25 Kasım 2017 Cumartesi
  • Altın163,366
  • BIST104.539
  • Dolar3,9376
  • Euro4,6999
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin5,2580
  • İstanbul8 °C
  • Ankara-2 °C
  • İzmir3 °C
  • Konya-1 °C
  • Adana7 °C
  • Antalya8 °C
  • Diyarbakır2 °C
  • Bursa5 °C
  • Kayseri-1 °C
  • Kocaeli0 °C
  • Şanlıurfa5 °C
  • Gaziantep4 °C
  • İçel12 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Bir daha söyleyelim: Hedef bağımsız Türkiye
19 Ekim 2015 07:59

Burada dikkatinize sunduğumuz birçok yazıda özellikle şuna dikkat çektik: Türkiye, cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar iç ve dış saldırılarla karşı karşıya. Türkiye’ye diz çöktürülmek isteniyor. Bağımsız ve Müslüman bir Türkiye gavurlar tarafından istenmiyor, gavurları bu özelliğe sahip bir Türkiye tedirgin ediyor. Türkiye’nin Müslümanlığı değil gavurları tedirgin eden, Türkiye’nin bağımsız olması.

Türkiye’yi 2006 öncesi bağımlı ve istediklerini yaptırabildikleri bir zemine çekebilseler, Türkiye’de şeriat hükümlerinin ilan edilmesine bile itiraz etmeyecekler. Eleştirebilecekleri, saldırabilecekleri bir bahane her zaman buluyorlar. Olmadı, içerdeki İrlandalılarla iş tutarak, onların verdikleri malzemeleri bahane ederek eleştiriyor, ya da saldırıyorlar.

İçerdeki küresel baronların sadece peçeteciliğini yapan kesimleri harekete geçirerek bağımsız ve Müslüman Türkiye’ye diz çöktürmek istiyorlar, ama ne hikmettir 8 – 9 yıldır yaptıkları bütün saldırılara rağmen bir türlü diz çöktüremediler. Türkiye açısından kanayan bir yaranın kapanmasını temin etmesi beklenen çözüm süreci, biliyorsunuz geçen yıl Kurban Bayramı’nın ikinci günü başlayan olaylarla fiilen rafa kaldırılmıştı.

Terörün en büyük destekçisi konumunda olan partinin eş genel başkanı biliyorsunuz Amerika’dan döner dönmez henüz ayağının tozu kurumadan Kürt halkını sokağa çağırmıştı. Sokağa çıkan terör örgütünün şehirlerdeki unsurları PKK karşıtı olan, PKK karşıtı olmasa bile onları tasvip etmediğini bildikleri 53 Kürt vatandaşını Bayram falan dinlemeden gözü dönmüş bir acımasızlıkla katletmişlerdi.

İşte PKK’nın sokağa çıkan ve ölüm kusan şehir unsurlarının bu acımasız tavrı üzerine Devlet denilen soyut kavramın içini dolduran yapı, çözüm süreci denilen her ne ise işte onu rafa kaldırdı ve tedbirlerini ona göre yapılandırmaya başladı.

Bilenleriniz bilir, PKK denilen terör örgütünün şehir yapılanması da o tarihten sonra şehirlerdeki tahkimatını artırabildiği kadar artırdı. 7 Haziran sonrasında ise hepinizin çok iyi hatırladığı gibi, istikrarsızlığı hâkim kılmak, olur da Türkiye’yi kaosa sürükleyebilmek gayesini de güderek üç terör örgütü birden devreye sokuldu. O günden bu yana yaşananları hepiniz biliyorsunuz, henüz hepsi daha çok taze olaylar. Üstelik bir kısmı unutulabilecek gibi de değil.

Türkiye’nin her bir alandan alabildiğine sıkıştırılması, bekasına yönelik tehditleri de içeren bir zemine kayması üzerine burada bazı noktalara dikkat çekmeye gayret ettik. Kabul edelim, ya da etmeyelim, beğenelim, ya da beğenmeyelim Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin Cumhurbaşkanı, yani Devletin başı.

7 Haziran’dan hemen sonra Alman, İngiliz, Amerikan, İsrail, hatta İspanyol medyasının ağız birliği etmişçesine bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na saldırıya geçmesi üzerine bir şeye daha dikkat çektik: Hedef Erdoğan değil, doğrudan bağımsız ve Müslüman Türkiye’dir, bu ülkenin bağımsız hareket etmeye başlamasıdır. Onun için de bu ülkeye diz çöktürülmek isteniyor. Cumhurbaşkanı’nın bizim tarafımızdan savunulmaya hiç mi hiç ihtiyacı yok! Zaten biz de o yazılarda kişiyi değil, Devlet denilen soyut mekanizmanın karşı karşıya kaldığı tehlikeye dikkat çekerek, onu savunmaya gayret ettik. Burada yaptığımız, daha doğrusu yapmaya gayret ettiğimiz sadece bazı şeylere dikkat çekmeye çalışmak. Dikkat çekebiliyor muyuz, yazılarımız herhangi bir karşılık buluyor mu? Yoksa kendimiz yazıp, kendimiz mi okuyoruz? Bunu bilmekten ne yazık ki aciziz! Bir işe yarayıp yaramadığı konusunda herhangi bir bilgi sahibi değiliz!

Bildiğimiz bir şey var: Geçtiğimiz Haziran ayından bu yana “Devletin elinin armut toplamadığını” iddia eden, “hedefin Erdoğan değil, bağımsız ve Müslüman Türkiye” olduğuna dikkat çeken yazılar da dâhil, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin bir biçimde geçtiği yazılarımız tümüyle “Yeni Tayyipçilik” ve “Erdoğan yalakalığı” olarak algılanmış! En yakınımız olarak gördüğümüz, neredeyse tam 40 yıldır edebiyat, kitap, şiir gibi meseleleri konuştuğumuz kişiler tarafından bile böyle algılanmış! Ve bizim hakkımızda kanaat belirtirken geride kalan 40 yılın tüm konuşmaları, kültür – sanat alanında yapılanlar bir kenara bırakılarak, siyasetle olan mesafeli ilişkimiz göz ardı edilerek bizi Yeni Tayyipçi konumuna, bizi farklı bir algıya itecek bir konumda görür ve gösterir olmuşlar! Böyle yapmalarının bir anlamı yok gibi de görülebilir. Fakat görmedikleri, kabul etmedikleri bir şey var: Kişiler bugün var, yarın yoklar. Kalacak olan Devlet denilen soyut mekanizmadır.

Devlet denilen bu soyut mekanizma da ortadan çekildikten sonra saldıracak, ya da savunacak bir şey de kalmayacak! Herkes kendi güvenliğinin, kendi hayatının kaygısıyla meşgul olmaktan bir şey savunabilecek durumda olmayacak! Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın bizim gibi hiçbir platformda esamisi bile okunmayan birinin savunmasına asla ihtiyacı yok! Savunulması gerekiyorsa Devlet denilen soyut mekanizma zaten onu savunur! Savunulması gerekmiyorsa da gereğini yerine getirir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti öyle sizin zannettiğiniz gibi gariban üç beş kişinin savunmasına ihtiyacı olmayan bir Devlettir! Ve başında asla istemediği birini tutmaz!

Burada tekrar altını çizerek belirtelim: Hedef bağımsız ve Müslüman Türkiye’dir. Hedefe oturtulanlarla bağımsız ve Müslüman Türkiye’nin diz çöktürülmesi arasında bir bağlantı yoktur! Hedefe oturtulanlar sadece Türkiye’ye saldırabilmek adına bahane olarak kullanılmaktadır. Bu bahaneye ise içerdeki İrlandalılar bolca malzeme sağlamakta, adeta ateşe odun değil, benzin taşımaktalar!

7 Haziran’dan bu yana bu kadar şey yaşanmışken, bölgenin neredeyse bütün terör örgütleri Türkiye’nin üzerine salınmışken, içlerindeki en tecrübeli olan, yani PKK 5 bin civarında teröristini kaybetmişken, en son Ankara garının yanında iki canlı bomba kendini patlatmışken ve 102 vatandaş ölmüşken bunları hatırlatmak da nereden çıktı gibi bir soru gelmiştir akıllara! Hemen söyleyelim: Türkiye çok önemli bir süreçten geçiyor ve 1 Kasım sonrasında ülkeyi çok zorlayacak bir döneme girilebilir! Eğer Türkiye 1 Kasım sonrasında öyle bir sürece girerse bilin ki mesele kesinlikle karakolda çözülür! Karakol dışında bir seçenek kalmayabilir!

Meselenin, daha doğrusu kavganın karakola taşınmasının sancılarını bu ülke çok çekti! Bu millet karakolda sonuçlanan kavgaların hemen ardından, kavgayı karakola taşıyanlara çok sert cevaplar vermiş olmasına rağmen, bu defa kavganın karakola taşınması eski sonuçları tevlit etmeyebilir! 28 Şubat sürecinde doğanlar şu anda genç oldular ve bir kısmı seçimlerde oy kullanıyorlar. Kavgaların karakola taşınmasının ne manaya geldiğini bilmiyorlar bile! Bu defa karakol sonrasında bu milletin alışkın olduğu cevap gelmeyebilir! Zaten karakolda da durum değişebilir! Karakoldan en çok çekindiğimiz sonuçla dönmek zorunda kalabiliriz! Bakmışız ki bağımsız ve Müslüman Türkiye’den eser kalmamış! Bakmışız ki Türkiye’de Başkanlık ilan edilmiş, hatta onunla yetinilmemiş Türkiye şeriat kanunlarıyla yönetileceğini ilan etmiş! Olmaz demeyin. Bu ülkede olmaz, olmaz!

1 Kasım öncesi korkunç bir sessizlik var ve bu sessizlik iki taraftan birini devre dışı bırakacak bir sonuca götürebilir Türkiye’yi! Tarafları biliyorsunuz! İsterseniz bu konuya bir sonraki yazıda devam edelim.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
Sn. Ali Sali'ye...
 // Ali Rıza Kavalalı
Ali bey,
Yazılarınızı zevkle okuyorum. Mutlaka başkaları da izliyordur Sizi. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış. Ama Anadolu bizim son köyümüz. Gidecek başka yerimiz yok. Kaleminize kuvvet. Selamlar......
20 Ekim 2015 Salı 17:20