YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Merhametten maraz doğarmış!
27 Temmuz 2015 08:33

Bir müsaade edin de bari abdest alalım! Hiç değilse attığımız taşı abdestli atmış oluruz! Şeytan taşlamaktan kolumuz tutmaz hale geldi neredeyse! Türkçemizde işlevi çok geniş bir deyim vardır hepiniz bilirsiniz: “Şeytan taşlamaktan salâvat getirmeye fırsat bulamadık.” Deyimin ikinci kısmının namaz kılmaya şeklinde de kullanıldığı oluyor. Nitekim buradaki birkaç yazıda biz de namaz kılmak biçiminde kullandık bu deyimi. Atalar sözüne, birtakım deyimlere bakınca insanın “bu atalarımız da bize söylenecek söz bırakmamış” diyesi geliyor. Hani bir büyük bilgenin “güneşin altında yeni bir şey yok” dediği gibi söylenecek yeni söz sanki kalmamış! Gerçi ehl –i tasavvuf bu konuda tam zıddını söylüyor. Çünkü âlem her an yeniden yaratılıyor, her nefeste kün emrine muhatap kılınan muhdes varlıklar anında emre itaat ederek oluyor. Zaten muhdes varlıkların zorunluluğudur emre itaat etmek.

Yazıya başlık yaptığımız deyim de atalarımızın dile getirdiği “etrafını cami, ağyarını mani” sözlerden biri. Durduk yere bu sözü hatırlatmak da nereden çıktı diyebilirsiniz! Durduk yere çıkmadı, önce onu belirtelim! Bir yerden de çıkmadı! Türk Devleti’nin IŞİD ve PKK kamplarına yaptığı imha saldırıları üzerine HDP’nin ilk resmi açıklamasında yer alan “vurmayın, konuşalım” sözü aklımıza getirdi bu deyimi! Peşinden de çözüm sürecini hükümetin bitirdiği iddiasını dile getirdiler! Sanki 7 Haziran seçimlerinden bu yana PKK yüzlerce silahlı eylem yapmamış gibi, sanki yüzlerce gariban vatandaşın araçlarını yakmamış gibi. Sanki eş genel başkan “silahlanma çağrısı” yapmamış gibi, sanki diğer eş genel başkan “sırtlarını PYD’ye dayadıklarını” söylememiş gibi. Sanki HDP milletvekili Faysal Sarıyıldız PKK’ya getirilen silah ve mühimmatı teslim alacak kuryeyi kendi aracıyla buluşma noktasına götürmemiş gibi. Sanki çözüm süreci başladı başlayalı hem PKK, hem de HDP süreci sona erdirmek için ellerinden gelen gayreti göstermemiş gibi, tutup çözüm sürecini hükümetin bitirdiğini söyleyecek kadar manda derisine dönmüş yüzleri kızarmıyor!

Merhametten maraz doğmasını hatırlatmanın neye matuf olduğunu da hemen birkaç cümle ile özetleyelim:

Türkiye’de ideolojik mücadele içinde olan kesimlerin neredeyse tamamı Devlet denilen mekanizmanın ne olduğunu bilmezler. Bu kesimlere İslâmcılar da dâhildir! Devlet ile mücadele etmeyi, ya da ideolojik eylem koymayı çelik çomak oynamakla karıştırırlar. Devletin bir müddet onlara göz yummasını, eylemlerine ses çıkartmamasını kendi güçlerine hamlederler! Ya da Devlet öyle güçsüz hâle düşmüştür ki eylem yapan kesimleri tasfiye bile edememektedir! Oysa Devlet denilen mekanizma bir müddet belirleyicilik ideolojik kesimin elindeymiş gibi rahat bırakır. Sınır aşıldığında Devlet Refleksi denilen şey her ne ise o girer devreye. Ve bir defa bu refleks devreye girerse hiçbir ideolojik kesimin dayanma gücü yoktur. Kan akar, hem de istenmediği kadar çok kan akar. Devlet denilen mekanizmanın bu noktadan sonra ne merhameti kalır, ne de insafı. Bu refleksin devreye girmesi gecikir bazen. Bekler ki idareci kesim (buna siyasetçiler de dâhildir) müdahil olsun, sınırın aşılmasını engellesin! Baktı ki olmuyor devreye girmekten başka seçeneğinin olmadığı kararıyla tüm insafsızlığı ile hizaya getirir sınırları aşanları! Ölenlerin sayısı çokmuş umurunda olmaz! Çünkü sayılar sadece bir istatistik unsurudur belli bir noktadan sonra! Mesela Türkiye’nin nüfusu 78 milyon, 2 milyonun üzerinde de Suriyeli geldi bu topraklara birkaç yıl içinde. Ölen insan sayısı 1 ise yahut 5 ise, hatta 10 ise bu ciddi meseledir. Fakat ölen insan sayısı Stalin’in de dikkat çektiği gibi 5 milyon olursa bu bir istatistik rakamıdır. Devlet aklı geri kalan 75 milyonluk nüfus bu ülkeye çok bile mantığı içinde yaklaşır meseleye! Bunun doğru olduğunu söylüyor değiliz, yanlış anlaşılmasın. Sadece tespit yapıyoruz!

Tabii az yukarda aktardığımız gibi şematik olarak işlemez hiçbir şey. Araya çok fazla değişken girer. Mesela çözüm süreci diye bir yola girer ve bu yolun hatırına Devlet denilen mekanizmanın madara edilmesine bile ses çıkarmayabilir! Üç beş zibidinin eline silah alıp yol kontrolü yapmasına, hatta güvenlik kontrolü yapmasına gözlerini kapatır. Fakat hatır da bir yere kadardır! Girdiğin yolda küçücük de olsa bir mesafe katedemişsen hatır denilen şeyi düşünmeye başlarsın. Ardından bu yola birlikte çıktığınızı zannettiğiniz siyasilerin tutup halkı silahlanmaya çağırmasına, taraflardan bir diğerinin güvenlik güçlerine karşı yeniden saldırı başlatmasına şahit olursanız hatır falan kalmaz ortada! Çözüm süreci yolunun diğer unsurları PKK ve HDP’nin patronları bunları bilmez mi? Bilmez olurlar mı? Bal gibi de bilirler! Fakat aldıkları talimat başkadır! Eş genel başkan ABD’den döner mesela ve halkı sokağa çıkmaya davet eder! 2 – 3 gün içinde 50’nin üzerinde gariban insan ölür. Fakat eş genel başkan çıkıp bir özür bile dilemez! Üstüne üstlük cici çocuk olarak sunulur ve cici çocuk muamelesi görür! Suruç’ta canlı bombanın patlamasının ardından bu cici çocuk tutar bu defa halkı silahlanmaya çağırır! Partisinin milletvekillerinden biri de silah ve mühimmat teslimine kuryeyi kendi arabasıyla götürür! Ardından örgütün kamplarına bomba yağmaya başlayınca “vurmayın, konuşalım” açıklaması yapar!

Devletin bu anlayışının değiştiğine şahitlik ettik, hem de 8 – 9 yıl boyunca. 2009’daki ilk çözüm adımının gümrük kapısı rezaletinden sonra kesintiye uğraması, bu kesintiden sonra 2 bin 500’ün üzerinde PKK’lının öldürülmesi de akıllandırmamış bunları. Türkiye’de Devlet değişti, Devlet aklı değişti. Yeni Türkiye tesmiye olunan bu yapı, insanlar ölmesin diye çok fazla aşağılamaya katlandı! Türkiye’de eski Devlet yok artık! İlk adımın kesintiye uğraması üzerine PKK saldırılarına verilen cevapta 2 bin 500’ün üzerinde PKK’lıyı sanki bir itlaf hareketindeymiş gibi gözünü kırpmadan öldüren bir güvenlik gücü var. Eskisi gibi gelen telefonlar üzerine çatışmayı durduran bir güvenlik gücü yok artık! Ayrıca eski Devletin olmadığı Suruç’ta da farklı bir biçimde kendini gösterdi: Canlı bomba patlamadan bir gün önce HDP’lilerle bir toplantı yapabilecek ve HDP’lilerin “biz bir mesele çıkmadan güvenliği temin ederiz” taahhüdü üzerine HDP’lilerin bu sözüne itibar eden Devlet (Kaymakam) var! Ertesi gün biliyorsunuz toplantı alanına gelenlerin üzerini HDP’liler aratmamıştı! Devlet verilen taahhüde güvendi! Bu güvenin faturası solcu 32 gencin ölümüyle kesildi! Gezi kalkışmasında kaç kişi ölmüştü? 13 mü? Türkiye’nin içinde bulunduğu psikolojik atmosferi dikkate alın lütfen! Bugün benzer bir kalkışma olursa bu olaylarda ölenlerin sayısı kesinlikle yüz katı falan olur! Bazı noktalarda insanların tahammül gücü sınıra dayandı. Gezinin yüz katı insan ölür derken, bunları Devlet denilen mekanizmanın öldüreceğini falan söylediğimiz sanılmasın! Biliyorsunuz çabuk dolmuşa binen, çabuk dolduruşa gelen bir yapısı var Türk halkının! Allah korusun eş genel başkanın silahlanın çağrısını dikkate alan birileri çıkar, sokağı karıştırmaya kalkışırlarsa faturası çok ağır olur.

Merak etmeyin sokak karıştı diye, sadece istatiksel bir rakam haline gelecek sayıda insan öldü diye ekonomik kriz falan çıkmaz. Ölenler öldüğüyle kalır! Ateş sadece düştüğü yeri yakarmış! Bu ateşi bir yangına dönüştürmeye çalışanlar (maşa olanlar anlamında) da bu yangının tam göbeğinde kalır! Bu ateşi yangına dönüştürme girişimlerini eş genel başkan sürdürür mü bilemeyiz tabii! Kandil bombalamalarında eş genel başkanın abisinin de öldüğü tespit edilirse bu eş genel başkan silahlanma ve sokağa çıkma çağrılarının dozunu artırır mı onu da bilemeyiz! Ekonomik kriz çıkmaz, çünkü artık eski devlet yok ortalıkta. Yeni Devlet de kendine karşı girişilen taarruzlarda eski Devlet gibi davranmaz. Bilinmesi gereken beklenen şeylerin birçoğunun olmayacağıdır! Meselenin doğruluğu yanlışlığı üzerinde kesinlikle durmuyoruz. Bir durum tespiti yapmaya çalışıyoruz! Bu yazının başka bir amacı da yoktur!

Merhamet gösterenin kimliği, AK Parti – MHP koalisyon hükümetinin savaş kabinesi olacağı yaygaralarının neyi ima ettiği meselesine giremedik bile. Onları da sonraki yazılarda ele alırız inşallah.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.