YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Bugün 30 Temmuz 2016
30 Temmuz 2016 10:18

Evet, bugün 30 Temmuz 2016 ve günlerden Cumartesi. Oysa bir yıl önce günlerden Perşembe’ydi. O günden bugüne tam 366 gün geçti ve bugün 367’nci gün. Perşembe’ydi ve hava hem çok sıcak, hem de bizim evimizde sıcak olan bu hava çok ağırdı. Havanın bu ağırlığının sebebini ikindiden neredeyse hemen sonra, ama Cuma’nın hükmü girdikten sonra birden anlayıverdik: Evimizin, ailemizin koruyucu meleği, bize bu dünya için Rabbimizin çok kavi bir zırh olarak ihsan ettiği kızımız Fatma Begüm Saba saatler 6’yı biraz geçtikten sonra ebedî yurdumuza hicret ediverdi.

Hazır değildik. Zaten ebedî yurdumuza hicret etmeye bizim gibi aciz ve aceleci insanlardan kim hazırdı ki! Hele o ağızların tadını bozan ölümü kim kendine ve en yakınındakilere yakıştırır ki! Kızımızın hicreti kelimenin tüm anlamlarıyla bizi hazırlıksız yakaladı. Hazır değildik, ama birkaç gündür haberdar ediliyormuşuz! Bize haber verilmesine rağmen işaretleri okuma istidadını taşımadığımız için bize gönderilen haberleri okumayı başaramamışız ne yazık ki! 28 – 29 Temmuz günlerinde kızımızın üzerine birden hâkim olan sükûnetin ne anlama geldiğini, sükûnetinin yanı sıra bedenini kaplayan huzurun neye işaret ettiğini anlayamamışız! 30 Temmuz’dan birkaç gün önce kalbinden yukarı yayılan ve boynunda karar kılan ve kesinlikle bu dünyaya ait olmayan o kokunun neyi ima ettiğini de anlayamamışız!

Ebedî yurda hicret her zaman olduğu gibi bize göre zamansız ve beklemediğimiz bir anda vuku bulmuştu. Oysa biliyoruz ve inanıyoruz ki hiçbir şey, ama hiçbir şey zamansız değildir. Ve yine biliyoruz ve inanıyoruz ki ebedî yurdumuza hicreti bir saniye geciktiremediğimiz gibi, bir saniyecik olsun öne de alamıyoruz.

30 Temmuz ikindi sonrası biz anlayamasak da bir şey oldu ve ne olduysa oldu Rabbimiz bana ikram ve ihsan ettiği gibi eşime de, kızımız Fatma Begüm Saba’nın ağabeyine, iki ablasına ve bir kardeşine metanet ikram ve ihsanında bulundu. Bu metanet belki başımıza neyin geldiğini idrak edememekten kaynaklanıyordu, ama her neden kaynaklanırsa kaynaklansın bize Rabbimizin kızımızı yanına almasının, yanına alma biçiminin de Rahmet’inden meydana geldiğini kabul ettirdi. Bunun Rabbimizin Rahmeti ve Merhametinden kaynaklandığından asla şüphe etmedik. Rabbimiz böyle uygun gördüyse bu da bize merhametindendir dedik. Bunları kimse bize söylemedi. Kimse bize “bak mesele sizin sandığınız gibi değil, bu Rabbimizin size merhametindendir” demedi. Bunları biz bir ikram bir ihsan olarak içimizde hazır bulduk. İçimizde hazır bulduğumuz bu şey her ne ise işte o bize öyle bir metanet verdi ki kelimelerle izahı asla mümkün değil.

Sonuçta bir tutam topraktan halkedildik ve yine bir tutam toprağa kalbolacağız. Dünya denilen bu âlemde nefes rızkımız, yiyecek – içecek rızkımızı tüketinceye kadar eğleneceğiz. Bir gölgelik olarak adlandırılan dünya hayatımızı üzerimizden soyunup hepimiz ebedî yurdumuza hicret edeceğiz. İnanıp inanmamamız önemli değil, inansak da inanmasak da bu dünyayı burada bırakıp gideceğiz. Hicret zamanımız geldiğinde mutlaka bizim için de zamansız, beklenmeyen bir anda gitti denilecek, ama zamansız değil, tam da zamanında bırakıp, gideceğiz bu dünyayı.

Topraktan geldik, yine toprağa döneceğiz. İnsanın canından bir parçayı toprağa verirken, onu toprağa emanet ederken içinde kopan fırtınaları tavsif etmeye bu dünyaya ait hiçbir kelime, hiçbir kelimeler topluluğu yeterli gelmez. Tavsif etmeye yeltenen her insan istidadı ölçüsünde bir şeyler söyler, ama söylenen bu cümleler durumu izah etmeye, tavsif etmeye yeterli gelir mi, orası meçhulümüz işte. Mesela canından bir parçayı toprağa koyarken “aman incinmesin” cümlesi insanın ağzından neden dökülür? Mesela canından o parçayı toprağa koyarken başının altına toprak çekerken, o toprağın içindeki taşa benzeyen şeyleri, ya da sert toprak parçalarını neden ayıklar? Başını yumuşak toprağa koysun ve rahatsız olmasın kaygısı içine niçin girer, hangi kelimeler, ya da kelime toplulukları ile anlatılabilir bilen varsa, tavsif edebilecek olan varsa gelsin izah etsin bize! Ebedî yurda hicret vuku bulduktan sonra geride kalan vücudun bir hükmünün kalmadığını bilerek insan o ayrıntılara neden dikkat eder, dahası o hal içindeyken bunları nasıl akıl eder de o işlemleri yapar, hangi kelimelerle izah edebiliriz bu durumu?

366 gün önce bugün ikindi sonrasında ebedî yurdumuza hicret etti kızımız Fatma Begüm Saba. Geride kalan bu 366 günde her geçen gün daha fazla özledik kızımızı. Hasretini çekiyoruz. Özledik. Özlüyoruz.

Bu yazıyla birlikte İtibar Dergisi’nin Temmuz sayısında yayınlanan 30 Temmuz 2015 isimli şiirimizi de sizinle paylaşayım istedim. İçinizden gelirse birer Fatiha hediye ederseniz hem bizi, hem de kızımızı çok sevindirmiş olursunuz.

30 Temmuz 20015

 

1

 

şiirlerimden birinin ismi olmalı

bu tarihle girmeliyim

mısraların peşine takılıp

ardın sıra nedamet sözleri

fısıldatan meleklerin ilgi alanına

“nâdim oldum peşiman oldum

bilip ettiklerimden

bilmeyip ettiklerimden”

dedirten fısıltılarla girmeliyim

kısa sürmüş misafirliğine

teşrihine mecalim yeterse

tevsik ettirebilirim belki

yüzündeki hasreti

 

seni anlatmalı yüzüne sinen

hasretin ifadesini anlatmalı

teşrihe mecalim yeterse

misafir ordularına meylini

 

hayret mi hasret mi

dile gelir kirpiklerine

bulaşan tozdan

gözlerindeki aşina sıcaklık

kelimelere gelmeli

şiirlerimden birinin ismi olmalı bu

elfazı olmalı dilimin

 

 

 

2

 

hastane bahçeleri yeni girdi hayatımıza

bu siren sesleri bu arabalar gece vakti

altüst etmeye yetti munisliğimizi

yeni dadandı bu bahçeler ellerine

 

elleri gül sapından yapılmış

kardeşin taşıdı ilk bizi bu bahçelere

sen uzaktın bilgisine ayrı kalmanın

uzak kalacaktın vasatın vasfından

ellerini bıraktığın bu neşve

bahçeden

akmıyor ellerimize

 

bu siren sesleri bu arabalar

hasretini de taşıdı bu bahçeye

elimiz ayağımıza dolaştı

şaştı tedbirimiz

aradığımız telefonlardan cevap alamadık

yosunlar takıldı saçlarımıza

vefa niyetine

tez geçer sandık bahçe nöbetleri

 

 

 

3

 

acil müdahale odası

bilmediğimiz bir mekân

penceresi de yok

serinlik taşısın

içimizde habire direlenen ateşe

kürelenecek kar da kalmamış

damarlarımıza yayılan yangına

bilmediğimiz bir mekâna düştük

bîçareyiz hepimiz

 

elektro şok ne anlama gelir

bilmez baban annen bilmez bunu

uygulanırsa acır mı bedenin

bilmediğimiz kelimeler arasına

karşılığı kamuslarda aranan

sözlerden olmalı

ardından devriye çıkarılsa da

ele geçmeyen anlamlar

biteviye zorlayan hafızamızı

kafalarımızı biteviye karıştıran

elfazdan olmalı mutlaka

 

baban teskin edilir mi

birkaç dal sigara

birkaç kelam –ı kibarla

ağzı kurumuş sanırsın çölde kalmış

susuz kalmış bu kurumuş ağız

neler söyler hangi kahkahaya tutunur

yüzleri seçemez bu kurumuş dudakla

 

bir baksan bahçede bir baksan

annenle müdahale odası

arasında mekik dokur

dizlerindeki derman ne der

ne der teskine gelmiş dostlar

omzuna yaslasa başını hafifler belki

 

 

 

 

 

 

4

 

evimiz çok kalabalık

odandaysa yatağını

toplamış annenin arkadaşı

pencere açık

odada tanımadığımız bir soğukluk

bize yabancı

yabancı hayatımıza

 

polisler gelir gider

ellerinde kamera ölçüm aletleri

ayaklarında galoş kayda alırlar

sanırız odada sen oyundasın

oyun arkadaşların kulağına

seni coşturan kelimeler fısıldar

evin önündeyse bir minibüs

olay yeri incelemeden gelmiş

 

evimiz çok kalabalık

herkes bir kelam –ı kibarla

seni anar

kim ne söyler

ne söyler annen ve kardeşlerin

baban ne anlar

bu kelam –ı kibardan

bilgisi ulaşır mı sana bu ahvalin

bu kelimelerin bilgisi

bir bilen

bir vasfeden çıksa

anlayabilir miyiz meleklerin

kulağına fısıldadığı kelimeleri

 

5

 

her toprak senin etini ister

desem

toprağa aşina alnım

toprağa aşina dilim

yele verir mi kelimelerimi

ve bunu şiirime katsam

gülden esatir oluşturmak için

aşinası olduğun firdevs bahçesi

dindirir mi gözlerindeki hasreti

 

6

 

daha dündü gözünün önündeydi

meleklerin edalarına bakardın

kalbin işveleriyle coşardı

kulağına fısıldanan sözlerin

fesleğen sanırdın işvenin köpürttüğü kanı

geyik göbeği kokulu yürek kanın

cennetini saklardı senin

daha dündü

meleklerin edaları gözündeydi

 

daha dündü

kelimelerden elbiseler dikerdik

hakikatine senin

bu urbaların dar geldiğini

öğretirdin bize

daha dündü

kelimelerimiz pası olurdu

hakikatinin

aynamızmış hakikatin

daha dündü

 

biz göremedik meleklerin edasını

oysa tanırmış onlar bizi

gözümüzde kan deryası

edasıymış oyun arkadaşlarının

daha dündü senin bıraktığın

Yazarın Önceki Yazıları
Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Bilgemiz Aliya için Hece’den özel sayı 04.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.