi olduğum iki farklı olay anlatacağım demiştim ilk yazıda. Kahramanlarından birini ben olduğum olayı anlattım. Fakat şahit olduğum olayı anlatmaktan vazgeçtim. Çünkü o çok çirkin bir olay ve doğrudan birilerinin (!) aile saadetiyle ilgili. Mümtaz’er mutlu ve Müslüman bir aileyi dağıtmak, ailede boşanmayı gerçekleştirebilmek için çaba harcamıştı! O da bende mahfuz kalsın. Onu da anlatsam ortaya çok iğrenç bir Mümtaz’er portresi çıkacak!

Mümtaz’er sonuçta bir görev adamıdır! Nerede durması, kimin kılıcını sallaması gerekiyorsa orada durur, o kesimin kılıcını sallar! Durması gereken yeri kendisi mi belirler, yoksa şartlar mı onu oraya sürükler, bunu bizim bilmemiz mümkün değil! Doğrusunu ancak kendisi bilir! Kimin kılıcını sallaması gerektiğine kendisi mi karar verir, yoksa şartlar mı onu o kılıcı sallamaya mahkûm eder, onu da bizim bilmemiz mümkün değil! Onu ancak kendisi bilir! Fakat ortaya çıkan tabloya baktığımızda Mümtaz’er’in siyasal aklının bulunduğu yeri kendisine nasıl meşrulaştırdığını anlamakta ciddi olarak güçlük çekiyoruz! Zeka konusuna çok önem verir gözüken biri şu an bulunduğu noktayı, birileri adına salladığı kılıçla kendine zarar verdiğini nasıl görmez, insan şaşırıyor!

Dost – düşman siyasal ayrımını en ince liflerine kadar kullandığını, salladığı kılıcı haklı çıkarabilmek adına ne taklalar attığını görmek muhtemelen kendine de çok iğrenç geliyor olmalı! Bunu da bilmemiz mümkün değil! Bir ara Ali Bulaç’la birlikte sürdürdükleri İslâmcılık tartışması kafaları yeterince bulandıramayınca, çıkışı Devletin ajanları tartışmasına girerek aşmaya çalıştılar! Fakat onu da beceremediler! Devlet ajanlığı meselesinde istedikleri sarahatte konuşmaları asla mümkün değil! Buna ne Devlet dedikleri soyut mekanizma izin verir, ne de sonuçları belirmeye başlayınca ajan olarak suçladıkları izin verir! Zaten birkaç yazı sonra ne halt ettiklerini görüp alelacele meseleyi kapatmakta buldular çareyi! Çünkü o tartışmanın bir müddet bumerang benzeri gelip kendilerini vuracağını gördüler zahir!

Zeki sayılabilecek biri bu hallere nasıl düşer diye sormayın sakın! İnsan bu, düşer mi düşer! Mümtaz’er açısından bakıldığında muhtemelen şu anda besleme kadrosundan paralel çetenin gazete ve televizyonlarına mahkûm edilmesini kendine yediremiyor olmalı! Sen tut uzun yıllar hizmet et, sonra da zekâ düzeyi açısından bakıldığında ilk mektep talebeliğini asla aşamayacak birileri adına kılıç salla! Vasat zekâ sahibi birisi bile bunu kaldıramaz herhalde! Onun için diyoruz Mümtaz’er bulunduğu yeri kendisi mi seçiyor, yoksa şartlar mı onu orada bulunmaya itiyor diye!

Ne yapsın zavallı eğer bulunduğu mevziyi kendisi seçmemiş ise “bana çizmelerimi giydirmeyin” dayılanması dışında bir çıkış bulamadı anlaşılan! Bakarsınız bu dayılanmanın ardından mevzi değiştirmesi gerekebilir, bir başka, ama tahkim edilmiş bir mevziye kendini atar!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.