YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Beklemek ibadet bilinir bayram gelmiş neyime diyemeyiz
17 Temmuz 2015 07:00

Bir mısraını andığımızda hepinizin hemen hatırlayıvereceği içli, içli olduğu kadar aynı zamanda da kahırlı bir türkümüz vardır: “Bayram gelmiş neyime” kahırlanmasının da geçtiği türkülerimizden biridir. Bilenleriniz bilir sadece bayramlar için yakılmış türkülerimiz gibi, içinde bayrama da atıfta bulunulan türkülerimiz epey bir yekûn tutar. Yazımız bu türküler üzerine bina edilecek bir yazı olmadığı için sadece türkülerimiz arasında bu neviden türkülerin de olduğunu hatırlatıp geçelim. Bayram bir sevinç ve eğlence günlerinin başlangıcı olarak bilinir ve öyle kabul edilir. Türkçenin farklı lehçelerinde bayramı ifade eden, bayramı karşılayan kelimeler aynı zamanda ya sevinç ve eğlence, ya düğün, ya da zengin gibi anlamları ihtiva eden kelimelerdir. Zaten bayram kelimesi bu topraklarda kutlamayı barındıran bir etkinlik olarak bilinir. Bu toprakları, yani Anadolu’yu mayalayanlar bayramı bir kutlama olarak kabullenmişler ve bu kabulleri doğrultusunda ne gerekiyorsa onu yapmışlar. Ne mübarek bir tesadüftür ki bu toprakları mayalayan ilk nesil erenler arasında yer alan büyük velinin ismi de Hacı Bayram Veli Hazretleridir. Sevinç ve eğlence günlerinin biran önce gelmesi beklenir. O gün sabırsızlıkla beklenir. Hatta Orhan Gencebay’ın bir şarkısında da dile getirildiği gibi “beklemek ibadet” bilinir, gitmekse zulüm. Beklemek ibadet bilindiği için de bayram gelmiş neyime diyemeyiz! Yanlış anlaşılmasın mübarek Ramazan bizi nasipse bir sonraki senede tekrar ziyaret edinceye kadar bırakıp gitti diye zulüm demiyoruz! Orhan Gencebay’ın şarkısındaki zulüm bir metafor ve âşık – maşuk ilişkisiyle alakalı bir adlandırma! Beklemenin ibadet bilindiği bir anlayışta, gitmenin zulüm olarak algılanması gayet doğal! Tabii ki âşık – maşuk ilişkisi bağlamında bir doğallık olarak görebiliriz bunu. Yoksa mübarek Ramazan’la, ya da bayramla ilgili böyle bir düşünce aklımızın ucundan bile geçmez!

Geldi geliyor diye hasret ve iştiyakla beklerken bir de baktık ki bereket, rahmet ve mağfiret ayı mübarek Ramazan şöyle bir göz kırptı da geçip gidiverdi. Sadece Ramazan da değil, bayram da bir bakacağız ki geçip de gidivermiş. Bayram da tasını tarağını toplayıp gidecek biz istemesek de. Biz istemesek de, çünkü kimse istemez sevinç ve eğlence günlerinin geçip gidivermesini. Fakat sayılı gün değil mi, çabuk geçecek! Orucu, Ramazan’ı tezyin etmek için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bu millet, haliyle bayramı da göz ardı etmemiş, aksine belki de bayramı daha çok gözetmiş bir millet. Bu millet bayramı da güzelleştirebilmek için elinden gelen her türlü gayreti göstermiş.

Ramazan ve oruç büyükler, en azından akil baliğ olanlar için düşünülse bile bayram özellikle çocuklar için tezyin edilmiş. Çünkü oruç aynı zamanda sorumluluk anlamına da geliyor. Çocuklar için sorumluluk akil baliğ oluncaya kadar ibadetler konusunda gündeme gelmemiş. Ramazan’ın ve orucun çocuklara bakan yüzünde tekne orucu gibi deyimler yer alsa da, çocuklar oruca özendirilmiş, ama oruç tutmaları için zorlanmamış. Tekne orucu da zaten çocukları oruca özendirmek için milletimizin ve tevarüs ettiğimiz kültürün keşfettiği bir algı yönetimi olarak da görülebilir. Hele çocukların ilk oruçlarının ailenin büyükleri tarafından bir bedel karşılığında satın alınması âdetini çocukları oruca yönlendirmekle, çocukları oruca özendirmekle alakalandırmak yanlış olmasa gerek. Orucun her ayrıntısını tezyin eden bu kültürün bayramı göz ardı ettiğini düşünmek akıllara seza bir aymazlık olarak görülebilir. Algılarımızın gerçeği dönüştürdüğü, hatta gerçeği tahrif ettiği söylenir. Gerçek ile bizim algılarımızın arasında bakış gibi, zihniyet gibi, hatta ideoloji gibi, hatta ve hatta dil gibi birtakım engellerin, birtakım perdelerin olduğunu görmezden gelemeyiz. Bu engellerin ve perdelerin varlığından bahsetmek meseleyi abartmak olarak görülmemeli. Yazının ilerleyen kısımlarında bir abartı içinde olmadığımız bariz bir biçimde ortaya çıkacaktır umarım!

Biz bu yazıda milletimizin bayramları tezyin etmek için neler yaptığını ele almak yerine birçok atıf yapacağımız güzide edebiyatçılarımızdan Refik Halid Karay’ın Ramazan kelimesinin hatırlattıkları ve bayram kelimesinin kökeninden hareketle ele aldığı hususları hatırlatan bir şeyler kaleme almaya çalışacağız.

Önce meselenin başlangıcını dile getirelim isterseniz. Türkçeye yerleşmiş Arapça ve Farsça kelimelere ifrit derecesinde sinirlenip karşı çıkan bu güzide edebiyatçımız Türkiye’ye döndükten ancak 6 – 7 yıl sonra bu dile yerleşmiş ve dinî anlam sahasına ait kelimelerin Türkçeden atılamayacağı kanaatini dile getirmeye başlayabilmiş. Fakat 1938 yılında sürgünden döndükten sonra neredeyse kesintisiz 6 – 7 yıl boyunca dinî anlam sahasına ait olup olmadıklarına bakmadan Arapça – Farsça kelimeler aleyhine bir dolu yazı kaleme almış ve bunları yazdığı gazete ve dergilerde okurlarıyla paylaşmış bir yazar. Buradaki yazılarda değil, ama başka yerlerde daha önce kaleme aldığımız yazılarda atıf yaptığımız bir yazısında güzide edebiyatçılarımız arasında mümtaz bir yere sahip olan Refik Halid Karay Kelimelerin Hatırlattığı Kelimeler Lügati olarak karşılanabilecek Fransızca bir lügatten bahseder ve benzer bir lügatin Türkçede de biran önce hazırlanması gerektiğine vurgu yapar. Bir edebiyatçı, bir yazar olarak da kendi halinde böyle bir çalışmaya katkı yapabilmek adına bazı yazılar kaleme alır. Bir kelime ele alır ve bu kelimeden hareketle hatırladığı kelimeler üzerine düşüncelerini dile getirir. Refik Halid Karay’ın ele aldığı kelimelerden biri de Ramazan kelimesidir. Yazarın sözünü ettiği lügat “müteradif ve zıt anlam” üzerine bina edilmiş bir lügat değil! Bakın Ramazan kelimesi Refik Halid’e hangi kelimeleri hatırlatıyormuş:

Oruç, savm, saim, sıyam, şehri sıyam, mağfiret, imsâk, iftar, sahur, mahya, teravih namazı, kadir gecesi, sadakai fıtır (buğday – arpa – üzüm – hurma – a’la – evsat – edna). Ramazaniyelik, güllâç, diş kirası, misvak, hafız, hafız okutma, vâiz, vaiz verme, hatim, hatim indirme, hatim duası,  mukabele, cami, mescit, tesbih, ödağacı, yasin, sakalı şerif, ‘merhaba ya şehri ramazan’, oruca niyet, ağzı mühürlü, (oruçlu mânasına) iftariye: pide, reçel, simit vesaire, ramazan hazırlığı, ramazan karşılamak, üç aylar, on iki ayın sultanı, sergi, tiryaki, ağız çalkalama, oruç hali, oruçlu ağızla, oruca niyet, oruç bozma, oruçlu, oruç keyfi, orucu başına vurmak, ramazan topu, top bekleme, ezan, saat, davul, bekçi, beyit, mâni, arife, hırkai şerif ziyareti, Karagöz, tiyatro, kürsü şeyhi.

            Alıntıda Refik Halid’in imlasına dokunmadık. Ayrıca mesela oruca niyet iki defa yazılmış olmasına rağmen biz eksiltmedik. Sadece Ramazan kelimesiyle bile bu kadar kelimeyi bir çırpıda sayıveren yazarın tüm bu kelimelerin ortadan kaldırılması için canla başla kavga verdiğini anlamakta halen güçlük çekiyorum. Üstelik alıntıladığımız bu kelimeler Ramazan kelimesinin sadece ibadetle ilgili alanının çağrıştırdığı kelimeler. Bir de ay ile ilgili çağrıştırdıkları var ki sütunlar almaz!

            Mesele bitmedi, ama epey uzadı. Kaldığımız yerden devam edeceğiz.

            Bu arada herkesin mübarek Ramazan Bayramı’nı kutluyorum.

Yazarın Önceki Yazıları
Bugün 30 Temmuz 2016 30.07.2016Meclise saldırı Devleti yok etmeyi amaçlıyor! 29.07.2016Anadolu Ajansı destan yazdı 26.07.2016Medya ikili oynadı! 25.07.2016Kim bu fuatavni? 22.07.2016Fısıltı gazetesi kuryesi kimin kuryesiydi? 20.07.2016Bu bir darbe değil, İMHA HAREKÂTIYDI! 18.07.2016İnsan bu kadar mı ucuz! 29.02.2016Kanal D haberleri ya da insan bu kadar mı ucuz? 22.02.2016Merhametten maraz doğdu işte! 19.02.2016Aşk –ı Hece’de muhabbet vardı 22.01.2016ODTÜ’de namaz hep sorundu 15.01.2016ODTÜ’den Amerikancı yetişir 13.01.2016Geçen gün ömürdendir 12.01.2016Hece bunu hep yapıyor! 11.01.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.