YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Eşcinsellik mazur gösterilecekmiş!
12 Kasım 2015 06:46

Burada yayınladığımız önceki yazılarımızdan birinde ABD İstanbul Başkonsolosunun bazı gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir çalışma toplantısı yaptığını hatırlatmıştık. Çalışma toplantısı dediysem öyle eşit taraflar olarak masaya oturulduğu gibi bir anlam çıkarılmasın. ABD’nin İstanbul Başkonsolosu bazı gazetelerin genel yayın yönetmenlerini toplamış ve Amerika olarak bundan sonra birtakım konularda izleyecekleri yayın politikaları hakkında düşüncelerini anlatmış! Siz yine de bu cümleyi ABD Başkonsolosu bazı gazetelerin genel yayın yönetmenlerine birtakım konularda izleyecekleri politikalar konusunda talimat vermiş şeklinde okuyun!

Her neyse işte, çalışma toplantısında başka nelerin masaya yatırıldığını değil de, sadece birini ele almaya gayret edeceğiz bu yazımızda. ABD İstanbul Başkonsolosu güzide gazetelerimizin genel yayın yönetmenlerinden bundan sonraki yayınlarında eşcinselliği mazur, hatta sevimli gösterecek bir politika izlemelerini rica etmiş! Tabii siz bu ricayı bir nevi talimat olarak okursanız resmi biraz daha net görme talihine erersiniz! Bu arada herhalde bu güzide gazetelerimizden ikisinin Doğan Medya mensubu gazeteler olduğunu belirtmeye gerek var mı diye bir soru da sormuyorum artık! Zaten Türkiye’de ne kadar pislik unsurun savunulması, övülmesi gerekiyorsa bir bakıyorsunuz altından Doğan Medya mensubu yayın organlarının çıktığını görüyorsunuz! Eşcinselliği savunsalar, hatta övseler ne kaybederler değil mi? ABD İstanbul Başkonsolosunun bu ricasının akislerini görmekte muhtemelen fazla gecikmeyiz! Nasıl bir yolla bunu yapacaklar açıkçası merak etmiyor değilim! Pisliğin mazereti, ya da mazurluğu olur mu? Bunu nasıl becerecekler bakalım?

İstanbul’da yapılan çalışma toplantısı bana 1990’lı yılların ortasından itibaren uygulamaya konulan ve alabildiğine başarılı olduğuna şahitlik ettiğimiz bir başka pislik övgüsünü hatırlattı. 2015 yılının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde 1990’lı yılların ortasını hatırlayan kalmış mıdır acaba? 1990’lı yılların ortasında aileye yönelik çok yoğun bir saldırı yaşadık. Muhtemelen artık unutulmuştur, ama arada bir de olsa hatırlatmakta fayda var! 1990’lı yılların başında özel sektörün televizyon dünyasında devreye girmesi vesilesiyle uygulamaya konuldu aileye yönelik saldırı. Üstelik aileyi dağıtmaya yönelik bu saldırı kendini muhafazakâr olarak adlandırılan televizyon kanalları vasıtasıyla sahneye konuldu ilk! Artık hatırlayan kalmamıştır muhtemelen, ama aileyi tahrip edici ilk yayınların beyaz camı kapladığı yer TGRT isimli televizyon kanalıydı! Astronomik rakamlarla Sibel Can’ından Seda Sayan’ına kadar birçok cins –i latif ekran yüzü yapılmıştı bu kanalda! Televizyon kanalının sahibinin oğlunun gözdesi bilmem hangi cins –i latif ekran yüzü için İstanbul’dan helikopter kaldırılıp Gaziantep’ten baklava almaya falan gönderilir olmuştu! Bunları hatırlayanınız kaldı mı acaba? Sonra peşinden 28 Şubat Süreci geldi ve oturdu ense kökümüze! 28 Şubat Süreci’nin kendilerini muhafazakâr olarak adlandıran kanallarının başına kimlerin kimler vasıtasıyla ve hangi projeyi gerçekleştirmek üzere oturtulduğunu da muhtemelen artık hatırlayanınız kalmamıştır!

Bir Ali Baransel vardı mesela! 12 Eylül darbesinin şefi Kenan Evren’e basın müşavirliği mi yapmıştı ne! Hatırlayanınız kaldı mı bu kişiyi? Eşi vardı Devlet’in resmi haber ajansında genel müdür yardımcısı! Tamam, muhafazakâr kesim darbeyi yapan cihet –i askeriyeye yakın durmaktan, hatta onların sofrasına oturmaktan hicap duymazlar! Fakat darbeyi yapan zatın basın müşavirliğini yapmış kişiyi de tutup televizyonunun başına oturtmaz sanırdık! Kendini muhafazakâr olarak adlandıranlar en azından darbecilerle bu kadar içli dışlı olduklarının ifşa edilmesinden hoşlanmazlardı! Biz öyle sanırmışık meğer! Ceketin astarı hiç de bizim sandığımız renkte değilmiş!

Meselemiz TGRT isimli televizyon kanalının başına kimlerin getirildiği ve başa gelen bu şahısların neler yaptığını masaya yatırmak değil. TGRT ile başlayan sonrasında ise malum televizyon kanallarının hepsinin katıldığı bu aileyi tahrip projesinin başarılı olduğunu hatırlatmak! Başarılı olmasalar bir sonraki aşamaya geçmezlerdi herhalde!

Şöyle bir geriye dönüp bakın isterseniz, yaşları 15 ile 25 arasındaki nesil televizyon kanallarında dizi adına, talk show adına neler izlediler! Bu yaş aralığındaki nesil dizi olarak aile içindeki “kimin eli kimin cebinde”, “kim kiminle yasak aşk yaşıyor”, “kim kimin kız / erkek arkadaşını yoldan çıkarıyor” dışında bir hikâyeye aşinalar mı? Belki hatırlayanlarınız vardır dedikodu programlarının ilk beyaz cama yansıtıldığı televizyon kanalı hangi kanaldı? Hatırlayamayanlarınız için biz söyleyelim: TGRT. İsmini andığımız bu kanalda bu neviden dedikodu programlarını başlatan kişi şimdi hangi kanalda bileniniz var mı? Yine ben hatırlatayım: a haber isimli havuz tesmiye olunan kanalda program yapıyor! Yo, sizin sandığınız gibi 1990’lı yılların ortasında yaptığı neviden dedikodu programı yapmıyor şu anda program yaptığı kanalda. Aslında yine dedikodu olarak adlandırılabilecek bir program yapıyor, ama öyle dedikodu değil! Şimdiki dedikodu konuları öyle böyle konular değil! Çok ağır, çok derin konuları masaya yatırıyor şimdi yaptıkları programda! Tabii yine bildiğiniz gibi bir dedikodu üslubunda beyaz cama yansıtıyorlar bu ağır ve derin konuları! Âlemin ağır abisi gibi takılıyor bu zat! Masaya yatırdıkları konular arasında derin devlet de var, paralel çete de, hatta PKK terörü bile var!

Evet, bildiniz, dedikodudan geçilmiyor programda! Üstelik program boyunca ekrana birlikte çıktıkları zat –ı muhteremle birlikte kraliçenin ne fettan biri olduğunu, kraliçenin devletinin ve istihbarat örgütünün ne kadar güçlü olduğunu, bunların ülkemize ne kadar büyük kötülükler planladıklarını falan öğreniyorsunuz masaya yatırılan konu ne olursa olsun! Fark etmiyor! Ellerinden gelse, daha doğrusu RTÜK denilen sansür kurulu programa ve kanala ceza kesmeyecek olsa, ağızlarını doldura doldura kraliçe ve adamlarına küfür de edecekler, ama RTÜK’ün keskin kılıcı enselerinden bir türlü ayrılmıyor ki! İkili artık neredeyse derin devlet – paralel çete – PKK terörü gibi konularda bir nevi bilirkişi, bir nevi kanaat önderi haline geldiler!

İkilinin ortak program yapmanın yanı sıra ortak bir yönleri daha var: Her ikisi de bir müddet Yeni Şafak gazetesinde bulundular. Biri gazetenin mutfağında yönetici, diğeri ise televizyon sayfasında köşe yazarı olarak yıllarını geçirdiler. Ne olduysa bir şeyler oldu ve önce köşe yazarı ayrıldı gazeteden, ardından da gazetenin mutfağında yönetici olan kişi. Üstelik terfi ederek ayrıldı gazeteden. Havuz tesmiye olunan yayın grubuna tepede bir yerde yönetici olarak geçti. Ve bu grubun gazetelerinden birinde genel yayın yönetmeni bile oldu! Gerisini varın siz düşünün!

Tabii bunların konumuzla ilgisi yok! Onlar korsan olarak girdiler yazının içine! ABD İstanbul Konsolosunun çalışma toplantısıyla da uzaktan yakından alakaları yok, yanlış anlaşılmasın sakın! Dediğim gibi yazıya korsan olarak girdikleri için aileyi tahrip politikasını anlatırken buralara geldik! Siz onların isimlerini hemen çıkardınız tabii! Onun için de bizi birilerinin eski JİTEM’in yönlendirdiği kişiler olduğunu söylememize de ihtiyaç kalmadı! O birilerini tarif etme zahmetinden de kurtardınız beni!

Neyse! ABD Konsolosunun bazı gazetelerin genel yayın yönetmenlerinden rica ettiği yayın politikasının yansımalarını yakında görürüz demiştim, ama birden hatırladım Şahenk Grubu’nun kanallarının birinde yayınlanan dizilerden birinde eşcinsel bir karakter yer alıyor! Sıkı durun, üstelik bu karakter olumlu bir karakter olarak sunuluyor! Hem eşcinsel, hem de olumlu bir karakter ilk defa galiba televizyon kanallarında kendini gösteriyor!

Gördünüz mü bak, yine yazı gereğinden fazla uzadı ve benim belki bu yazıda değil, ama bir başka yazıda masaya yatırırım dediğim bir söyleşi yayınlandı geçtiğimiz Pazar günü yeni medya baronumuzun himayelerinde yayın hayatına başlayan Yeni Yüzyıl gazetesinde! Ahmet Hakan Coşkun sorulan bir soru üzerine “günde 8 – 10 kahve içmezse o gününün rezalet geçtiğini” anlatmış. Üstelik kahve faslından hemen sonra Sayım Çınar’la günde 8 telefon görüşmesi yaptığını aktarmış! Coşkun’un sözlerini kelimesi kelimesine aktaramadım tabii ki! Çünkü gazete şu anda ulaşabileceğim bir nesne değil! Dolayısıyla aktardıklarımın eksiği var, fazlası yok! Tabii, bu meselenin de konumuzla alakası yok! Sakın yanlış anlaşılmasın!

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.