YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Hedef Erdoğan değil bağımsız Türkiye
07 Eylül 2015 08:57

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a akıl almaz saldırılar, akıl almaz hakaretler, akıl almaz iftiralar yöneltiliyor. Bu saldırıların hedefindeki kişi, fiili haliyle yani bir cisme sahip isim olarak muhatap olmuyor bu saldırılara! Bu iftira ve hakaretlere maruz kalmasının tek bir sebebi var: Bağımsız Türkiye’yi temsil ediyor. Türkiye düşmanlarına Türkiye’nin bağımsızlığını hatırlatıyor! Onun için de tüm bu saldırılara, tüm bu hakaretlere, tüm bu iftiralara kişi olarak maruz kalıyor! Algı da kişi olarak yani Recep Tayyip Erdoğan olarak bunlara maruz kaldığı şeklinde! Çünkü bu saldırıları düzenleyenler, bu hakaretleri yapanlar, bu iftiraları atanlar biliyorlar ki, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ne kadar zayıflatabilirlerse, ne kadar zarar verebilirlerse Türkiye’nin bağımsızlığını da o kadar zayıflatabilirler!

Acaba öyle mi?

Yazının sonunda söyleyeceğimizi hemen şimdi söyleyelim: Aç tavuk rüyasında darı görürmüş fehvasınca onlar da rüyalarında horoz görüyorlar! 2006 yılı Mayıs ayının ortasında yitirdikleri güçlerini bir daha Türkiye’de yeniden ele geçirmeleri mümkün değil! Türkiye bir defa bağımsızlığın tadını aldı. Bağımsız Türkiye’ye diz çöktürebilmeleri Allahın izniyle artık mümkün değil!

Yapmadıkları numara, denemedikleri yol kalmadı. Hatta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın en fazla canını acıtacağını bildikleri paralel çeteye olmadık şeyler yaptırdılar, ama beceremediler! Paralel çete mensupları Cumhurbaşkanımıza İslâm tarihinde ismi geçen tüm kötülük timsali insanların ismiyle, lakabıyla saldırdılar, hakaret ettiler, iftira attılar. Fakat bir arpa boyu bile yol alamadılar!

Nemrut dediler, Firavun dediler, Yezid dediler. O kötülük timsali isim ve sıfatların hiçbiri gelip Cumhurbaşkanımıza yapışmadı! Aksine onlar hakaretle, iftirayla saldırılarını sürdürdükçe milletin Cumhurbaşkanımıza teveccühü arttı! Bu teveccüh de onları deli etmeye yetti! Malatya’da aşırı soğuklar yüzünden kayısı rekoltesi düşük çıktı, müsebbip olarak Cumhurbaşkanı’nı gösterdiler! Bir inşaatta iş kazası oldu, işçi öldü. İnşaatın üzerinden o işçiyi Cumhurbaşkanımız atmış gibi onu müsebbip olarak gösterdiler! PKK polis infaz etti. O polislerin infaz emrini Cumhurbaşkanımız vermiş gibi onu sorumlu gösterdiler! Terör örgütü PKK’yı arkasına aldığını, PKK’yı desteklediğini söyleyen bir partinin eş başkanı insanları Kurban Bayramı’nda sokağa çağırdı. Sokağa çağırılan insanlar sokaklarda 53 Kürt vatandaşı öldürdü. İnsanları sokağa çağıran partinin eş genel başkanını cici çocuk olarak takdim ettiler, sokakta insanları öldüren gözü dönmüşleri görmezden geldiler

Cumhurbaşkanımızı bu ölümlerden sorumlu tuttular! Terör örgütü çözüm masasına tekme indirdi ve masayı devirdi, masayı deviren olarak Cumhurbaşkanımızı gösterdiler! Paralel çete mensupları yaptıkları zulümlerin hesabını vermemek için Türkiye’den kaçtılar. Paralel çete mensuplarının Türkiye dışına kaçmasının sorumlusu olarak Sayın Cumhurbaşkanımızı gösterdiler!

Yani sizin anlayacağınız ne kadar absürt, ne kadar lüzumsuz, ne kadar zalimane iş yapılırsa yapılsın, üstelik bunları yapanlar isim isim bilinse bile tüm bu absürt, lüzumsuz ve zalimane işlerin sorumlusu olarak Sayın Cumhurbaşkanımızı göstermeye devam ediyorlar!

Kendi yaptıkları hırsızlıkların sorumlusu olarak bile Sayın Cumhurbaşkanımızı sorumlu gösterecekler neredeyse! Bunlardan beklenir! Mesela paralel çete ben bildim bileli hırsızlık yapar! Bu da nereden çıktı demeyin? Anlatacağım!

1990’lı yılların ilk yarısında gerçekleşiyor olayın kahramanlarından birinin de aile olarak bizim de içinde yer aldığımız olay! 1994 yılı olabilir! Emin değilim. Fakat Aksiyon dergisi 1994 yılında çıktığına göre muhtemelen 1994 yılı sonbaharında gerçekleşti bu olay! Eşim paralel çetenin (o zamanlar çete falan olduklarını bilmiyoruz, onları sadece hizmet gayretinde bir kesim olarak tanıyoruz!) mahalledeki birtakım toplantılarına katılıyor. Tabii hanımlar arasında yapılan toplantılar bu toplantılar! Ben işsizim! İki çocuğumuz var. Evimiz kira, yani kirada oturuyoruz. Gerçi şimdi de kirada oturuyoruz, orası başka! Bir toplantı dönüşü eşim ısrarlara dayanamamış “tamam madem öyle, biz de bir miktar burs verelim!” demiş! Miktar önemli değil, ama kira ödemekte zorluk çekiyoruz, karnımızı doyurmakta bile zorluk çekiyoruz! İtiraz etmedim, eşime kızmadım da! Çünkü biz de bizim gibi ihtiyaç sahibi birilerine karınca kararınca yardım edebilecektik! Veremeyeceğimiz ay olursa “ne yapalım bu ay paramız yok, biz vermeyelim” deriz ve olduğu zaman veririz diye düşündüm! Hatta eşim üzerindeki paradan ilk bursu da vermiş bile! Önemli değil, çünkü kazancı bereketlendirir, nimeti bollaştırır diye düşündüm. Halen de o kanaatteyim: Bir ihtiyaç sahibine verdiğin para o ihtiyaç sahibinin rızkı olarak Allah tarafından senin cebine konulmuş bir paradır ve sen onun rızkı için aracılık yapıyorsundur sadece. Bu aracılık senin kazancını da bereketlendirir, senin nimetini de bollaştırır.

Yeter ki bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını giderebilme imkânına sahip ol! Eşim burs meselesini anlatırken, biraz zorlanarak “kendisine senet imzalattırıldığını” söyledi. Bunu söylerken bir yandan utanıyor, bir yandan da “yanlış mı yaptım acaba?” diye soruyordu! Senet imzalattırıldığını duyunca kelimenin tüm anlamlarıyla tepemin tası attı işte! Her şeyden önce bir ihtiyaç sahibine yapacağın yardım için senet mi imzalattırılırmış? Biz kendimiz ihtiyaç sahibiyiz, ama imkânımız oldukça hadi üç – beş kuruş da biz birilerinin ihtiyacını gidermeye çalışalım dedik! Fakat bunun bizden zorla tahsil edilmesi? İşte buna ben katlanamam, ben buna rıza gösteremem! Üstelik Allahın da buna rıza göstereceğine ihtimal veremiyorum! Benden zorla tahsil edilecek bir paranın hiçbir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını giderebileceğini de sanmıyorum! Benden zorla tahsil edildiği için o tahsil edilen parada benim gözüm kalacak! Benim gözümün kaldığı bir para miktarı çok küçük de olsa tahsil edenlerin boğazlarına, ellerine dolanır!

Zaten ihtiyaç sahibinin de hiçbir ihtiyacını karşılamaz! Eşime kızmadım. Kızmaya da hakkım yok zaten. Senet imzalatma densizliğini yapanlara ağzıma geleni saçtım! Hemen ertesi gün Tamer Korkmaz’ı devreye sokarak, daha doğrusu onun eşini Tamer Korkmaz vasıtasıyla devreye sokarak o senedi geri aldık! Sevgili Tamer Korkmaz benzer olaylarla karşılaştı mı bilmiyorum! Eğer karşılaştıysa muhtemelen bizim yaşadığımız bu olayı unutmuştur bile! Fakat seyrek karşılaştığı bir olay idiyse muhtemelen hatırlıyordur! O senet bize kaç gün sonra geri döndü şu an hatırlamıyorum, ama sonuçta eşimin imzalamak zorunda kaldığı bir senedi birilerini devreye koyarak ancak geri alabilmiştik! Bizim yaşadığımız bu olay hırsızlığın dik alası değil mi? Burs olarak verilip verilmemesini gündeme bile getirmeden söylüyorum bunu! Benden zorla tahsil edilecek, senet yoluyla tahsil edilecek bir para hırsızlık değil midir?

Şimdi sorsanız, bu hırsızlığın da sorumlusu Sayın Cumhurbaşkanı derler! Geçici seçim hükümetinin kurulmasının, ülkenin 1 Kasım’da tekrar seçime götürülmesinin tek sorumlusu olarak Cumhurbaşkanımızı gösterdikleri gibi kendi yaptıkları hırsızlıkların sorumlusu olarak da Sayın Cumhurbaşkanımızı göstermelerini bekliyorum!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.