YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Bünyân –ı Mersûs’un Kilit Taşıdır Tayyip Erdoğan (1)
17 Eylül 2015 10:31

Bizim solcularımız ve darbe heveslisi aydınlarımız “Dinciden demokrat çıkaramadı”, ama elin bedevisi Tahrir’den bir darbe devşirebildi, hem de İsrail ile birlikte. Üstelik bizim solcularımızın, paralel çete müntesiplerinin ve darbe heveslilerimizin bir değil onlarca fırın ekmek yeseler de başaramayacakları geniş kapsamlı bir mutabakatı da kotardılar.

Taksim’deki gezi kalkışmasında General Sisi’nin sağladığı mutabakatın çok küçük bir örneğini de olsa kotaramayan bizimkiler ne kadar yazıklansalar yeridir! Başlangıçta üç beş ağaç için gezi parkını 28 Mayıs’ta işgal eden bizim anarşistlerimiz ve beyaz yakalılarımız, tüm iyi niyetlerine (!) rağmen 31 Mayıs’tan itibaren “iyi saatte olsunlar”ın olayın içine karıştığını dışarıdan (dışarıdan derken Türkiye dışını kastetmiyorum, Taksim alanı dışını kastediyorum) yapılan tüm uyarılara rağmen bir türlü görmek istemediler. Aynı görmek istememe tavrını 17 – 25 Aralık darbe teşebbüsünde, 1 – 9 Ocak MİT TIR’ları şerefsizliğinde paralel çete müntesipleri de gösterdiler. Bu görmek istememeyi şimdilik eylem psikolojisine yazalım. Eylem içindeyken, eylemin psikolojisi içindeyken yaşanan tüm olumsuzluklara, tüm müdahalelere rağmen “iyi saatte olsunlar”ın ipleri ele geçirdiğini görememiş olmaları ihtimali var! Tabii eylem içindeki kişinin “aşkın gözü kördür” fehvasını hatırlatırcasına kendini eyleme teslim etmesinden kaynaklanan görmek istememe halini de hatırlamak lazım! Buna bir tür algıda seçicilik deyip geçelim.

17 – 25 Aralık darbe teşebbüslerini, 1 – 9 Ocak bu ülkenin bekası için çok önemli bir kurum olan MİT Müsteşarlığı’na ait TIR’lara düzenlenen baskınlarla elde etmek istedikleri sonucu tevlid edemeseler de istedikleri algıyı oluşturmak için canhıraş bir biçimde çaba harcadılar. 30 Mart seçimleri ise istedikleri sonuca ulaşmaları için daha epey bir fırın ekmek yemeleri gerektiğini ortaya çıkardı. Tabii 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçiminde de istedikleri sonuca ulaşmalarının mümkün olmadığını bir türlü göremediler. Göremedikleri için çatı aday etrafında kenetlendiler. Göremedikleri için de 10 Ağustos seçimlerinde ilk turda hiç, ama hiç istemedikleri kişi Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından, bir ay sonra idrak ettiğimiz Kurban Bayramı’nda Kobani’yi bahane ederek denenen bir başka kalkışma ise 50’nin üzerinde insanın ölmesine rağmen, istenen sonucu yine devşiremedi. Üstelik bu kalkışmaya halkı çağıran terör örgütünün en büyük destekçisi haline gelen bir partinin eş genel başkanı oldu! Bu partinin hem eş genel başkanlarının, hem milletvekillerinin, hem belediye başkanlarının devirdikleri çamları saymak bile sayfalar dolusu yazmayı zorunlu hale getirir! Terör örgütüne silah sevkiyatı yapan milletvekili mi ararsınız, terör örgütüne yiyecek sevkiyatı yapan milletvekili mi ararsınız, öldürülen terör örgütü mensuplarının cenazelerini sahiplenen milletvekili mi ararsınız, yaralanan terör örgütü mensuplarını hastaneye taşıyan milletvekili mi ararsınız, yoksa Kürt halkına dönüp “bu keleşi size çevirmesini biliriz” diyen milletvekili mi ararsınız? Hepsini bu partinin içinde aramadan da bulabilirsiniz! Bu partinin eş genel başkanları sanki terör örgütü yöneticisi imişler gibi halkı silahlanmaya çağırma densizliğinde bile bulundular! Üst yapının talimatıyla sürdürülen saldırılarda şimdilik bir ekonomik kriz çıkaramadıkları kaldı!

2014 yılı boyunca yaptıkları her saldırı bir biçimde savuşturulmasına rağmen üst yapının emri altındaki tüm unsurlar ikinci bir emre kadar saldırılarına ara vermeyecekler, ortaya çıkan tabloda onu gördük. Geçtiğimiz 7 Haziran seçimleri sonrasında iyice zıvanadan çıktılar artık. Üç koldan terörün iplerini saldılar ve geldiğimiz noktada gencecik fidanların gök ekin gibi biçildiği bir atmosfer maalesef oluştu! Üst yapının (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adlandırmasıyla üst akıl) emriyle hareket eden unsurlar arasında canhıraş bir biçimde saldırılarını sürdüren en öndeki unsur bugün itibariyle paralel çete müntesipleri olarak görünüyor. Paralel çete müntesiplerinin sadece Suruç bombasının ardından yaptığı saldırıları masaya yatırsak bile durumun vahameti kendiliğinden ortaya çıkar! Meseleyi öyle bir noktaya getirdiler ki, artık şehit güvenlik mensuplarının ağzından çıkmış gibi vasiyet mektupları uydurma konumunu neredeyse içselleştirdiler artık! Hele Dağlıca’da 16 şehit verildiği gece saatlerinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından uydurdukları yalan beyan paralel çete müntesiplerinin aklî muvazenelerinin ne denli dengesiz hale geldiğini gösterdi! Ben aklî muvazene dengesizliği diyorum, ama siz bunu taammüden işlenmiş bir fiil olarak anlayın!

Taammüden işlenmiş bir fiil! Çünkü bu haberi Doğan Grubunun amiral gemisi olarak tesmiye olunan Hürriyet gazetesi o gece bir müddet internet sayfasında tutup, ardından hemen siteden kaldırmış olmasına rağmen paralel çetenin amiral gemisi Zaman gazetesi ısrarla o haberi muhafaza etmeyi sürdürdü. Bununla da yetinmedi paralel çete müntesipleri. Sosyal medyada milleti galeyana getirip insanların en yakınlarındaki Kürt komşularını kesecek hale gelmeleri için ellerinden gelen gayreti gösterdiler! Millet bu paralel çete müntesiplerinin peşine takılsaydı, bugün Türkiye’nin her bölgesinden komşunun komşuyu kestiği bir tabloyla karşı karşıya kalacaktık! Gerçi şehidin ağzından yalan vasiyet mektubu uyduranlardan daha da kötüsünü beklemek lazım! Efendimize bile iftira etmekten çekinmeyen bir azgın güruhla karşı karşıyayız! Milleti komşularını kesecek hale getirmek istemişler çok mu? Önlerine kemik atan kim olursa, onun adına ve onun çıkarına havlamayı bir marifet belleyenlerden daha düzgün bir tavır nasıl beklenebilir ki? Bizimkisi de saflık işte!

Bunları hatırlattıktan sonra yazıya başlık yaptığımız bünyân –ı mersûs deyimine geçebiliriz:

Bünyân –ı mersûs deyimi Kur’an’da geçen deyimlerden bir deyim. Türkçede belki “birbirine kenetlenmiş tuğlalardan yapılmış duvar, bina” olarak karşılanabilir. Kur’an’da deyimin geçtiği ayetteki bağlamı ise Müslümanlara bir tavsiyeyi içeriyor. Tavsiyede “birbirine kenetlenmiş bina, duvar gibi cihad” etmeleri tavsiye ediliyor Müslümanlara. Taksim’deki gezi kalkışmasıyla cihadın ne alakası var, darbe teşebbüsleriyle cihadın ne alakası var diyebilirsiniz. Haklısınız. Hiçbir alakası yok. Geçtiğimiz Ramazan ayından bu yana millet olarak maruz kaldığımız terör saldırılarının cihatle bir alakası kurulabilir, ama biz yine de bu bağlantıyı kurmayalım! Tavsiyeyle ilgili değil bizim burada bünyân –ı mersûsu gündeme getirişimiz. Sadece Kur’anî bir deyimi hatırlatıyoruz! Kast –ı mahsusamızı bununla sınırlı tutabiliriz! Yani insanlara Kur’an’î bir deyimi hatırlatmayı kendimize iş edindik!

Deyimin ne anlama geldiğini efendimizin özel eğitiminden geçmiş ve Kur’an’a vukufiyetiyle temayüz etmiş ehl –i suffadan olan bir sahabî şöyle anlatıyor: “Taşı taşın üstüne koyarız. Onları da küçük taşlarla birbirine tuttururuz. Sonra da üstüne hâre dökeriz. Biz buna bünyân –ı mersûs deriz.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.