YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Her Zaman Baronların Safındaydılar
10 Haziran 2015 12:23

Okyanus ötesinden verilen talimatla Türkiye’deki tüm ilahiyat fakültelerini kendi talebeleri ile doldurmak isteyen hizmetçiler bu talimatın gereklerini yerine getirdiler mi bunu bizim bilmemiz mümkün değil. Kendi dershane ve evlerinde yetişmeyenlerin hem hukuk, hem de ilahiyat fakültelerine girmelerinin önlenmesini de örtük olarak içeren bu talimat, Devlet belgelerinde paralel örgüt ismiyle tarif edilen bu kesimin ileriye dönük hesapları için de bir yol haritası oluşturuyor aslında. AK Parti Hükümeti’nin kurulduğu ilk yılda verilen bu talimat, hizmetçilerin iki çok önemli kurumu ele geçirme hazırlıklarına başlanmasının tarihini de verebilir: Diyanet (sadece resmi kurum olarak değil, din ile ilgili tüm alanlar anlamında Diyanet) ve yargı kurumlarını ele geçirmek için hazırlıklara başlanmasının tarihi de olabilir bu talimatın tarihi.

Türkiye’de öğretim faaliyeti gösteren bu iki alandaki tüm fakültelere “sizin dışınızda talebe girmesin” talimatının gereklerinin yerine getirilebilmesi için sınavlara müdahale edebilecek bir gücü de elinde bulundurmayı gerektiriyor. Bu güce o yıllarda sahip olmadıkları konusunda bir mutabakat bulunmasa da 2010 yılından önce bu gücü elde ettikleri anlaşılıyor. Bunu bize örtük olarak doğrudan teklif etmelerinden çıkarıyoruz. Şöyle: Eğer biz aile olarak kızımızı hukuk okumaya ikna edebilseydik (öyle bir girişimde bulunmadık) dershane öğretmenlerine “gerisi kolay” bir durum bizi bekliyordu. Yani, kızımıza Ankara Hukuk’a girmesine yetecek kadar puan aldıracaklardı! Hizmetçilerin dershanesinin yanı sıra evlerine de giden bazı öğrenciler 2009 yılı üniversite sınavında kendilerinden beklenenin üzerinde bir performans (!) göstererek bazı fakültelere girmeye hak kazandılar. O öğrenciler dershanenin deneme sınavlarında kızım kadar başarı sağlayamayan öğrencilerdi üstelik. Hadi biri ikisi olsa deneme sınavlarında kendilerini gösterememişlerdir denebilir. Fakat dershanenin yanı sıra evlere de giden bu öğrenciler ev ablaları, ya da dershane öğretmenlerinin yönlendirdiği bölümleri tercih ettiler ve hepsi de başta hukuk olmak üzere gözde üniversitelere kayıt yaptırma hakkını elde ettiler. Bunu da sınava müdahale edebilme gücünde oldukları için hizmetçiler sağladı.

Bu kadar kesin nasıl konuşabiliyoruz? Bu kesinlik şundan: Daha önce de büyük oğlum için benzer bir teklifle gelmişlerdi: Oğlumuzun askeri okula, ya da polis kolejine girmesini isteyip istemediğimizi sormuşlardı! Biz istersek, oğlumuzu da ikna edersek her iki okula da girmesinin kolay olduğunu söylemişlerdi. Ve dönem 28 Şubat sürecinin en ağır biçimde yaşandığı dönemdi! Benim asker ve polis düşmanı bir ideolojik geçmişe sahip olmam oğlumuzu askeri okula, ya da polis kolejine gitmekten korudu! Kızımızı ise hukuk okuması için ikna etmeye hiç çaba harcamadık, ama kendi gayretiyle ODTÜ Sosyoloji’ye girdi ve geçen yıl bitirdi okulunu. Zaten tercihleri arasında hukuk da yoktu! ODTÜ Sosyoloji’den bir önceki tercihi ise aynı üniversitenin uluslar arası ilişkiler bölümüydü. Çok az bir puan farkıyla kaçırdı o bölüme girmeyi de. Hizmetçilerin teklifini kabul etmiş olsaydık, muhtemelen kızımıza üniversite sınavında çıkacak soruları verecekler ve kızımızı devşireceklerdi! Ondan sonra da gelsin tehdit, gelsin aile faciası, önleyebilirsen önle!

Hizmetçilerin gazetesinde köşe yazan zattan alıntı yapmıştık ilk yazıda. O zat Diyanet’te yapılması gereken reformun AK Parti Hükümeti tarafından gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını, çünkü bu partinin 28 Şubat kültürünü sahiplendiğini iddia ediyordu. Muhtemelen kendisi balık hafızalı olduğu için, milleti de öyle zannediyor! Çok yakın bir geçmişte yaşanmış 28 Şubat faciasını, kâinat imamı o fırtınalı günlerde merhum Erbakan’a “beceremedin çekil” dememiş gibi, 28 Şubatçıların başörtüsüne yönelik düşmanlığına gözlerini kapatarak başörtüsü için “fürüattandır” dememiş gibi bizim de unuttuğumuzu sanıyor zahir. Akideye taalluk etmeyen meselelerde bazı konular için fürüat yorumu zamana ve coğrafyaya göre yapılabilir belki. Din buna cevaz verebilir. Fakat 28 Şubat gibi katı ve din düşmanı bir darbenin Müslümanların görünürlüğünün bir delili olarak algılanan başörtüsü için fürüattandır denmesine bu din cevaz verir mi bunu ben bilemem!

28 Şubat sürecinde dönemin kudretli generaline bizzat mektup yazarak okulları devredebilecekleri taahhüdünde bulunan kâinat imamı, yine o dönemde gerginliğin zirve yapmasına “haddini bildirin bu kadının” diyerek Merve Kavakçı’nın zorla meclis dışına atılmasıyla sebep olan müteveffa başbakana kefil olabilecek kadar din düşmanlarıyla birlikte hareket ediyordu. O süreçte hem kudretli generallerin, hem İstanbul baronlarının, hem de küresel baronların hedefi haline gelen AK Parti kurucularının nerede durduklarına ise biz şahidiz. Bırakın 28 Şubat kültürünü sahiplenmeyi, bu süreci hatırlatan ne varsa tamamının kökünü kazımayı kendine vazife edinmiş kadrolara böyle bir iftira atmak da ancak hizmetçilerin akledebileceği bir hainlik. Bu kültüre sahip çıkmakla itham edilecek en son kişi AK Parti’nin kurucu lideri olan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Bakmayın gazete köşelerinden öyle ahkâm kesmelerine, bir kişilik ve kimlik haline getirmişler iftira atmayı, tehdit etmeyi! 28 Şubat’ta yalamak için neler aradıklarına hem kişisel tarihimiz şahit, hem de gazetelerin sayfaları. O süreçte Yeni Şafak gazetesinde 28 Şubat’ın kudretli generalleri başta olmak üzere Vural Savaş – Yekta Güngör Özden – Uğur Dündar – Ali Kırca – TÜSİAD ile doğrudan yaptığımız mücadelenin, JINSA ile yaptığımız mücadelenin örnekleri duruyor. Merak eden gazete arşivinden gözden geçirebilir. Hizmetçilerin ve medyalarının o süreçte nerede durduklarının ve ne yaptıklarının örnekleri de gazete arşivlerinde duruyor. İnsan nisyan ile malul olsa da gazete sayfalarından bunlar silinmedi henüz. Becerebilseler onu da yapacaklar, ama beceremiyorlar ne yazık ki!

Son bir ayda Diyanet’e yaptıkları saldırının sebebi, Diyanet’i kaldıracağını taahhüt eden partiyi niçin destekledikleri konusundaki baklayı ağızlarından çıkardılar, ama bu bakla onlar için hiç de hayırlı sonuçları barındırmıyor!

Çünkü Diyanet’in kaldırılması projesi kökleri Lozan’a kadar giden ve öncülüğünü Vatikan’ın yaptığı şer bir proje olarak önümüzde duruyor. Hizmetçiler Vatikan’ın projesinin hayata geçirilmesi için var güçleriyle mücadele ettiler. Diyanet’in kaldırılmasının (ya da herkesin kendi Diyanet’ini kurmasının) ne anlama geldiğini de bir sonraki yazıda ele alalım.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.