YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Gazete satın almak yeterli mi?
11 Aralık 2015 07:24

Bizimkiler yeterli olduğunu sanıyorlar! Bizimkiler kim mi? Kim olacak, hani yıllarca gizli ajanda sahibi olmakla suçlananlar! Bir de tırnak içinde “İslâmcı” olarak adlandırılan kesim var ya, işte onlar bizimkiler dediklerimiz! Tırnak içinde kullandığımız sıfattan sonra adlandırılan ifadesini özellikle kullandık. Çünkü o adlandırma bize ait değil. Daha önce burada dile getirdim mi bilmiyorum, ama başka zeminlerde defalarca dile getirdim ve dikkat çektim. Bir defa da burada dile getirelim ve dikkat çekelim: Adlandırılan, adlandıranın tahakkümünü taşır! Bir nevi onun tahakkümü altındadır gibi bir anlamda kullandığımı bilmem hatırlatmam gerekiyor mu? Buradaki tahakküm kelimesini (aslında kavram demem gerekir) Marksist anlamda, özellikle de Althussergil anlamda hegemonya kelimesinin (aslında buna da kavram demem gerekir) müteradifi olarak kullandığımı bari hatırlatayım! Bir de biz kelimesinin ideolojik bir içeriğinin olduğunu özellikle belirtelim!

Adlandıranların gözüyle 13 yılı aşkın bir süredir biz iktidardayız, yani yine tırnak içinde “İslâmcılar” iktidarda! Gizli ajanda sahibiydik ve bunu güya gerçekleştirmek için uygun ortamı kolluyorduk! Bundan sonrasını buna benzer istediğiniz kadar cümle ile zenginleştirebilirsiniz! Ben meselenin sadece medya ile ilgili kısmına kısmen değinmeyi tercih edeceğim.

Aslında bu yazıyı yazıp yazmama konusunda epey tereddüt ettiğimi itiraf ederek başlayayım! Tereddütlerimden dolayı erteledikçe erteledim, ama birilerinin mızrağı artık çuvala sığmıyor! Bu meseleyi ele almamın mazeretini de hemen belirteyim: Biliyorsunuz Kasım ayının son haftasında sınır ihlali yapan Rus uçağı yeni angajman kuralları gereği düşürüldü. İşte bu Rus uçağının düşürülmesinin hemen ardından yine tırnak içinde “İslâmcı” olarak adlandırılan gazetede “5 dakikalık ihlalle uçak mı düşürülür” tezini öne süren köşe yazıları yazıldı. Son 3 günde ise bu gazetenin Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi konuyla ilgili 3 tane köşe yazısı yazdı. Selvi’nin yazılarının temel hareket noktası “Rusya ile Türkiye’ye tuzak kuruldu, Türkiye bu tuzağa düşerek Rusya ile ilişkilerini bozdu” düşüncesini dile getiriyordu. Selvi 3 yazı boyunca ısrarla Rusya’nın Bayırbucak Türkmenlerini uçaklarıyla bombaladığı gerçeğini perdelemeye çalıştı! İşte bu yazının mazeretini de bu perdeleme girişimi oluşturuyor!

Daha önce burada medya baronunun değiştiğini, yeni baronun denetimindeki medyanın gavurluğunun daha sofistike olacağına defalarca dikkat çektik. Ali Bayramoğlu’nun “5 dakikalık ihlalle uçak mı düşürülür” tezi ile Abdülkadir Selvi’nin 3 yazı boyunca çok ciddi gayret gösterdiği perdeleme girişimi, sözünü ettiğimiz sofistike dilin en bariz örneklerini oluşturuyor. Medya yeni baron ile birlikte AK Parti Hükümeti ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bizimkilere şirin görüneceğini zannettikleri bir yayın politikası izleyecekler, ama dil olarak baştan sona tuzaklarla dolu bir yapıyı tercih edecekler! Sofistike derken, kastettiğimiz de biraz bu dil oluyor sizin anlayacağınız! Daha önce burada dil üzerine epey kalem oynattığımız için dil kelimesinin neye delalet ettiğine, neyi ima ettiğine bu yazıda girmeyeceğiz. Belki ilerde bir başka yazıda dilin neleri ima ettiği üzerine tekrar döneriz. Şuna dikkat çekmeden geçmeyelim: Aman yanlış anlaşılmasın bu söylediklerim Ali Bayramoğlu ile Abdülkadir Selvi’nin yeni medya baronunun emir ve görüşleri doğrultusunda bu yazıları yazdığını iddia ediyor falan değilim! Levent Kırca’nın dediği gibi “tam yerine denk geldi manzara koyduk”! Bu yazıyı yazmamın mazeretini onlar oluşturduğu için isimlerini zikrettim! Yoksa biliyorsunuz burada medya konusunda yazdığım yazılarda mümkün olduğunca hiç isim zikretmiyorum! Sadece tarif etmeye gayret ederek yazıyorum yazılarımı. Her ikisi de Yeni Şafak gazetesi mensubu olan bu kişilerle yeni medya baronu arasında bir irtibat kurduğum zehabına falan kapılmayasınız sakın!

Belki unutulmuştur diye satır başlarıyla tekrar hatırlatalım! Geride bıraktığımız 13 yıl içinde önce Uzan Grubu’na yapılan operasyon sonucu Star gazetesi el değiştirdi. Ardından Çukurova Grubu’nun bir sıkıntısı dolayısıyla Akşam gazetesi el değiştirdi. Daha sonra Dinç Bilgin’in gazetesi Sabah’ın Turgay Ciner’in de karıştığı bir karmaşık ilişkiler sonucunda el değiştirdi. Bu gazetelerin yanı sıra, şirketlerin bünyesinde yer alan televizyon kanalları, dergiler de el değiştirenler arasındaydı.

Yine adlandırmalara göre bu gazete ve televizyon kanallarının hepsini bizimkiler almıştı! Hemen bu noktada buradaki biz kelimesinin ideolojik bir içeriğe sahip olmadığını, tamamen siyasi bir taraf anlamında biz olduğunu da hatırlatalım! Ethem Sancak’ın yine tırnak içinde “İslâmcılık”la ne alakası var Allah aşkına! Ya da Nagehan Alçı’nın, ne bileyim ben mesela Hıncal Uluç’un veya Şamil Tayyar’ın veya Ergün Diler ile ROK tesmiye olunan zatın bizimle ne alakası var? İsimleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz!

Biliyorsunuz bu gazete ve televizyon kanallarından bahsederken yandaş – havuz medyası adlandırmalarını kullanıyorlar. Bu adlandırmayı niçin yaptıklarını da ben söylemeyeyim artık! Mesela bu medya içinde yer alanlardan birine yandaş diye saldırarak, ya da havuz medyası mensubu diye saldırarak aslında tersinden o kişinin yandaş – havuz medyası içindeki yerini sağlamlaştırmış oluyorlar! Saldırıyorlar, tahfif ediyorlar, ama aslında saldırdıkları o medya mensubu kendi cephelerinde yer alan, hatta medya baronunun çok da değer verdiği, özel korumaya aldığı medya mensuplarından biri olabiliyor!

Bu noktada yazının başındaki bizimkilere dönecek olursak, bu bizimkiler el değiştiren medya gruplarının başına birilerini göndererek meselenin hallolduğu gibi bir kanaat içindeler! Mesela bir gazetenin başına, ya da bir televizyon kanalının başına güvendikleri birini yönetici olarak gönderiyorlar ve o gazete, ya da televizyon kanalının Yeni Türkiye’nin gazetesi veya televizyon kanalı haline geldiğini sanıyorlar! O gazete, ya da televizyon kanalında kendilerine en fazla YALAKALIK yapanları ise baş tacı ediyorlar! Onlardan daha fazla Yeni Türkiyeci, onlardan daha fazla yine tırnak içinde “İslâmcı” yokmuş gibi bir tavır içine giriyorlar! Hatta güvenerek bir gazetenin başına gönderdikleri kişiye “Git de nasıl yayıncılık yapılırmış Ankara’da falancadan öğren” bile diyorlar! Oysa ismini verdikleri zat içlerindeki İrlandalılardan başkası değil! Hani bir ara tuzluk deyimi kullanılmıştı, bazı arkadaşlarımız da Truva Atı deyimini tercih ediyorlar, işte o zat tam da onlardan! Yani bir nevi tuzluk, ya da tercih ettiğiniz deyim Truva Atı ise içinizdeki en önemli Truva Atlarından biri övdüğünüz o kişi! Rus uçağının düşürülmesi gibi milli bir meselede mesela Rus uçağının Bayırbucak Türkmenlerini bombalaması yüzünden düşürüldüğünü perdelemek için olmadık senaryoları köşelerine taşımaktan hicap bile duymazlar! Çünkü zaten o senaryoları köşesine taşımasına vesile olan siyasi kişiler de parti içindeki tuzluk, ya da Truva Atlarıdır!

Bu hamur daha çok su götürecek! Meseleyi ele almaya devam edeceğiz.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.