YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Mümtaz’er de Perinçek de benzer iş yapar: mikserlik! (2)
29 Ağustos 2015 10:01

Durduk yere Mümtaz’er ile ilgili bir yazı yazmamı, bulaşmamak için çok özel gayret harcadığım birinin aleyhine yazı yazmaktan imtina etmeyişime sebep ise Zaman gazetesinde meydan okuyan ve tehdit eden bir üslupla köşe yazısı döşenmesiydi. Yazının üslubuna, meydan okuyuşuna, hatta tehdidine bakıp Mümtaz’er’i bir hekime havale edebilirdik, ama görünen o ki hekimin de bu aşamadan sonra bir şey yapabilmesi mümkün değil! Bir buçuk yıldır yazdığı yazılarda tüm şirretliği ve çamurluğunu ortaya döken bir yazarı eleştirmek, hatta aleyhine yazı yazmak belki bir işe yarayabilirdi! Ben hiçbirini izlemedim, ama izleyen arkadaşların aktardıklarına göre paralel çetenin televizyon kanallarında da benzer üslupla dile getiriyormuş söyleyeceklerini! Fakat geçtiğimiz Salı günü yazdığı ile artık akıl sağlığı ile ilgili üzerimizde oluşturduğu tereddütten sonra bu zatı Erol Göka’ya havale etsek de bir işe yarayacak gibi görünmüyor! Garibim Erol Göka da onun akıl sağlığı konusunda bir şey söyleyemez herhalde! Söylese bile Mümtaz’er’in lehine bir durum ortaya çıkar mı, ya da Mümtaz’er bu mümtaz hekimin değerlendirmesini dikkate alır mı? Onu bizim bilebilme şansımız ne yazık ki yok! Erol da bilemez muhtemelen!

Bakın geçtiğimiz Salı Mümtaz’er Türköne gazetedeki köşe yazısında nasıl bir dayılanma ve meydan okuma haline bürünmüş: “Bana çizmelerimi giydirmesinler, ellerinde kalan iktidar kulpu boğazlarına dizilir.” Hatırlatmaya gerek yok, yazının bu cümleden önce kaleme alınan, yani geride kalan kısmında AK Parti hükümetinin iktidarı elinde tuttuğunu sandığını, oysa iktidarın sadece kulpunun elinde kaldığını fark bile etmediklerini ileri sürüyor. İktidarın kulpu mu, yoksa başka bir şeyi mi hükümetin elinde tartışmasına girmek niyetinde değiliz! İktidar öyle parçalı bir şey midir, iktidarda olan bir kısmına mı sahiptir gibi soruları ve bu neviden sorulara verilecek tüm cevapları da görmezden geliyoruz! Sadece, böyle bir cümle kurabildiğine göre 1970’li yıllarda edindiği tecrübeyi hatırlatmak istiyor olabilir diye bir hüsnü zanla yaklaşıyoruz tavrına! Fakat o cümleyi kim, ya da kimler için kurduysa muhtemelen o zevatın da kendisinin 1970’lerdeki bu tecrübelerini bildiğini varsayıyor olmalı diye de bir cümle aklımızın ucundan geçmiyor değil! Bu üslupla meydan okur, ya da tehdit ederseniz bu cümlenin muhataplarının sizin o özelliğinizden korktuğunu, korkmasalar bile en azından çekindiğini varsayıyor olmanız lazım! Ki o cümlenizin karşı tarafta, yani muhataplarınızda bir etkisi olsun! Yoksa bir kolpa olarak kalan bir dayılanma cümlesinin ötesine geçemez! Eğer kolpacı değilseniz ve o cümleyi kurabiliyorsanız, demek ki o cümlenin gereğini yerine getirebilecek bir tecrübeye de sahipsinizdir ki bu özelliğiniz de muhatabınız tarafından bilinir ve ciddiye alınır. Muhatabı tarafından ciddiye alınacak öyle bir tecrübeye sahip biri ise açıktan, kamuoyu önünde böyle bir tehdit savurur mu, orası ayrı bir mesele! Onun için Mümtaz’er’in akıl sağlığından şüphe etsek mi diye aklımdan da geçmiyor değil! Yoksa piyasada adı kolpacıya çıkacak, ondan endişe ederim!

O meydan okuma ve tehdit kokan cümlenin ardından da şunları kaleme getirmiş bizim Mümtaz’er: “Şer’i Şerife uygun bir mecazla ifade edelim: Önce çıplak vaziyette katrana batırılacak, sonra elleri arkadan bağlı eşeğe ters bindirilip memleketin orta yerinde teşhir edilecekler. Adaletin terazisini tersine çeviren zorbalar ise ayak parmaklarının üzerinde yükseltilip, dükkânlarının kapısına kulaklarından çivilenecek.” Eğer bu cümleler (iki ayrı cümle var çünkü) bir yerlere, ya da birilerine şifreli bir mesaj (!!!) değilse, neyle, nasıl bir olayla karşı karşıya olduğumuzu varın siz tahmin edin artık!

Bir önceki yazıda bahsettiğimiz ülkücü hareketten kopup İslâmcı çizgiye kayan isimlerden Hüseyin Kurumahmutoğlu Mamak’ta askeri cezaevinde askerler tarafından işkence edilip boynu kırılarak şehit edildi. Mümtaz’er’in 1970’li yıllardan tanıdığı Muhsin Yazcıoğlu ise uluslar arası bir pusu ile şehit edildi. Mehmet Sümbül’ü hatırlayanlarınız var mı bilmiyorum! Mehmet Sümbül rahmetli ise Nesim Malki cinayetinden sorumlu tutularak cezaevine girdi. Sonrasında ise Hizbullah tarafından kaçırıldı, JİTEM tarafından sorgulandı ve işkence edilerek öldürüldü. Cesedi ise belki hatırlarsınız Hizbullah’ın mezar evlerinden çıktı. Ülkücü hareket davasının bayrak ve simge isimlerinden 7 idama mahkûm edilmiş Recep Genç ise merhum Turgut Özal’ın çıkardığı af kanunu kapsamında önce serbest bırakılmış, ardından cihet –i askeriyenin devreye girmesi sonucu “bir yanlışlık oldu” denilerek tekrar cezaevine konulmak istenmişti. Tekrar cezaevine konulmak yerine yurtdışına kaçmayı tercih eden Recep Genç’i 1990’ların başlarında Emniyet İstihbaratı’na mensup bir ekip Türkiye sınırları dışına çıkarmayı başarmıştı. Bunun Recep Genç için hayırlı mı, yoksa hayırsız mı olduğunu ise sadece kendisi bilebilir! 1990’ların sonunda Viyana – Bakü arasında mekik dokuduğu anlatılıyordu!

Bu neviden tecrübelere sahip eski arkadaşlarından güç alarak mı meydan okudu acaba Mümtaz’er diye de insanın aklına gelmiyor değil! Ya da Mümtaz’er’in birtakım eski arkadaşlarından güç almasına gerek yoktur! Kendisi başka tecrübelere sahip olabilir! Bunu da bizim bilebilmemiz asla mümkün değil! Bunu ancak kendisi bilebilir. Veya o tecrübelerini birileri üzerinde uyguladıysa, üzerinde tecrübe uygulananlar bilebilir! Belki o eski arkadaşları, 1970’li yıllarda birlikte olduğu arkadaşları bilebilir! Bunların hiçbirini biz bilemeyiz!

Bilemeyiz, ama bu, bizim 1997 yazında bizzat yaşadığımız bir şahitliği aktarmamıza engel olamaz! Hatırlayanlarınız belki vardır, 1997 Haziran ayında 28 Şubat’ın kudretli askerlerinin baskısı sonucu Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı merhum Necmettin Erbakan istifa etmiş ve henüz zamanı olmasına rağmen, Başbakanlığı yürütmesi için koalisyon protokolü gereği Tansu Çiller’in Hükümet kurmasının önünü açmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı, yani 9’uncu Cumhurbaşkanı müteveffa Süleyman Demirel hükümeti kurma görevini Çiller’e değil, Yalım Erez’e vermişti. Neyse o dönemin tarihini anlatacak değiliz. Bunu şunun için hatırlattık: Refahyol Hükümeti döneminde Mümtaz’er Türköne iki arkadaşıyla beraber Tansu Çiller’e danışmanlık yapıyordu. Danışmanlık yaptığı Çiller’e Cumhurbaşkanı’nın böyle bir oyun oynayabileceği uyarısında bulunmadılar mı acaba? Erbakan’ın istifa etme kararını alırken acaba Çiller’in, dolayısıyla danışmanların etkisi var mı diye 18 – 19 yıl sonra insanın aklına sorular takılıyor! Yoksa gidişatı okuyamadıkları için danışmanlık yaptıkları kişiyi yanlış mı yönlendirdiler? Bunları tabii ki bizim bilebilmemiz mümkün değil! Kendisi, ya da danışmanlık yaptıkları kişi açıklarsa ancak öğrenebileceğimiz konular bunlar! Birlikte Çiller’e danışmanlık yaptıkları Şükrü Karaca artık bu dünyada yok. Rahmet –i Rahman’a kavuşalı iki yıla yaklaşıyor. Diğer danışman arkadaşı Hüseyin Kocabıyık ise şimdilerde AK Parti’nin İzmir milletvekili olarak Meclis’te görev yapıyor. Hangisi açıklar, biz bilemeyiz. Fakat birilerinin açıklama yapması gerekiyor!

Refahyol Hükümeti yıkıldıktan sonra Mümtaz’er’lerin DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’e hazırladıkları bir rapor geçmişti elime. Raporda DYP ile Refah Partisi’nin koalisyon kurmaması gerektiği fikri işleniyordu! Tavsiye olarak DYP – RP koalisyonunu kurmaması öneriliyordu Tansu Çiller’e! Ben raporun başlangıç kısmını haber yapıp gazeteye verdim. Yeni Şafak o haberi büyükçe kullandı. Ertesi gün haberin devamını gönderdim. Raporda birden fazla haber çıkarılabilecek malzeme vardı çünkü. Haber yayınlanmadı. Gazetenin merkezini arayıp sordum haberi niye yayınlamadınız diye! Aldığım cevap kısa ve netti: Yayınlanmaması rica edilmişti!

Sonrasını bir sonraki yazıya bırakalım!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.