18 Ekim 2017 Çarşamba
  • Altın151,481
  • BIST106.991
  • Dolar3,6762
  • Euro4,3196
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8356
  • İstanbul16 °C
  • Ankara5 °C
  • İzmir17 °C
  • Konya10 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır11 °C
  • Bursa13 °C
  • Kayseri4 °C
  • Kocaeli5 °C
  • Şanlıurfa14 °C
  • Gaziantep13 °C
  • İçel20 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Fikir, edebiyat karşısında ayakta duran bir Cumhurbaşkanımız var
26 Aralık 2015 07:05

Takvimler dün 25 Aralık’ı gösteriyordu. İki yıldır neredeyse toplumun tüm hücrelerine nüfuz eden bir mücadelenin içinden geçiyor Türkiye. Onun için unutulduğunu falan aklımıza getirmiyoruz. Biliyorsunuz iki yıl önce 25 Aralık sabahına Türkiye büyük bir gözaltı dalgası ile uyandı. Bir hafta önce, yani 17 Aralık’ta Türkiye’ye diz çöktürmeyi hedefleyen darbe teşebbüsünün ilk adımı atılmıştı. 25 Aralık’ta işte bu teşebbüsün ikinci adımı atılıyordu. Hedef yine aynıydı, Türkiye’ye diz çöktürecek darbeyi sonuca ulaştırmak. Fakat darbeyi sona erdiremediler, gerçekleştiremediler. Gözaltı dalgasını harekete geçirmeden önce iddianamesi bile hazırlanmış bir darbe teşebbüsüydü söz konusu olan. Gözaltına almalar başlamadan önce hazırlanan iddianamede Başbakan Recep Tayyip Erdoğandönemin başbakanı” şeklinde ve itibarsızlaştırıcı bir üslupla yerini almıştı bile. Zaten darbe teşebbüsünün nihai hedeflerinden biriydi Başbakan’ı tutuklamak, ellerine kelepçe takıp tutuklamak! Beceremediler!

Dün İstanbul’da Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan bir ödül töreninde iddianamelerde “dönemin başbakanı” ifadesiyle itibarsızlaştırılmaya çalışılan Recep Tayyip Erdoğan, onur konuğu idi. Üstelik bu 25 Aralık’ta Cumhurbaşkanı olarak onur konuğu idi ve şimdiye kadar hiçbir Cumhurbaşkanı’nın yapmadığı bir şey yaptı: Fikir karşısında, edebiyat karşısında hangi makamda bulunduğunu hesaba bile katmadan fikri ve edebiyatı ayakta dinledi, ayakta alkışladı. Bu aynı zamanda 25 Aralık’a verilen en önemli cevaplardan biriydi. Dün akşamdan kalan en önemli resimlerden biri ise cumhurun Başkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan, Nuri Pakdil’e mikrofonu bırakarak Türkiye’nin gelecek tasavvuruyla ilgili en önemli sloganının dile getirilmesine, o sloganın bir zemin bulmasına vesile olmasıydı: Ne mutlu Müslüman’ım diyene. Neyse bu meseleyi ele almayı bir sonraki yazıya bırakalım.

İki yıldır Star gazetesinin ihdas ettiği çok geç kalmış bir ödül töreni vardı: Necip Fazıl Ödülleri. Gecede Cumhurbaşkanımız bağlamında damgasını vuran iki ayrıntı vardı. Bunlardan biri Şiir Ödülü’nü alan şair Cevdet Karal’ın 25 Aralık için Cumhurbaşkanımızı tavsif eden sözüydü: Sağlam irade. Diğeri ise Hikâye Ödülü’nü alan Sibel Eraslan’ın Cumhurbaşkanımız için söylediği “Necip Fazıl’ın en büyük şiiri” ifadesiydi. Bu sözlerin dile getirilmesinin ardından Recep Tayyip Erdoğan Necip Fazıl Saygı Ödülü’nü alan Rasim Özdenören’e ödülünü vermek üzere sahneye çıkarken yanına Nuri Pakdil’i de alarak çıktı. Ve sözü Pakdil’e teslim etti. Hem Nuri Pakdil’i dinlerken, hem de Rasim Özdenören’i dinlerken sahnede ayakta bekledi. Cumhurun başkanının iki büyük edebiyatçının sözlerini dinlerken ayakta beklemesi, her iki edebiyatçıyı da ayakta alkışlaması söze verdiği değerin bir göstergesi olarak dün geceye damgasını vuran bir davranış oldu.

Necip Fazıl Saygı Ödülü’nü alan Rasim Özdenören, cumhurun başkanı sahnede ayakta beklerken konuşma yapmaktan hayâ ettiğini belirtmesine rağmen Recep Tayyip Erdoğan, devam etmesini istedi günümüzün en büyük hikâyecisinden. Bugüne kadar hiçbir cumhurbaşkanı söz karşısında, fikir karşısında Cumhurbaşkanımızın gösterdiği saygıyı göstermedi. Hele hem sözün sahibi Rasim Özdenören’in, hem de Cumhurbaşkanı’na sahnede eşlik eden Nuri Pakdil’in çok yakın zamana kadar özellikle edebî kanon tarafından görmezden gelinen iki büyük edebiyatçı olduğunu hatırlarsak, Recep Tayyip Erdoğan’ın tavrının önemi daha da bariz hale gelir. Gerçi edebî kanon her iki büyük edebiyatçımızı halen kabullenmiş değil, ama ne Pakdil’in ne de Özdenören’in bu görmezden geliş umurlarında!

Zaten Yeni Türkiye’nin önemi bu tavırdan meydana geliyor. Eski Türkiye’nin tüm makbul ve muteber kurum ve kişilerinin görmezden gelme tavırlarını sürdürmeleri haklılık pozisyonunu güçlendiriyor. Yeni Türkiye’nin Cumhurbaşkanı edebiyat ve fikir karşısında böyle bir ihtiram gösterebiliyorsa, önümüzdeki dönemde en azından kültün sanat alanında bir şeylerin yapılabileceği umudunu koruyabiliriz demektir! 13 yıllık iktidar döneminde kültür sanat alanında neredeyse hiçbir şey yapılmadığı, bari bundan sonraki yılların heba edilmemesi temennilerinin hayata geçebileceği ümidini taşıyabiliriz.

Dün geceki ödül töreninin en önemli özelliği de buydu bence. Türkiye’nin 2023 – 2053 ve 2071 gelecek tasavvurlarını akamete uğratmak, Türkiye’ye diz çöktürmek için son çaba olan darbe teşebbüsünün ikinci adımının atıldığı 25 Aralık tarihine denk gelmesi de Allah’ın garip bir tecellisiydi!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.